Oscar Wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oscar Wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.4.18

Günlük, Biten Kitaplar....

Sabahları uyandığım da havanın aydınlık olmasını seviyorum, bir de pencereyi açınca içeri dolan kuş cıvıltıları yok mu :)
Kendim de tek şikayetim "enerjimin düşük olması" uzun zamandır hep bir halsizlik hali var üzerimde.
Şöyle sabahları enerjik uyanıp hop güne başlamayı çok özledim.
"Neyin telaşı var" derseniz, inanın bende bilmiyorum. Bir bilsem!


fotoğraflar netten alıntıdır.
Bu aralar yine evin içine takmış durumdayım.
İlk önce mutfaktan başladım. Konsol ve mutfakta ki dolapların içinde ki tüm  gereçleri çıkarttım; salonun ortasına masaya yerlere yığdım ama her şeyi... bardaklardan, çatal bıçaklara kadar her şeyi... sonra da kullanmadığım ne varsa hepsini ihtiyaç sahiplerine gönderilmek üzere poşetledim.
Ve kriterim de "iki yıldır kullanmadığım her şey".... o kadar yer açıldı ki mutfak da anlatamam. Bir ara hatta böyle bir kitap vardı hatırlarsanız.
"Derle, topla" gibi bir şeydi Japon bir yazarın kitabı idi.
Şuan dolaplarım da sadece kullandığım eşyalar var.
Sıra yatak altı baza da...... Havalar biraz daha ısınsın, "yazlık-kışlık" yaparken oraya da el atıcam. Hurçların içine kadar döküp eliycem.
"Oh be dünya varmış" dedim resmen.

Gelelim kitaplara... 📕
Elimde bekleyen kitaplar azaldı. Çook mutluyum. 10 tane kaldı ve onlar da bitsin hemen listemde ki kitapları almaya başlayacağım.😊
Geçen sene almıştım bu kitapları.
"KARTALLAR VE MELEKLER  /  JULI ZEH"
Yazarın dilini sevdim ve bakış açısı doğal geliyor okurken.
Ama bu kitap da çok sıkıldım. Arka kapak yazısı ile içerik biraz farklı idi.
İçerik olarak daha çok "uyuşturucu ticareti"ne değinmiş ve bazı detaylar çok uzatılmıştı.
Bu kitabı akıcı okuyamasam da yazarın anlatımını sevdim.

ARKA KAPAK YAZISI;

Jessie, telefonda Max ile konuşurken kendisini vurup ölmüştür. Bunalıma girip evine kapanan Max bir radyo programına telefonla katılıp sorunlarından söz eder. Programın sunucusu olan genç ve güzel Clara günün birinde Max'ın kapısını çalar. Ondan sonra her adımda insanı şaşırtan, Max'ın "şimdi"ye tutunma çabası içinde geçmişin hayaletleriyle boğuştuğu müthiş bir hikâye başlar. Ama bu romanda hiçbir şey göründüğü gibi değil. Balkanlar'daki iç savaştan, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecine ve uyuşturucu ticaretine dek uzanan korkunç bir ilişkiler ağının yarattığı muammanın içine davet ediyoruz sizi.
"Avrupa'nın büyük bir bölümünün savaş yüzünden mahvolduğunun farkında mısın? Sağ kalanlara ihanet edildi, aşağılandılar ve unutuldular."
Juli Zeh'nin ilk romanı Kartallar ve Melekler, insanı yalnızca düşünmeye zorlamakla kalmayıp içine işleyen, öfke dolu bir yapıt. En küçük ayrıntısında bile bir pırıltı gizli. İdeolojilerin çökmesinden sonraki dönemde karşıt dünyaları, okuyucuyu dehşete düşürerek gözler önüne seriyor. Trajik kahramanları Max ve Jessie’nin sıradışı ve umutsuz aşkının anlatıldığı romanın arka planında Balkanlardaki dram, hukukun aczi, soykırım, uluslarası çıkar ilişkileri ve şebekeler sorgulanıyor.
Tüm olayları anlatmada kullanılan akıcı ve güncel dil, romanın kahramanlarının duyarlılığını ve güven yoksunluğunu da ortaya seriyor. Romanı okurken şimdiki zamanda sunulmuş bir anlatıyı dinler gibi oluyorsunuz.



"SESSİZLİĞİN GÜRÜLTÜSÜ"

Juli Zeh'in 2001 yazında çıktığı Bosna yolculuğunun izlenimlerinden oluşan Sessizliğin Gürültüsü, doğanın büyüleyici güzelliğiyle yıkımın iç burkan izlerinin iç içe girdiği, savaşın hayaletinin hâlâ her yerde kol gezdiği bir ülkeyi yalın bir şiirsellikle anlatan etkileyici bir kitap. Gezi boyunca yaşadıklarını derin bir duyarlılık ve ince bir mizah anlayışıyla aktarırken bir yandan da savaşın doğasını, sebep ve sonuçlarını sorgulayan Zeh'in akıcı anlatısı, küçük öykülerden örülü bir roman tadında.
 Böyle diyor arka kapak yazısın da ve okurken de anlatı kitabı olduğundan akıcı bir şekilde ilerliyor kitap.
Yazar savaş sonrası köpeği ile Bosna'ya yolculuk ediyor ve karşılaştığı detayları anlatıyor. Özellikle bakış açısını çok sevdim.
Ve kitabına ismini veren cümle geçiyor orta sayfalara doğru....
Mesela bir kurşun yemiş duvara bakıp yaptığı gözlem ve yorum çok etkiledi beni.
Eğer anlatı kitaplarını seviyorsanız bu yazara da bir göz atın. Ara da yorucu olsa da kalemi kuvvetli.

Son kitabım da;
Dönemine göre biraz farklı bakış açısı ve anlatımı var yazarın.
Bu öykü kitabını da oğullarına yazdığı yazıyor arka kapak yazısında. Ama siz okurken hiç sıkılmıyorsunuz.
5 öykü var ve 56 sayfa.
Yazar bu kitabında daha çok toplumsal ve ahlaksal olayların hikayesini anlatmış.
Hatta ben dün okurken bir tane öyküsünü sesli okudum, bakalım Umay ne tepki verecek diye. Oyun oynuyordu.
Bir ara durdum, kızım da kafasını kaldır ve "anne deve nolmuş okusana" dedi.
Hoşuma da gitti :)))
Böyle işte kısa ama dolu bir kitaptı Mutlu Prens.


Uzun bir yazı oldu.
Selamlar iyi haftalar 🙋🙏


8.3.18

Güne dair/ Dorian Gray'in Portresi

Geçen gün Umay şakacıktan telefonda konuşuyor numarası ile oyun oynuyor.
Sonra telefonu kapatırken hiç bir şey demedi. Bende hemen;
----- Umay'cım telefon görüşmemiz bitince "görüşürüz" diyoruz dedim.
Kızçem de;
----- Ama anne telefonda ki kişiyi tanımıyorum o yüzden "görüşürüz" demedim.
dedi...

Tabi ben hak verip susup düşündüm. Ne kadar masum ve olması gereken bir düşünce değil mi?
Tanımıyor ve demiyor....biz olsak...
Bazen oyun oynarken onu izliyorum yada beni yönlendirmelerine bakıyorum o kadar saf, temiz ki...
Neyse o......
Ve ne kadar netler ..
Acaba dedim " biz ne zaman içimizdeki çocuğu unutuyoruz?"
En ufak şeyden mutlu olmayı ne zaman yitirdik? vs... uzar tabi bu soru listesi.
Çok seviyorum çocukları izlemeyi, verdikleri tepkiler....

Çok şükür iki gündür çok iyi ve okula gitti bugün. Enerjisi tavandı tabi. Aaa bak unutmadan anneler size de sorayım; bu çocukların uykusu bile olsa bu enerjiyi nereden buluyorlar yahu? 😕
Gözünü açıyor " anne içeri gidip oyun oynayalım mı?" dan tutun, akşam uykusu öncesi yine aynı soru...
Tabi öncelik oyun oluyor bazen de öncelik işim oluyor o an ki duruma bağlı olarak. Bazen de pilim bitiyor ama  tabi çocuk isteyince... biraz akan sular duruyor, bir daha gelmeyecek bu zamanlar, an'lar ve yaşlar...

Geçen hafta ve bu hafta başı evde geçti. Bugün de Can'ım kadar sevdiğim arkadaşım, dostum Gülcan'a gittim. Şu Marmaray büyük rahatlık. Aksi takdirde otobüsle iki saate yakın sürüyordu gitmek....


Hiç tereddütsüz, sakınmadan konuştuğum, anlattığım ender dostlarımdan biri. 
Yine bolcana sohbet, kahkaha ve anlatı dolu bir gün oldu....💖


Bir de geçen hafta  Dorian Gray'in Portresi/ Oscar Wilde kitabını bitirdim.
Yazar: Oscar Wilde
Çevirmen: Bilgin Selen Haktanır
Yayınevi :İndigo Kitap
 
  
  
 İndigo Yayınlarının kitap baskıları güzel, tek sıkıntı çok fazla devrik ve hatalı cümle ve kelime vardı. Bir iki tane olunca sorun değil de çok olunca rahatsız oluyorum. Onun dışında çeviri iyiydi.
Tabi bur da bir de yazarın tek romanı olması da ilginç geldi.
Tek roman ve dünyaya mal oluyor neredeyse. 
Zamanın da yasaklanmış,  ve yıllar sonra tekrar gündem de.
Tabi kitabın içeriğine baktığınız da bir ressamın ( basil) bir gence olan tutkulu bir hayranlığı, Lord Henry'in filozof yanı ve devamlı hayatla ilgili realist yorumları, balolar, yemekler ve en önemlisi de kişinin kendine büyük hayranlığı ve yaşlanmaktan korkması...
Sonrası tabi bir kere bir yalana başlayınca nasıl gerisinin geldiğini, hatta işin ciddi boyutlara vardığına, o gösterişli sohbetler de dönen oyunlara filan tanık oluyoruz bu kitapla.
Bir solukta okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap oldu.
El değmemiş bir ruha sahip olan Dorian Grey, ressam Basil Hallward tarafından çizilen portresini gördükten sonra bu saf hâlinin yok olacağını anlar ve sonsuza kadar genç ve güzel kalmak için ruhunu şeytana satmaya karar verir ve bu isteği gerçekleşir. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi bu değiş tokuşun bedeli de ağır olacak cinstendir. Dorian Grey, şeytanlaşan ruhuyla yüzündeki o saflığı ve güzelliği yavaş yavaş kaybetmeye ve çirkinleşmeye başlar. Önceleri güzelliğiyle etrafındaki herkesi etkilemeyi başarmış olan Dorian Grey’in portresi artık yozlaşmayla, kötülüklerle ve skandallarla yan yana durmaktadır. Yaptığı bu seçimin sonuçları gün geçtikçe ağırlaşmakta, Dorian'ın zulmü ve şeytani hâlleri aynı şekilde artmaktadır.

İngiliz edebiyatının akışını etkileyen ve edebiyat dünyasında pek çok tartışmaya sebep olan Oscar Wilde’ın bu tek romanı iyi ile kötüyü birleştiren, estetiği sorgulayan ve bir yazar olarak Wilde’a ün kazandıran muhteşem bir eser.

(Tanıtım Bülteninden)


Hamur Tipi : 2. Hamur
Ebat : 12,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım
Sayfa Sayısı : 352
Medya Cinsi : Ciltsiz