Tv Program etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tv Program etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.5.17

Çoçuklarımız Neden Mutsuz? Gündem Özel Programındaan...

Birkaç haftadır hafta sonları CNNTürk'de Gündem Özel programına denk geliyorum ve hem konukları he konuşulan konular epey güzel ve faydalı oluyor.

Bu hafta sonu konusu "Çocuklarımız Neden Mutsuz?" 

Bu çok önemli bir mesele bence... çünkü herşeye sahip ama kişilikleri gitgide geride kalan, odaklanmada ve sosyalleşmede sorun yaşayan çocuklar yetişiyor....

Tabi en başta eğitim var ve ilk eğitim evde başlıyor.
Konuklarının arasında eğitimci, öğretmen, teknoliji yazarı, psikolog vardı...

programı izlemek isterseniz tıktık...



Genel olarak varılan kanıda "mutluluk kadar mutsuzlukda normaldir ve kişiyi ehlileştirir" dediler.
Evet eğitim sistemi bizde çok yanlış...

Ama en önemlisi çocuklarımızı şartsız, koşulsuz sevmeliyiz ve başarıyı illa ki yüksek mevki iş olarak baz alıp karşılaştırma yapmamalıyız.

Çünkü gerçketen de yaşam demek yüksek mevkili bir iş demek değildir.
Elbet kimini mutlu eder bu kimini de biyerden sonra sıkar.
Ama kriter bu olmamalı.

Ayrıca konuştukları konulardan biride; çocuğun eğer başarısız olursa hem ailesi tarafından hemde çevresi tarafından utanç duyulacağı, eleştirileceğini düşünüyor ve devamında da "kaygı" geliyor. Böylece hayatı hep kaygılı "elalem ne der" le yaşamyı öğreniyorlar.....

Elbet hayatta kaygı, endişe önemli duygular çünkü bizi korurlar ve kendimizi korumayı, zihnimizi ehlileştirmeyi öğreniriz bu duygularla... jerşeyin fazlası nasıl zararsa bu duygularında fazlası ve herşeye karşı hissetmesi bize zarar.
Zamanla içe kapanıl yada "beni sevsinler" diye bişeyler yapan, başaran nesillere dönüyor çocuklar.

Anladığımı anlatmak ve yazmak isterim dostlar... bu konuda uzman değilim ama iyi bir gözlemleyici ve dinleyiciyimdir. Öğrendiğim şeyi "ben biliyorum zaten" deyip kenara da atmam. Muhakkak kendi içimde muakeme eder, hayatıma uygularım.

Öğrendiğim birşey varsa "her çocuk özel ve mükemmel"
evet bazı genetik faktörler bazı çocuklarda öne çıkıyor bunlar istisna...

Ama çocuklarımızı yetiştirirken yaptığımız en büyük hata bana göre; bir davranışı yapmalarını beklerken ödüllendirmek.
Örneğin; kızım şunları toplarsan sana çikolata veya neyse işte ondan vericem yada alıcam..
Neden efendim.. eğer dağıttıysa ve toplaması gerekiyorsa toplamalı. Herşeyin karşılığı olmamalı...

Kızımı yetiştirirken en büyük öğüdüm; her zaman başarılı olamayacağı veya zaman zaman düşebileceği de ama önemli olanın ayağa kalkması ve devam etmesi.
O yüzden bazen düşünce yada birşeyi yapamadığında "anne normal bişey dimi yeniden deneyeyim" diyor...
Çünkü hayatı boyunca hep başarılı olamaz, yer yer düşmeyide öğrenmeli ki zoru başarsın, bazen istediği herşeyi elde edemeyeceğini öğrensin..
Ve en önemlisi ona olan sevgimizin karşılığının olmadığını bilsin.
Neyse efenim konu biz değiliz tabi ama parkta veya sokakta karşılaşıyorum ve öyle üzülüyorum ki...
O annelerin çocuklarına davranışları, konuşmaları, kimi çocuk düşünce yada elindekini düşürünce hemen çocuğuna "oğlum/kızım gerizekalı mısın bi sahip çıkamıyorsun elindekine" falan diyorlar nasıl sinir oluyorum anlatamam....

Onlar bize emanet... En güzel anlatımı Halil Cibran yamış ve günümüze kadar da gelmiş. Herşeyin özeti var bu şiirde...
Ara ara okumak ve hatırlamak gerek....



Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
 
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever. Halil Cibran

Kaynak: http://www.estanbul.com/halil-cibran-cocuklar-91090.html#.WQhTLGyhlaQ

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever. Halil Cibran

Kaynak: http://www.estanbul.com/halil-cibran-cocuklar-91090.html#.WQhTLGyhlaQ




1.3.17

Kilo Problemine dair...

TLC diye bir kanal var bilmem denk geldiniz mi? İLginç programlar oluyor bu kanalda...
Eğer benim gibi tv izlemeyi pek sevmiyorsanız bu kanal arada iyi gidiyor. :)
Özellikle Temizlik Hastaları yada Temizlik Takıntılıları diye çevrilmiş de olabilir bir program var... Favorimdir. :)))


Bugün yine gezinirken bu programa denk geldim. Bir bakayım derken sonuna kadar izledim...
Belirli bir kilonun üzerinde ki 8 kadının kilo verme yolunda ki mücadelesini anlatıp, aktarıyor.
Bugün ki bayan 33 yaşında ve 238 'di sanırım kiloydu...
Tabi yaşantısını anlatınca sorunlarla başa çıkmak için yemeğe vermiş kendisini...
Annesi ile arası açıkmış o zamanlar, kızkardeşleri evlenmiş ve daha çok yemeğe başlamış kızımız...
Şimdi ise artık daha fazla harekete demediği için kilo verip hayata tutunmak istiyor.
Aslında güzelde bir işi var. Tiyatro'da kostüm tasarımcısıymış...

Benim izlediğim bölümde artık ameliyatını oldu ve yeni bir yaşam için mücadelesi devam ediyor.
Terapiste gitti, konuşmadığı kardeşi ile dertleşti, annesi ile olan sorunlarını konuştular vs.. bakalım bundan sonrası ne olacak. Bir yılda ameliyat sonrası ile beraber 80 kiloya yakın  kilo verdi.. hedef daha fazlası tabi...
Psikolojik olarak fenaydı kız. Hatta doktora giderken, eğer ameliyat olamayacağı söylenirse hayatına son vermeyi bile düşündüğünü söyledi...


İzlerken ister istemez kendimi düşündüm... Sonuçta benimde yaklaşık 21-22 yaşımdan beri bi kilo problemim var. Aslında kendimi bu halimle çok seviyorum. Ki yemek yemeği de seviyorum... işte ironi burda başlıyor.
Çünkü hem kilo vermek istiyorum hemde yemek yemekten vazgeçmek istemiyorum.
Sağlıklı beslenmeye dikkat etmeye çalışsamda hareket halim az ve tam bir tatlı tutkunuyum.
Ve alışverişe çıktığımda istedğim tarzda kıyafetleri bulamamak, alamamak beni çok daraltıyo.
Çünkü sanki hepimiz slim fitmişiz gibi mağazalardaki kıyafetler.
Hele Koton ve Mango'da ki L bendeler bile S beden gibi...
 Ki ben kendimi aslında çokda kilolu bulmuyorum. Evet fazlalığıö var; şöyle göbeğim dümdüz olsa, bacakalar da kalın olmasa fena olmaz hani...
Ama ne yapayım bir türlü o incecik kızlardan olamıyorum. Hoş öyle bir derdimde yok inanın.
Ama yaş ilerledikçe sağlıklı bir yaşam ve yaşlılık istediğimden dolayı artık daha fazla dikkat etmem gerekiyor diye düşünüyorum.
Kendimle barışık biriyim ve bu halimi gerçekten de çok seviyorum...ama gel gör ki yaş aynı kalmıyor... yaş aldıkça kilolar aynı kalsa da göbekdi, basendi, kalçaydı aynı kalmıyor valla blog...

Belirli bi yaştan sonra sağlık sorunlarımla koşturmak istemiyorum.

İleride ki planlarım arasında bunlar yok.. Daha çok kitap okumak, kocamla kahve keyiflerim ve gezme hayallerim var.
Tabi kızı unutmamak gerek :))))

Hatta kardeşim; o zamanlar bekarım daha. Çok kızardı fazla yemek yememe. Abal derdi; inan sana diyorlardır " yüzün çok güzel, sen bu halinle de güzelsin" kanma onlara...
Zaten genelde kilolu olanların yüzü hep güzel oluyor deyip beni gaza getirmeye çalışırdı.
Ama anam ablasında hiçde o gaza gelme halleri olmadığından, belirli bir kilo verip alma hallerim halen devam etmekte....

Bazen öyle sinir oluyorum ki istediğim tarz da giyinemediğim için, beden bulamadığım için...

  İşte hem bu sebeplerden hemde aşağıda yazdığım sebeplerden "hadi Gülşah "diyorum kendime...,
Şöyle biraz gayret et, sağlıkla yaşa harekete geç...
Çünkü bende ki en büyük kayıp, yaşamımda hareketin az olması, spor desen oda yok ama birkaç video baktım evde yapmaya başlayacağım.
Birkaç poşet taşıyayım hemen kollarım ağrıyor. Hatta evdeyim ama çoğu zaman bacak ağrılarımda oluyor...onu fark ettim.
Netten biraz araştırdım, az uyku, fazla kahve tüketimi ve anemi de yaparmış bacaklarda ağrı.
Özellikle oturuken yada yattığım zaman çok fazla hissediyorum. Zaten bende de belirtiler aynı, yazan nedenler de mevcut...
Ama erkenden yatamıyorum blog olmuyor valla. denedim bu seferde gece çok fazla uyanıyorum...

Ki şimdi bile bak bu saatte yazımı yazıyorum, sonra da gidip kitabımı okuyacağım. Sonrasında da artık ya 2 yada 3 gibi yatarım. Sabah da kızla beraber 9 da kalkarız....

İŞte izledğim bir programdan buralara kadar geldim.

Ben kaçar. İyi geceler okuyucu.








8.2.17

Okuyamıyorum Gazete artık....

Geçen gün sırf kitap eki veriyor diye Hürriyet Gazetesi aldırdım bizim beye. 

Ve sadece eki alıp diğer gazeteleri geri dönüşüm poşetine attım...
Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde kız uyuduğunda günün muhakemesini yaparken, artık gazete okumadığımı fark ettim...

Hatta haberlere bile bakmaya ihtiyaç hissetmiyorum çoğu zaman...
Bazen bir kaç günde bir "aa hiç haber izlemedim bakayım neler olmuş diyip", sırf haber yapan kanalları açıp bir süre dinliyorum.


Oysaki daha gençkene ( şimdi de gencim yahu neden böyle yazdım  :)))    ) özellikle haftasonu Cumhuriyet, Hürriyet ve Sabah Gazetelerini alır, masanın başına oturur okurdum hepsini. Sevdiğim yazarları takip ederdim.

Hatta ilk ben okurdum gazeteleri, ben okumadıysam vermezdim kimseye okusun diye. Neden derseniz karman çorman etmesinler diye...
Şimdi düünüyorum da ne gerek var okuyan istediği gibi okusun dimi...olmaz ben düzenli okuyorum der ve önce ben okurdum.
Evde sorarlardı " Gülşah okudun mu gazeteleri, alıyoruz bak" diye. :))
O kadar vermezdim işte anlayın okumadan.

Zamanla gazetelerin ve haberlerin tek taraflı yazdığına ve yayın yaptığına inandığımdan almamaya başladım.
İzlersem bi Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya haberlerini izliyorum. Onlarn da sunumları, fikirleri bana daha yakın geliyor.

Oysa ki okunmalı, bilinmeli gündem, Ülke Gündemi değil mi?
Onda da çözümü Twitter'a bakıyorum, ordan okuyorum....

Bak şimdi bir ek den nerelere gittim....

Yalnız hala favori gazetem Cumhuriyettir. Eğer yola gideceksem ya dergi alırım yada bu gazeteyi.
Çünkü içinde ki bir çok yazarı takip ediyor ve okuyorum.


Bugün güzel bir gün olsun...




23.1.16

Hepsi Alev Selim İleri ve bende ki zamanaızlıktan haberler.

Yok yok ben bu zamanı bir türlü etkin,  programlı kullanamıyorum.... Bir kaç gündür kız erken uyuyor. Ben de o erken saatleri değerlendirmek istiyorum ama bir türlü beceremiyorum...
Mesela bugün de erken yattı,  aldım elime tabletimi; dedim ki kendime,  önce blogda ki yeni yazıları oku sonra da kendim yazayım... Ama bu saat oldu ben anca yazabiliyorum.
Evet evet okudum yeni yazıları  ama bu aralar tableti yada telefonumu hangi amaç için alıyorsam ben tam tersini yaparken buluyorum kendimi....
Ya İnstagram'a bakıyorum ya Facebook'a  fotoğraf ekliyorum ya kitaplara bakıyorum. Yapacağım şeyi en son yapıyorum ve o arada ya kız memeye uyanmış oluyor yada benim enerjim tükenmiş oluyor. Çünkü bide kitap okumayı istiyorum ve kitabıma kalan zaman bu aralar çok az oluyor.....
Bide akşamları belirli saatten sonra başlayan ve takip ettiğim tartışma programları var,  onları da etkin dinleyemiyorum çünkü aklımın bir köşesi sessizlikte de oturmak istiyor..
Yani anlayacağınız bu aralar aynı zaman diliminde birçok şeyi aynı anda yapmak istiyorum ve hiçbirini tam yapamıyorum.................
...........
Bu da geçici bir süreç diye düşünüyorum ve kendimi avutuyorum...
Tabi bu arada bir kitap bitirmişliğim ve bir film izlemişliğim var a dostlar.
Kitap "Selim İleri / Hepsi Alev"  romanı. Yazarın hayata bakışını,  tavrını, duruşunu ve cümlelerini hayranlıkla takip ettiğim biri. Ama nedense bugüne kadar hiç kitabını okumamıştım. Hep almak için yine bilmediğim bir nedenden ötürü ertelemiştim...
Bu sene Üsküdar Sahaflar Gününden iki kitabını almıştım.  Bunlardan biriydi bu kitap da..
Yalnız yanlış kitapla başladım sanırım yada yanlış zamanda başladım. Konu olarak mitolojik bir roman. Ama ben bir türlü okurken adapte olamadım. Sırf yazara saygımdan yarım bırakmak istemedim ama tam olarak kavrayamadım da. Sorsanız içeriğini, konuyu anladım ama nasıl desem eksik kaldı bende birşeyler.
Ki yazar siyaseti,  toplumu, bencilliği ve kadınsal gücü iktarda nasıl kullanıldığını çok güzel aktarmış....
Bir daha okunmak üzere ki bu sefer doğru zamanda)  rafa kaldırdım.....
Filmlerden de "Yetenekli Eller: Ben  Carson" du. Film 2009 yılı Amerikan yapımı.
Konusu gerçek hayattan alınma ve konusu geçen doktor hala işini yapmamtaymış.
Konu olarak da bir annenin tek başına çocuklarını  okutması, onlara ne olursa olsun destek olması ve yüreklendirmesi çok güzel işlenmiş.
Küçükken kendine çok inanmasa da DR.Ben Carson annesinin ona olan inancı, desteği ile nasıl Beyin cerrahı olduğu ve neleri başardığını anlatıyor. Ki kendisi zamanında ilk yapışık ikiz olarak doğan kardeşleri ayırması ve ilklere imza atan doktor ünvanı ile meşhurmuş.
İzleyin diyebileceğim filmlerden.....
Haydin bana müsaade... İlgiyle izlediğim Önce Söz Vardı / NTV programı başladı.  :)
İyi geceler  blog.

18.1.16

Alışveriş Koliklik üzerine....

Günlerden pazar olunca biraz daha rahat takılıyorum/uz evin içinde. Birkaç rutin toparlama dışında oturmaya çalışıyorum/uz. :)
Özellikle haftasonu sabah denk geldiğimiz bir program var TRT HD kanalında. Daha önceleri "Temizlik Hastaları" üzerine program vardı. Çok titiz olan kişiyle dağınık evinin temizlenmeye ihtiyacı olan kişiyi eşleştiriyorlardı.
Bu sefer de "alışveriş hastalarının" programını yapmışlar. Elbette satın alma isteği, devamlı alışveriş isteği zamanla sınırları zorlamaya da başlar. Ve hastlaık olarak kabul ediyorlar.
Bugün bizim denk geldiğimiz program da 21 yaşında ve işsiz, bir oğlu olan bayanın evine gittiler. Şuan için devlet yardımı ile geçindiğini ve çok borcu olduğunu söyledi. Bütçe Uzmanı iki bayan da bu kişiye "parasını nasıl değerlendirmesi gerektiğini, harcamalarında nasıl bir kısıtlamaya gitmesi gerektiğine " dair bir program, düzenleme yaptılar ve 12 ayda borcunu ödeyeceği bir çizelge hazırladılar.
Programa katılan bayanın internetten devamlı alışveriş yaptığını, hatta ihtiyacı yoksa bile ucuz diye aldığı şeyleri olduğunu öğreniyoruz.
Bütçe uzmanları da hem biz izleyecilere hemde o bayana ufak tüyolar vermeye başladı.
Mesela bayan markete gittiğinde hep dondurulmuş gıdalar aldığını söylemişti. Artık ihtiyacı olanı ve daha taze ürünleri alması gerektiğini söylediler.
Çocuğunun artık kullanmadığı ürünleri internetten ikinci el olarak satabileceğini belirttiler.
Gardrobunda eksik ne varsa sadece onu almasını ve gerekirse ikinci el dükkanlara da bakabileceğini belirttiler.
Kredi kartı kullanmak yerine, eline geçen para ile idare etmesi gerektiğini ve öncelik listesini belirlediler.
v.s..... gibi şeyler. Denk gelirseniz izleyin derim. Güzel fikirler çıkıyor ortaya...

Bizim ülkemiz de bir ara böyle bir program yapılmıştı. Özlem Denizmen anlatıyordu hemde öyle basit güzel örneklerle anlatıyordu ki; uygulamamak olmazdı.
Parayı kullanmak herkesin harcı değil diye düşünüyorum. Bekarken hiç para tutamaz ne beğendiysem hemen alırdım.
Ve sonra da hep para biriktiren, kenara üç beş kuruşda olsa atan arkadaşlarıma özenirdim. Çünkü onlar da hem istediklerini alıyorlar hemde birikim yapabiliyorlardı.
Bence birikim yapmak ileriye, geleceğe dair önemli birşey.
Sonra sonra anlamaya ve izlemeye başladım kendimi. Ve artık az da olsa birikim yapabiliyorum.

Çünkü tasarruf önemli bir şey. Sırf ucuz diye almak kenara koymak o kadar gereksiz ki...
Deniz Hn.konuşmalarından ve programından hatırladığım kadarı ile; çocuklarımıza küçüklükten bazı şeyleri öğretmemiz gerektiğini, çocuktur harcasın mantığının doğru olmadığını dinlemiştim.
Örneğin alacak durumunuz varsa bile çocuğunuzun her istediğini hemen almayın, kumbarası olsun, gerekirse parasını biriktirsin ve alsın gibi yorumlar da dinlemiştim. Gayet mantıklı. çünkü bazı alışkanlıklar küçüklükten ediniliyor.

Böyle işte sizinle de paylaşayım istedim.
Bu arada Deniz Hn. sitesi için http://paradurumu.tv/kredi-karti-hangi-zamanlarda-kullanilmali/ buraya bir tık... güzel bilgiler veriyor.

İyi geceler iyi haftalar.






31.12.15

Okunacak kitaplar listesi......

Aslında aklımda güzel şeyler vardı hatta burdan da yazayım diye düşünüyordum ki......
Her hafta takip ettiğim bir program var, Trt1 de yayınlanan Gündem Ötesi/Pelin Çift.
Bugün ki konusu da "2016 Kehanetleri ve savaşlar, oyunlar"....
Konuklar da sağlam. Öyle şeyler söylüyorlar ki içim daraldı,  çocuklarımız geldi aklıma. Nasıl bir dünya bırakıyoruz....
Mesela daha öncede bu konuya benzer işlemişlerdi ;ileride su savaşları olacak, para oyunları oluyor vb... Devamlı olarak savaşlar olacak ama savaş denildiğinde aklınıza silahlı saldırı olarak düşünmeyin. Düşünce gücü ile olan savaşlar,  bize biz fark etmeden reklamlarla, filmlerle dayatılanlar.... Dinledikçe hiç hoş gelmiyor kulağa ama uzak da değil....
.......
........
..........................
Yeni yılla inşallah savaşlar azalır....

..........
.....................

Ben sizinle aslında 2016 da okuyacağım kitapların fotoğrafını paylaşacaktım. Ki aşağıda paylaştım sizinle.... 2015 de aldığım kitaplardan 42 tanesini okumuşum,  hedefim 50 idi.
Artık kalan kitaplarımı bitirip, yenilerini eklemeliyim. Alınacak kitaplar listem kabarık. Hele bide takip ettiğim bloglarda kitap listeleri paylaşılınca not ettiklerim de çoğaldı. 
Mesela okunacaklar kitaplar listeme bakınca;  mesela ben hiç Selim İleri,  Ayfer Tunç ve Oya Baydar okumamışım. Kalemi kuvvetli yazarlar diye düşünüyorum çünkü söyleşilerini okuyorum.
...........
Aslında yerli ve yabancı çok isim var böyle. Nasıl yetişicem bilemiyorum... Bide dünyanın gidişatını düşününce... Offff ya valla içim daralıyor.....

Bugünün en güzel yanı doğanın mucizesi olan kar yağdı. Açtık perdeleri izledik Umay'la. Tabi kızım çok şaşırdı havadan bir şeylerin yağmasına.
.......

Hadi ben kaçayım da programı izleyeyim önemli şeyler konuşuluyor..... Kaçırmayayım.

İyi geceler blog.

15.9.14

İzlediğim Programlar Başladı....


                                                                    

Veee çok sevdiğim, keyifle izlediğim dizi başladı. Sanırım sit-com olması ve belli bir konu olmaması hoşuma gidiyor. Nede olsa fazla televizyon izlemeyi sevmeyen biri olan benim için ideal bir dizi. :)) Elbet izlediğim programlar var ama fazla baktığım zaman televizyona; vakit kaybı geliyor bana. Müzik sevenlerdenim. İllaki müzik olacak...






Birde "Öteki Gündem" programını çok beğenerek ve ilgi ile takip ediyorum. Her hafta çok güzel konuları işliyor ve konunun uzmanı konuklar çağırıyorlar.
Sabahları zati pek bişey yok tv de, en azından geceleri güzel tartışma programları oluyor. Size de tavsiyee ederim arada bir bakın, belki ilginizi çeken konuya denk gelirsiniz.














 Dizi olarak bunu izliyoruz. Çok beğendim. Özellikle konusu ve işleyişi çok cesurca. Her ne kadar dizide geçen olayların ve mekanın hayal ürünü olduğu söylensede Ortadoğu meselesi güzel işlenmiş.  Bazen ailemiz için, bazen egolarımız için neler yapabileeğimiz... iyi anlatılmış.

Böyle diziler izlediğimde hep ülkem adına üzülüyorum, bizde ki dizi sektörünü ve konuları düşünürsek................