Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.1.25

Ortaya Karışık 🌟

 Selâm.🙋🏻‍♀️


Ne zaman okullar açıldı ne zaman ara tatil geldi modundayım bu hafta..

Ocak ayına hızlı bir giriş yaptık. Bu ay yoğun geçiyor. Resmen ayı yarıladık... Her ne kadar bir kaç senedir " yeni yıl kararlarını" yazılı yapmasamda, kafamda tik atıyorum 🙈 

Bu ay ne çok kayıp oldu sanat dünyasından.... Tanımasamda için buruluyor, TV'den tanıyor, izliyorduk...bir nevi uzaktan tanıdık gibi....

Okuma olarak da hızlı başladım. Yine ortaya karışık bir yazı oldu 🤭☺️


Enis Batur'un kendi deyimiyle "kitaplarla tutkulu ilişkisi" üzerine kurulu olan Kitap Evi, yazarın kişisel kütüphanesi ve bu kütüphaneyle kurduğu bağ üzerinden ilerleyen bir deneme. Kitapların yazarın hayatındaki yeri, kitaplarla kurduğu bağ ve bu bağın hayatına etkileri. Ozellikle "eril bakış açısı" yorumları ve kitaplarını evlat gibi sahiplenmesi üzerine düşüncelerini düşünürek okudum. Gerçekten de iyi bir okur olduğunuzda, kitabınızla kurduğunuz bağ bambaşka. 

 Başta hep kitaba ismini de verdiği konuyu bekledim, hangi satırda " mirası kimin bıraktığını" öğrenicez diye. Oysaki kitap bitiminde anladım ki önemli olan o değil. Yazarın da arayışları vardı ve o arayışlarda anılarına dönmesi, hissettiklerini anlatması vs.. asıl onlardı kıymetli olan.



"Erzurum Yolculuğu", Rus edebiyatının önemli yazarlarından Aleksandr Puşkin'in kısa bir hikayesidir. Puşkin, bu eserinde, bir yolculuk sırasında karşılaşılan insanlarla ve gözlemlerle ilgili izlenimlerini aktarır. Kitap, genellikle insan doğasının farklı yönlerini, kişisel gözlemleri ve toplumsal etkileşimleri derinlemesine ele alır. 


Yolculuk temasını, yalnızca bir yerden başka bir yere gitme anlamında değil, aynı zamanda içsel bir yolculuk olarak da görmek mümkündür. 


Puşkin'in eseri, aynı zamanda bir dönemin sosyo-politik yapısını anlamamıza da yardımcı olur. Erzurum'un kendisi, bir zamanlar Rus İmparatorluğu için stratejik bir önem taşıyan bir yerdi, bu yüzden Puşkin, bu yerin insanları, kültürü ve gelenekleri hakkında derin bir gözlem yapma fırsatı bulur.


Eserdeki anlatım tarzı, gerçekçilik ile romantizmin birleşimi olarak nitelendirilebilir. Yolculuk boyunca karşılaştığı halkı, orduyu kendi bakış açısı ile betimler. 


Puşkin'in edebi gücü ve gözlemci bakış açısı, hikayenin hem dönemin Rusya'sını hem de insanın evrensel özelliklerini derinlemesine yansıtmasına olanak tanır.

Kısa ama dolu dolu bir kitaptı. 


14.8.23

Ruh Adam Nihal Atsız Ve İclal Aydın

 

Selâm 🪷 #ruhadam H. Nihal Atsız tarafından okuduğum ilk eser. Sanırım son olmayacak 🙈 Biraz ön yargılı idim yazara, neden derseniz inanın bir sebebi yok hatta yazar hakkında hiç bir bilgim bile yoktu. Çok düşündüm ve aklıma gelen tek şey "kapak tasarımı ve isim kısmının" itici gelmesiyle oluşan ön yargılarım...🥺 Ne kötü bişey şu bilmeden ön yargılı olmak...... Kitap bitince yazarın hayatını okudum ve kitabında ne demek istediği daha bir oturdu kafamda. Anladığım kadarıyla dik bir karakter Nihal Bey. Türkçülük'ü ömrü boyunca savunmuş, hapis yatmış ve kitaplarında da bunu işlemiş... Düşünceleri sebebi ile sık sık yargılanmış anladığım kadarıyla... (Sonra Tuğbaaaammm dedi ki; Gülşahhhhh "Ruh Adam" okudun mu? Hayır dememle, mutlaka okumalısın arasında ki konuşma sonunda, kitaplığından kaptığım gibi okudum ☺️ hatta bana Canım Zelişim'de eşlik etti 🙏🏻💞) 💫💫💫 Kitabın konusuna gelirsek; Selim Pusat kıralcılığı savunan bir askerdir. Düşünceleri yüzünden mahkemeye çıkar ve görevinden men edilir... Sonrası olaylar başlar. Aslında bir nevi Türk Milliyetçiliği'nin o dönem girdiği çıkmazı da anlatıyor sanki.... Kitap aslında bir kendi nefsi ile mücadeledir. Yalnız yazarın öyle bir olayları anlatışı var ki, kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Kitap birazda sembollerle anlatıyor hikâyeyi, ve en güzelide felsefi yanı; akıl ile nefsin nasıl da mücadele ettiğini, bazen biri üste çıkarken, bazen de diğerinin üstün gelmesini okumak güzeldi.... Bir de kitabin bir destanla başlayıp, hikâyeyi bağdaştırıp anlatması çok güzeldi. Mutlaka okuyunuz, dediğim kitaplardan oldu naçizane.... 

Sıcaktan bayılmadan bu yazı atlatırsak ne âlâ....🌡️ ruhuma; yazıları, cümleleri, anlatımı hep iyi gelmiştir iclalaydın'ın.... #bunusenoku kitabı bitti.... Bu tarz anlatımlarda favori kitabım " Kağıt Kesikleri" hatta o kitabın devamı gelecek demişlerdi o dönemlerde ama gelmedi...🫣 İlk çıktığı zaman almıştım #söylenmemişsözler kitabını.

( kitabı paylaşımımdan sonra okudum. Yine içime çok iyi geldi. Tabi yazarın okumadığım kitabı olmayınca, anlatım tarzı artık bildik geliyor. Bu sefer kitabın sonunu çok beğendim. :))  )

 Nedense bazı sevdiğim yazarların kitaplarını alır almaz okuyamıyorum...🫣 Zamanını bekliyor kitap ve o zaman gelince elim direk o kitaba gidiyor. Böyle yazarlardan biride "Elena Ferrante" benim için.☺️ Napoli Serisinin son iki kitabını aldım seneler evvel ama hâlâ zamanını bekliyor. Çünkü onları da okursan seri bitecek ve kızlarla vedalaşmam gerekecek... Sanırım bu ayrılığı geciktiriyorum......... 📖📖📖📚 Geçen akşam tamam dedim şimdi sırası İclal Aydın okumanın.... Yine içimde bir yerlere dokunuyor cümleleri.... Dokunuyor çünkü içimde bir yerler var, sessizce duran, kelimelere dökülmeyen ve dökülmeyecek olan ... Velhasıl bu hafta böyle işte..... 

🙋🏻‍♀️🙋🏻‍♀️🙋🏻‍♀️🙋🏻‍♀️ Serin geçsin gününüz 🙏🏻🪷

26.2.23

Ruha İyi gelenler...

 Bu aralar TV'yi kapattım... Hatta Twitter açtım haberleri takip etmek için... İçimde ki yangın, acı soğumadı... Yüzüm ara ara gülüyor, bazen gerçekten de gülüyorum, hayat devam ediyor...bazen kızçeyle kuduruyoruz.... Normal tabi bunlar... Ama hep arkasından, içimde bir yer acıyor.... Her iki duyguyu da yaşıyorum... Özellikle Umay'ın yanında daha güçlü duruyoruz... Çünkü henüz bazı şeyleri tam anlamlandıramıyor., Haklı da.... Şu küçücük yaşına bir pandemi bir deprem sığdırdı diğer çocuklar gibi....

Neredeyse son bir haftadır kitaplarıma döndüm... İyi geliyor çünkü başka türlüsü depresyona çıkartır.... Oysa ki ayağa kalkmak için aklıma da ihtiyacım var... 


BALIKÇILAR/ DMİTRİ VASİLYEVİÇ GRİGOROVİÇ 

Nobel ödüllü bir yazardan klasik bir  Rus Edebiyatı klasiği... Güzel yanlarından biri Rus isimleri ile sizi yormuyor....

On dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatının altın çağının en parlak isimlerinden biri kabul edilen ve Rusya’nın ilk köy edebiyatı yazarlarından olan Dmitri Grigoroviç, Balıkçılar adlı romanıyla Vakıfbank Kültür Yayınları tarafından çevrilmiş. Özellikle anlatım dili çok yalın ve akıcı.... O dönem de geçimini balıkçılık ile geçiren aileler ile sanayileşmeye başlayan devletin arasında ki yaşananları anlatmış. 

"Çok paranın olduğu yerde çok günah olur....." 



Karakterleri ve hikâyeyi çok sevdim. O dönemin kırsal yaşamını daha güzel nasıl anlatırdı bilemiyorum. Özellikle yerel halk ile sanayileşmeye yardım eden halk arasında ki detaylar, yaşananlar, o fabrika çıkışı erkeklerin içmeye gitmesi... Kadınların ev ile hamhâl olması, duyguların anlatımı... Çalışırken ki tutumları...iyi ile kötünün dengesi ... İki güne bitecek bir eser.

Lakin biraz yavandi kitap. Evet her karakterden parçalar vardı ama hep eksik gibiydi. Özellikle sonu sanki devamı varmış gibi bitti ya da yarım kalmış gibiydi... 

Ve çeviri için #leventözübek çok teşekkürler 🙏🏻


#gulsahinkitapligi

#balıkçılar




Gerçek bir hikâyeden uyarlanan bir kitap #eseklikutuphaneci 


Köy köy kitap taşıyan biri Mustafa Güzelgöz... Önce eşeği ile taşır. İster ki kadını, çocuğu, erkeği okusun öğrensin. Yılmadan, yorulmadan taşır, liste tutar, büyük şehirlere gider yardım ister.... 

Hikâyeye bakınca gerçekten de Ürgüp'te heykeli olan biri "Eşekli Kütüphaneci"

Öyle güzel anlatıyor ki Fakir Bayburt, kesinlikle hikâye anlatıcısı da olmalıymış.... Hüznü de sevincide içimize dokunarak anlatıyor..... 


🫏📚 Mübadele döneminde Ürgüp'ten Yunanistan'a göçe zorlanan ailesinin izini sürmek için gelen D.Katsikas Aziz ile tanışır ve hikâye ondan sonra başlar..... 

“Düşündüm: Ama ben ilçede kitaplık memuruyum; köylüye nasıl hizmet götürebilirim? Köylülere hizmet götürebilmem için köye dönük bir görevimin olması gerekir. Düşündüm: Var mı öyle bir görevim? Yoksa, yok mu? Belki vardır; iyi düşün bakalım. Düşündüm: Ben de kitap götüreyim! Ama nasıl götüreyim kitabı?(sy.46)”

 Der sayfa 46'da.... İşte başlıyor hikâye...

Geçen sene mıydı tam hatırlamıyorum ama Sevgili KitapSemasj ve grupları okumuştu. O zamandan eklemiştim listeme .... Bu zor günlerde, içimin içimi yediği günlerde çok iyi geldi kitap. 

Veeee sevgili Tuğba vesilesi ile de öne çekip okuduk kitabı... 🙏🏻✌🏻🪷

Mutlaka ama mutlaka listenize ekleyin diyeceğim kitaplardan bir oldu....





26.12.22

Tutunamayanlar Oğuz Atay

 "bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır."



Bu ay okuma grubumuzun kitabı"Tutunamayanlar" dı.... Oğuz Atay kitaplarını hep duyar ve hep okumak isterdim. Biraz da gözüm korkardı.... Lakin grup okumasi okunca zamani gelmiş Gülo dedim. 🤭

Başlarda çok hızlı ilerledim... Lakin bir yerden sonra o depresif ruh hali çok yordu beni... Hatta okuduğum dönem bende de bir karamsarlık olmadı desem yalan olur.... Biraz ara verip öyle devam ettim... Tabiki Selim Işık'ın düşünce yapısı çok bir yapı ve süreç... Devamlı sorgulamak, her bir hareketten anlamlar çıkarmak, aşırı düşünmek bir yerden sonra ruha sıkıntı..,.. böyle bir ruh halinin kişiye verdiği huzursuzluğu tahmin bile etmek istemem....🥺 Özellikle bilinç akışı tekniği, arada geri dönüşler ve sonrası ileriye dönük anlatımlar ile çok çok iyiydi....

Yalnız şunu da belirtmek isterim, iyi ki okudum #tutunamayanları yani 700 sayfa o ruh halini yazmak, duygu ve düşünceleri cümlelerle akışa katmak kolay değil... Huzur içinde uyu Sevgili Oğuz Atay 🙏🏻🪷

Az çok konusunu biliyorsunuzdur kitabın... 

Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın ilk romanıdır. 1970 yılında TRT Roman Ödülü'nü kazandı. Oğuz Atay'ın 25'inci ölüm yıldönümü olan 2002 yılında UNESCO, Tutunamayanlar'ı İngilizce'ye tercüme edilmesi gereken seçkin edebiyat eseri listesine seçti.


Sözümün özü... Yer yer o buhranlar, çelişkiler, içsel yorumlar biraz okumayı yavaşlatsa da .... Okumadan geçmeyin Oğuz Atay'ı

11.3.21

Biten Kitaplarım..

 


Eşimin kitaplarından biri #halime Doğan Kardeş Yayınlarından, 1960 basımı bir kitap. 

Bir Anadolu Kızının Romanı ismi gibi, Kayseri'nin bir köyünde, babasını savaşta, kardeşini de hastalıktan kaybetmiş ;anne kız yaşam mücadelesi veren bir hayat. 

Öyle naif bir Türkçe ile anlatımı var ki.... Acıtasyon yok hatta kız çocuklarının Gazi Mustafa Kemal'in talimatı ile okula gitmelerini de anlatan bir hikaye... 😊 O dönemin köy mücadelesini, yaşamı anlatan bir hikaye. 


📌 İnternete baktığımda bulabildiğim sadece şu bilgidir ;


‘Ötekinin’ hayatını başarıyla anlatan bir yazar: Grace Rasp-Nuri


Kıbrıs’ta doğan, yaşamının büyük kısmını Almanya’da geçien Grace Rasp-Nuri eserlerinde farklı kültürlerin ortak yaşamını anlattı.

Semra ÇELİK

Bugün eserleri neredeyse unutulmuş olan Grace Rasp-Nuri, yaşadığı dönemde Alman ve Türk kültürü arasında bir köprü işlevi görmüştü. 25 Nisan 1899’da Lefkoşa, Kıbrıs’ta doğdu, hayatının çoğunu Almanya’da, özellikle Darmstadt’ta geçirdi. II. Dünya Savaşı’nın sonunda, yaklaşık 45 yaşında yazmaya başladı. İlk eserleri olan ‘Dünyalar Arasındaki Ada’ ve ‘Yılan Tohumu’ otobiyografikti ve Kıbrıs’ta doğup İngiliz, Yunan, Türk kültürleri arasındaki çocukluğunu anlatmaktaydı


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚


Yesil rengin ezoterik manasina baktığımızda; ruh mavi, akıl sarı renktir ve karışımı  ise yeşil rengi verir. Gök mavi, yer sarı 

ve ikisinin birleşimi yine ezoterik anlamda yeşildir. Yeşil doğanın rengidir ve doğaya, bitkilere, toprağa, ezoterik manada ise dünya kanunların gücü ve yetkinliğinin sahibi vurgulanmaktadır. Aynı zamanda doğu ile batı renklerinin karışımı  olan köprü vazifesi gören Orta Asya rengi olan sıcak bir renktir. Velayetin simgesi de yeşil renktir.

🍀🍀🍀🍀

Oysa insan bir ömür şikayet eder  şükredeceği yerde.

Nefesini tüketir nefsine.

🍀🍀

Hacı Bektaş Veli batinisinde, “kapı ancak fakire açılır” düşüncesi hâkimdir. Burada fakir hâli, nefsini müslüman etmiş ehlileştirmiş, dürüst ve ahlaklı , edebli olan için kullanılmıştır . Hiçbir şeyin  kendinden olmadığı kendine ait olmadığı anlayışıdır. Kendinden olmayan, kendinin olmayan, var olan her şeyi  ancak ve ancak bir amaç için vasıta kalan manasındadır. Emanettir her şey , düşünce, mal, eşya, tüm hayatında sahip olduğunu sandığı her şey ve en önemlisi de bedeni. Beden de bir emanettir. Kendisine belli süre verilenlerdendir. Beden de O’nun vasıtası ile can bulur, yine O’nun vasıtası ile Can gider beden aslına döner. Bu anlayışla idrak edebilen herkes, zaten insanlarla dost, barış ve hoşgörü içinde olur.

Ancak, idrak edemeyene, laf değil, kelimeleri hap yap?p yuttursan, bir ömür faydas? yoktur.

Nefse doymam??sa, zaman? gelmemi?se hiçbir faydas?

olmayacakt?r. Kimi dünya ister kimi ?evla. Toprak insan?, neyi dilediğini iyi bilir ve ne yapmas? gerektiğini de.

📍 📍

Ancak, idrak edemeyene, laf değil, kelimeleri hap yapıp  yuttursan, bir ömür faydası yoktur.

Nefse doymamışsa, zamanı gelmemişse hiçbir faydası

olmayacaktır. Kimi dünya ister kimi Mevla. Toprak insanı, neyi dilediğini iyi bilir ve ne yapması ge

rektiğini de.

 

 📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

 

 
İnce Memed 3'ü pdf olarak okudum. Gerçekten de okurken size usta kalem oraları da yaşatıyor. İnce Memed ortalarda yoktur ama yapılan her olay da köyün ağaları hemen bizim İnce Memed'i suçlamaktadır. Kelimelerin ve o yörenin şivesi aktarımı müthiş.
Sadece çok fazla tekrar olması biraz beni sıktı. Bence bu da tamamen benle alakalı cünkü tekrarlar ve uzun çok uzun betimlemeler bir süre sonra yorabiliyor.
Serinin son kitabı kaldı. Yinede okunmaı gereken türk yazarlarımızdan ve serilerinden.
 
 
 
 
 
📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚





Bu kitabı Can'ım arkadaşım Umay kız için almıştı lakin benimde sayılır :))

Kitapta bildiğimiz veya bilmediğimiz, arka planda kalmış yazarların okumaya nasıl başladıklarını anlatan hikayeleri var. Kiminin ailesi, kiminin öğretmeni, okulu veya komşusu vesile olmuş. Kiminin de hayal gücü....

Özellike çizimlere bayıldım. Tudem çocuk ve gençlik dizisi basımı konusunda çok iyiler.

22.2.21

İnce Memed Serisi Yaşar Kemal

 İg'de #1nobel1klasik grubumuz ile her ay bir Nobel Ödüllü klasik kitaplar okuyoruz. Artık öyle güzel bir grup olduk ki... grup içinde okuma gruplarımız doğuyor. 

İnce Memed Okuma grubumuz da öyle doğdu  :)

Benim de aslında uzun zamandır okumak istediğim bir seri idi.... o kadar eksiğim var ki Türk Edebiyatı'ndan...


Sağolsun gruptan bir arkadaşım ilk iki kitabı gönderdi okuyayım diye. Son iki ktabı da pdf olarak indirdim okuyacağım.... Sonrasında da kitaplığıma almak istiyorum. Sonuçta peşimden gelen bir kızçem var :)

Özellikle Yaşar Kemal'in o şiveli anlatımına ve o duyguyu vermesine bayılıyorum. Konusu tabi bildik bir konu... hatta o kadar çok kemal Sunal Şener Şen canlandırdı ki..... 

Ve hala o bilmediğimiz, duymadığımız köyerde toprak kavgası, yönetim şekli vardır diye düşünüyorum... Çünkü insan olan yerde böyle şeylerin olmaması ne mümkün...

Ah diyorum o yaşananları okudukça... gerçekten de büyük şehirde yaşayınca nasıl da bazı şeylerden, duygulardan, keşmekeşlerden uzağız ki.... ve çiftçilik o kadar zormuş ki....

Çiftçilerin emekleri çok kıymetli....

Geç kalmış hissetsem de iyi ki okudum dediğim seri oldu...



19.2.21

Biten Kitaplarım.....



 Arada bir Kadıköy'e yürüyüşe indiğimiz de ya da kahve almaya gittiğimizde muhakkak İş Kültür ya da YKY uğruyorum. Çünkü kurallara aşırı uyuyorlar ve içeri alınan kişi sayısı da 2 kişi olunca içim rahat oluyor.

 

Yine bir gün gezinirken "Orhan Veli Bütün Şiirleri" yeni baskısı kitabına denk geldim. Nedense şiir kültürüm yoktur benim, okumaktan çok dinlemeyi severim şiiri...

Modern Türk Edebiyatı serisi olarak çıkartılmış. Ara ara açıp, üç beş sayfa okuyorum... öyle güzel ki kelimeleri Orhan Veli Kanık'ın...

 

Diğer kitabım ocak ayı kalan sağlar grubumuzun kitabı idi....

Ursula K. Le Guin / BAĞIŞLANMANIN DÖRT YOLU

 Zaferle sonuçlanan her özgürlük savaşı, yeni bir özgürlük savaşının başlangıcı demektir. Werel ve Yeowe'de sıra kadınlarda...

Şimdi tiksinerek, hikayemi sadece bu tür şeylerin oluşturduğunu ama aslında bir yaşamda, hatta bir kölenin yaşamında bile cinsellikten çok daha fazla şeyler olduğunu söyleyeceksiniz. Bu doğru. Benim bütün söyleyebileceğim hem kadın, hem erkek olarak en kolay cinselliğimiz konusunda köle ediliyor olabildiğimizdir. Hatta hür erkekler ve kadınlar olarak hürriyetimizi en zor muhafaza edebildiğimiz yer de orası diyebiliriz. Tenin siyasi düzenleri iktidarın köküdür.
(Arka Kapak)

💫💫💫💫💫 Kitapta ki konular ve yazarın olayları anlatımı çok dikkat çekici... kesinlikle farklı bir gözle bakıyor ve ön görülüleri de çok iyi bence....

Evet konular şuan bize uzak ve hayal ürünü gibi geliyor ama düşününce hiç de imkansız şeyler değil.... baktığımızda da yaşamımız da neler neler değişmedi ki.... hele bu pandemi ile.... artık parayı bile dijitale çevirme mantığındalar hepten.

evet gezegenler var ve orada da kadınlar hep ikinci sınıf..kölelik, küçük yaşta öğretilen cinsellik...satılma ve çalıştırılma... özgürlük uğruna verilen mücadele...,

Şunu belirtmeliyim ki özellikle bu kitap kolay bir okuma olmadı. Son bölümü okuduğunuz da kitapta anlatılan bir çok detay aklınızda yer buluyor. hatta dedik ki keşke önce son bölümü okusaydık o zaman anlatılan o din, savaş ve mücadele daha bir yer bulurdu....

 

 Pdf olarak okuduğum bir kitap oldu "ÜÇ BÜYÜK USTA / BALZAC-DİCKENS-DOSTOYEVSKİ"

 Yer yer aynı anlatımlar olsa da Zweig gözünden üç büyük ustayı okumak keyifli idi. Lakin bu kitabı aslında yazarları okumaya başlamadan önce okumakta fayda var. Çünkü alt metinler de ne anlatmak istemiş daha bir anlaşılır oluyordu.


Açıklama

Üç Büyük Usta

Stefan Zweig, Üç Büyük Usta’da üç büyük yazarın yaşam öyküleri üzerinden, okurlarını edebiyat tarihine, edebi dehanın sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

“Toplumun romanını yazan” ve kendi gücünü dünyaya kabul ettirmek isteyen Balzac, “ailenin romanını yazan” ve döneminin İngiliz kültürüyle özdeşleşen Dickens, “bireyin romanını yazan” ve yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelen Dostoyevski hem birer yazar, hem de gerçek birer kişilik olarak Zweig’ın bu eserinde karşımıza çıkıyor.

Stefan Zweig 20 Ekim 1881’de Viyana’da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika’ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Elisabeth Charlotte ile birlikte, yarattığı birçok roman kahramanı gibi savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla ölümü seçti.

 

JERZY KOSİNSKİ /Adımlar Kitap Açıklaması


"Adımlar", olağanüstü bir edebiyat başarısıdır. Tıpkı, unutulmaz "Boyalı Kuş"unki gibi. Görüntüleri yakıcı, kanlı, gaddar... Yine de bunlar cehennem ya da hayal-bilim görüntüleri değil. Söz konusu edilen gerçekten bizim gezegenimiz.-Hayim Zeldis, The Book Reporter-"Amerikalı eleştirmenler "Adımlar"ın totaliter rejimlerle kökünden sökülen Avrupa'nın tedirginliğini dile getirdiğini söylediler. Fransız meslektaşları ise, özellikle Amerika'da hüküm süren şiddeti buldular bu kitapta. Kuşkusuz, hepsi haklı... İnsan karşısındakini kendinden daha iyi görür." Gençler, değişik olduğu için cezalandırmak üzere herkesin üstüne çullandığı "Boyalı Kuş"ta kendilerini buldular. "Adımlar"da ise toplumun kendilerine sunduğu ve geri çevirdikleri çeşitli örnekleri gördüler. Benim olduğu kadar, belki onlar içinde putları kırmak, kayıtsızlıktan ölmemek için elimizde kalan son hareket gibi görünüyor."

 

Kayınvalidemlerin kitaplığından aldığım bir kitaptı. Aslında "BOYALI KUŞ" u okumak istiyordum.... Bu kitabı görünce başladım.... Yalnız nasıl da dan dan yüzünüze vuruyordu olanları, gerçekleri...rahatsız edici cümleler çok fazlaydı..resmen sizi kendinize sorgulatıyor " yalan mı he yalan mı? böyle böyle olunca balınıza bu gelmiyor mu?" gibi.....

Zor ama iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. 




9.1.21

Ev Halleri, Proust, Yaşar Kemal, Bachmann....





 Hepimize iyi seneler. 🌲🌸

Bu sene çekirdek aile olarak kapattık seneyi. Umay Kız sofrayı açmamızı, değişik ve bir sürü yemek yapmamızı istedi. 

Bizde "hayhay" dedik, aslında bize de iyi geldi, yoksa hiç aklımda sofra kurmak, giyinmek yoktu...

Sonra beyceğimizle düşündük; hayat devam ediyor ve bize de moral olur dedik. 

Umay'la beraber önce ne yemekler yapacağımıza karar verdik, listeledik, sonrası alınacaklar listesi yaptık. Kağıdı koyduk cebimize alışverişe gittik. Çok mutlu çok. Onun o gözlerinde ki ışıltıda bize yetti.

O gece geç yattı, o da ayrı bir keyif nedense onun için. Sabahına anlatığ durdu bir önceki gecenin keyfini.... :)

Bu hafta nasıl da bitti.... Uzaktan eğitime devam, alfabeyi bitirdiler, pazartesi günü "sakız partisi" yapacaklar. Bir heyecan bir heyecan anlatamam.. :)

Geçen gün şöyle bir şey düşündüm hatta İg'de de paylaştım.

Umay işlşe birlikte tekrar çocuk kitapları okumaya başlamak çok iyi geldi. Meğersem neler neler kaçırmışım o ara.... çabuk büyüdüğümü, içimde ki çocuğu unutmuşum mesela, mesela düşüncelerim daha çetrefilli olmuş vs.... Şimdi ise okurken o çocukların tepkisi, olaylara bakış açısı...öyle güzel ki....

Gündem malum, evde odalar arası dolaşmacaya devam....

Tatil sonrası okulların açılacağı konuşuluyor. Bir tarafım istiyor bir tarafım istemiyor. Gitgide asosyol olduk tamamda erken mi acaba? diye düşünüyoruz...

Hadi birazda biten kitaplarımı paylaşayım, ruhuma iyi gelenleri.... bu dönemde okumak ekstra daha iyi geldi, iyi ki kitaplar var.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

Marcel Proust okumalarına devam.... 5.kitap/ Mahpus bitti.

Artık daha kolay okunuyor. Tabi sayfalar yine her zaman ki gibi ağır ilerliyor ama en azından daha anlaşılır ve akıcı ilerliyor..... Özellikle "ben" dili daha bir  hakim bu kitapta. 

Kendimizi nasılda aşık olunca ya da sevince içimize hapsettiğimizi anlatan( bir nevi), sevgi üzerine, duygular üzerine bir kitap. Bu kitapda daha çok Albertine olan duyguları, karasızlıkları, çelişkilerini anlatmış. Tabi sosyal sınıf farklılıkları olmazsa olmazı Proust'un.

...alıntılarımdan bazıları; 

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

....hepimiz kendi ailemizdeki kusurları başkalarında bulunca sevinmeye ve söz konusu kusurun istisnai ya da yüz kızartıcı bir yanı olmadığını kendi kendimize kanıtlayıp rahatlamaya eğilimli olduğumuz için...

🔺🔺🔺Ama hata imandan daha inatçıdır ve inançlarını sorgulamaz.

🔺🔺Genellikle bize benzeyen şeyden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi. Hele kusurların safça belli edildiği yaşı geçmiş ve örneğin en kritik anlarda bile buz gibi bir yüz ifadesi takınmayı alışkanlık haline getirmiş biri, kendinden daha genç veya daha saf, daha salak biri aynı kusurları sergilediğinde, iyice lanetler onu. Bazı duyarlı insanlar, kendilerinde bastırdığı gözyaşlarını bir başkasında görmeye tahammül edemezler....

Ailelerde, sevgiye rağmen,  hatta bazen sevgi ne kadar yoğunsa o kadar artan anlaşmazlıkların sürüp gitmesinin sebebi, bu aşırı benzerliktir.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

"RÜZGARLI PAZAR MUSTAFA KUTLU"

 

İstanbul'da kenarda kalmış bir nahalle, orada yaşayanlar, yoksulluk, her gğn işe gidip gelmeler... En çokda her gün yanımızdan geçen ama dönüp bakmadığımız hayatlar. O kadar bizden ki ve o kadar samimi anlatmış ki....  Arka kapak yazısı;

Rüzgarlı pazar yazarın önceki dört eserinden farklı olarak halk hikayesinden masala doğru yürüyen bir özellik taşımakta. Bu kitap için "Bir kent masalı" tabiri kullanılsa yerinde olur. Mustafa Kutlu; bu uzun hikayesinde esas itibarı ile "yoksulluk" temasını işliyor. Sevginin, dayanışmanın, merhametin destansı hikayesini sunuyor.

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚  


"İNCE MEMED 1  YAŞAR KEMAL"

Grup okuması olarak okuduk. Uzun zamandır aklımdaydı ama ertelediğim kitaplardan biri idi...

Anlatımını, anadolu insanını anlatmasını çok seviyorum çok...

Orada yaşananlar... Okurken hep aklıma Kemal Sunal- Şener Şen'in  ağalık sistemi üzerine olan filmleri geldi. Gerçekten de ne zormuş o dönemler, hala var mı bilemiyorum ama.... insanlık ayıbı resmen......

Memed'e hak vermemek elde değildi.....


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚 

FRANKFURT DERSLERİ INGERBORG BACHMANN  

 


Bir solukta okuyacağınız bir kitap #frankfurtdersleri
Kitapta kimler yok ki; Proust,  Dosteyvski, Gide, Celine vs... Bir çok kült yazarlardan ve yazım dillerinden örnekler vererek, edebiyattaki geçişlerden, dil estetiginden bahsediyor.
Bir tek  YKY Yayınları'nım  bu yeni kapaklarına alışmak zaman istiyor...yazılar çok karışık geliyor...

Arka kapak yazısı;

Dil nedir? Yeni bir yazın dili nasıl kurulur? Yazın ütopyası ne demektir? Ahlak nedir? Ahlak ile yazının bağıntıları nelerdir? Yazan ben kimdir? Tarih boyunca hangi değişimlere uğramıştır? Çağdaş yazında yazarın konumu nedir? Bakir beyaz sayfa neden gelecekte yazılacak olan metinleri de içerir? Çağdaş yazında isimler nasıl kullanılır? Neden isimler yokolma tehlikesiyle karşı karşıyadır? - Bu sorulara yanıt vermek yerine onları irdelemeyi seçen I. Bachmann'ın 1959/60 ders yılında Frankfurt Üniversitesi'nde misafir doçent olarak verdiği derslerin bazı soruları bunlar...
(Arka Kapak)

Aslında bizde " MALİNA" kitabı ile biliniyor. Henüz okumadım ama önce bunu okumak daha iyi oldu. Özellikle edebiyat yazıları seviyorsanız ilginizi çekebilir.

Yazarın hayatıda şöyle;


Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.

16.9.20

Okul Günlüğü.... Kitaplığım...




Geçen hafta okul bahçesinde tanışma etkinliğimiz vardı. Öğretmen bir kaç gün öncesinden WhatsApp grubumuzu kurdu ve artık oradan haberleşeceğiz. 
Tabi Umay kadar bizde heyecanlı idik. Öğretmenimizi ilk kez görmenin heyecanı yanında, artık kızçem ilkokul birinci sınıf diye diye dolaştım evde.... içimden habire "inanamıyorum yaaaa kızım 1'e gidecek "deyip durdum. 
Tabi bu pandemi sürecinde nasıl olacak okul yaşamı bilemiyorum/z... Öğretmen de bizim gibi, gidişata göre hareket edecek. En çok üzüldüğüm şey, bir çok heyecanımızı yaşamamak oldu.
Mesela; pandemi öncesi okul zamanını konuştuğumuzda "şöyle yaparız, şunları alırız, fotoğraf çekeriz, ay ne güzel çocuk çantaları var" diye konuşurken...şimdi fazla bir harcama yapmayalım nasıl olsa okul en fazla bir hafta sonra kapanır., sayılar artıyor neticede diye yorumlar yapar olduk....

Neyse ki çocuklar bahçede bir heyecan ile tanıştılar. Kısa kısa, mesafeli bir takım etkinlikler yapıldı. Fotoğraf çekinildi. Hem  aileler olarak hem de sınıfça.
Hemen buzdolabının üstüne asmak istedi Umay.
Tabi müdür toplanma öncesinden mesajlar göndermişti. Okul kıyafeti ile gelinmesini rica ediyordu, fotoğraf çekimi için.
Veliler olarak kıyafet almadan olmazdı. Yedeklerini almadan sadece ana kıyafetleri aldık. Hep dediğimiz gibi; gidişat nasıl olacak, okullar ne kadar sürece açık kalacak bilmiyoruz. Tedirginiz hepimiz tabi. Çocuklara sosyal mesafeyi anlatsak da bir araya gelince kalmadı sosyal mesafe falan.....

Öğretmen iki gruba ayıracağını söyledi sınıfı. O da zor olacak, çocuklar sadece grubunda ki çocuklarla arkadaş olmuş olacaklar, diğerleri ile belki de seneye beraber olacaklar. Zor yaaaa, bazen hala inanamıyorum bu hastalık sürecine. Hep kitaplarda okurduk veba, veya böyle bir salgın hastalığı, ülkelerin kargaşasını, mücadelesini... şimdi biz de yaşıyoruz daha doğrusu tüm dünya...
Kırtasiye listesi vermedi öğretmen, evden uzaktan eğitimde bir çok şeye gerek olmayacak sanırım. 
Hoş bana göre bilgi açığı bir şekilde kapatılır ama o çocukların bir arada edindikleri sosyallik, öğrenme, bilme, öğretmen-öğrenci ilişkisi açığı zor kapanır...….

Tek içime sinen gideceği okul devlet okulu ama müdürümüz ve öğretmenlerimizin çok fedakar ve işini seven olmaları. Hele yeni gelen müdürümüz okulu özel okullar gibi yapmış. Hoş hiç isteğim olmadı kızı özel okula yollayalım diye. Bize göre önemli olan çocuğu boş bırakmamak. Devamlı elimiz üstünde olmalı. Tabi bu okul süreci de sancılı. İlkokul öğretmeni çok önemli ve iyi araştırma yapmak gerekiyor.
Bunları konuşup araştırırken aklıma kendi zamanım geldi. Muhtemelen annemler araştırmamıştır diye düşünüyorum. Bizim mahalle hatta ma mahalle aynı okula gidiyorduk. Hatta ilkokul öğretmenimi hiç iyi anmam. Hatıralarım kötüdür çünkü güzel çocuk-çirkin çocuk ayrımı yapardı ve güzel kızlara daha iyi davranırdı. Bende o zamanlar kara kuru bir kızım. Öyle çoook güzel bir çocuk değildim.  Ve öğretmen için bu önemli idi.... Allah'tan sınıf arkadaşlarımız iyiydi. Tek üzüldüğüm o dönemlere ait hiç okul fotoğrafımın olmaması. Çok isterdim arkadaşlarımla, okulum ile fotoğraflarım olsun. Çünkü en son ilk okuluma gittiğimde, doğal olarak okul yenilenmişti. Çok değişmişti çok....

İnşallah kızımın okul hayatı  başarılı, güzel anılarının biriktiği bir dönem olur. O yüzden elimden geldiğince, okul ile alakalı bir çok şeyi kaydetmeye çalışıyorum.....
 Gelişmeler oldukça yazacağım. 

Bu aralar tabi gece okumalara devam. Sanırım uzun bir süre daha bu şekilde olacak.
Zati artık yeni kitap almıyorum, öncelik elimdeki kitapları okumak. Sadece grup okumalarımın kitaplarını alıyorum.
 Doğum günü hediyesi olarak Umay ile babası "Son Bakış / Irmak Zileli" kitabını almışlardı. Çok merak ediyordum hemen okudum.



Çoook beğendiğim bir kitap oldu. Konusu çok hüzünlü idi. Gürcü bir kızın ülkemize kaçak girmesi, bakıcılık yapması, çalıştığı kadın tarafından hor görülmesi kötüydü.... elbet yok mu böyle senaryolar var...hem de çok... sadece bizim etrafımızda olmayınca yok sayıyoruz.
Tabi kitabın ana konusu bu değil... daha çok ait olamama hali, anılar, yaşanan, ülkece çekilen acılar... İlk kez okudum yazarın kitabını ve diğerlerini de okumayı çok istedim.

Kitap Açıklaması

Irmak Zileli bu romanında genç bir kadının ölüme giderken ki son birkaç dakikasından hareketle, geriye doğru hayatlar ve kuşaklar boyunca aktarılan bakışların izini sürüyor. Aynı zamanda insanın hayata, geçmişe, kendi varlığına ya da yokluğuna yönelen bir bakış bu...

Son Bakış yabancılığın ve dilsizliğin nasıl bir şey olduğunu anlamanın ve anlatabilmenin yolunu arayan bir roman. Bu nedenle de evvela dille uğraşan,  dilin kendisini romanın meselesi yapan bir metin. Türkiye’ye kaçak yollardan girmiş, girerken biricik sevgilisi Kaveh’i yitirmiş Tina’nın iç sesi okuru yanına çağırıyor. Son yolculuğunda ona eşlik edilmesini bekliyor.

Hem yakarış, hem hesaplaşma olarak okunabilecek Son Bakış, Irmak Zileli’nin edebiyatta açtığı hattı derinleştiriyor.

“Ah insan zihni nasıl da kaydedemiyor aslında hiçbir şeyi olduğu gibi, çünkü sonradan ekliyorsun kendi bakışını onunkine, sonraki bakış diye bir şey de var aslında, hiçbir bakış son olarak kalmıyor,  kendi son bakışının üstüne ister istemez yenisinin gölgesi düşüyor. 

( Tanıtım Bülteninden)


İnstagram grubumuz ile "Michael-Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı/  Elfriede Jelinek" kitabını okuyoruz. Boyle grup okumaları iyi oluyor. Belki de  ben bu kitabı okumayacaktım bile. Satışı da yok ve reklamını da görmemiştim.Değişik bir tarzı var yazarın, biraz araştırdığımızda da edebiyatta yeni bir akıma vesile olmuş. 

Böyle işte, uykum geldi, yazı biter ben deniz kitabıma gider.biraz okuyup yatarım. 

İyi geceler a dostlar. :))



21.7.20

Tanık \ Pınar Eğilmez



Daha önce "Uçan Tabut" kitabını okumuştum Sevgili Pınar Eğilmez'in. Sonra arkadaşımda bu kitabı görünce bunuda okumak istedim. Sağ olsun her iki kitabını da arkadaşımdan alıp okudum. Böylece elimizdeki kitapları paylaşıp,  listedeki o bitmeyen kitapları alıyoruz 😁

"TANIK" kitabı bir diğerinin devamı. Başlarda sanki aynı kitabı okuyormuş hissi olsada, bu kitap ile anne ve kızların hayatına daha bir değinmiş yazar.
Özellikle annenin o sinir halleri,  değişen depresif durumları... Kızları ve eşi ile olan ilişkilerinin neden öyle olduğu daha bir oturuyor kafanızda. Özellikle hiç bir şeyin tesadüf olmadığına şahit oluyorsunuz.....
Daha uzun anlatmak isterdim ama yazarın kalemi öyle güzel ki...kendiniz alıp okuyun isterim....
Arka kapak yazısı der ki;


Ben TANIK. Olmuş bitmiş her şeyin ve olup olacak her şeyin tanığı. Birlikte çok eğleneceğiz. Gösteri yeni başlıyor.”
 
“Bazen beklenmedik şeyler olur. İyi ya da kötü dediğin. Oysa senaryonun kendisinin hiç umurunda değildir, senin ne beklediğin.”
 
Eskort Rüya Nilay Kosova, müşterilerine “Aşk Simülasyonu” adlı hizmet paketleri sunarken, kendini çözülmemiş bir cinayetin ve annesinin giderken bıraktığı sırların ortasında bulacaktır.  Kayıp bir  kitap ve gizemli bir TANIK; varoluşun anlamı peşinde savrulan Nilay’ı, yaşam tapınağının en alt dehlizlerine indirecektir.
 
Pınar Eğilmez, okurlar tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Uçan Tabut adlı romanının ardından Tanık’ta, bizi soluk soluğa okuyacağımız bir maceraya sürüklüyor.

1.6.20

Biten Kitaplarım...

  Doğum Lekesi/ Elif Hümeyra Aydın
Yine bir öykü kitabı idi. Bir Kutu Kitap'tan gelen.Yazarın ilk kitabı imiş.

Bu yüzden haksızlık da etmek istemem. İlk bir kaç öyküyü çok sevdim. Sonrası tekrar gibi geldi. Konusu itibari ile kadın, toplumda kadın ve baskılar üzerine idi. Belki de öykü severler sever bu kitabı....
Nette şöyle yazıyor; yazar ile söyleşi  burada ki sitede yazar ile söyleşi var. Okumak isterseniz tıktık... :)
Elif Hümeyra AYDIN: 1994 yılında İstanbul’da doğdu. Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji ve sinema-televizyon bölümlerinden mezun oldu. Öyküleri Dergah ve Sarnıç Öykü dergilerinde yayımlandı. İstanbulda yaşıyor. DOĞUM LEKESİ Elif Hümeyra AYDIN’ın ilk hikâye kitabıdır
Diğer kitabım; 
YARIM AY / HARUN CANDAN
Bu kitabı İg'den Damla önermişti. Hem de çok önerdi :)
Sonra aldım listeye. İyi ki almışım. Hep heyecan dorukta okudum.

 
 
Konusuna gelirsek;
Sahafsa çalışan Can, aşık olduğu kız Selene....
Cinayet öyküsü...ve takip derken...İstanbul'un o sokaklarında gezmek istedim. Sonunu çok merak ettim ve tahmin edemedim 🙈
Özellikle kadim zamanlara dair anlatımlarını çok sevdim. 
Velhasıl dişer kitaplarınıda ekledim listeye.
Aaa birde (aklıma geldi birden) kitapta ki gibi İlim, irfan sahibi Arif Bey ile tanışmak isterdim. O anlatsa ben dinlesem...yüreğime su serpilse.  
"Hikayecinin ustalığı taklidin kusursuzluğundandır!

Ve son bitirdiğim kitap " SEZGİN KAYMAZ / NEFHA"

İlk aslında "Bakele" ve "Bugün Bize Kim Geldi" hikaye kitaplarını okumuştum ve biraz mesafeliydim.
Sonra "Kün" kitabını okudum ve aman allahım dedim..... Diğer tüm romanlarını ekledim listeye ⭐
Nefha;esinti hoş koku demekmiş. Aslında bu devam kitapmış. Eksiklik hissetmeden de okunuyor..
Tabi kitapta ironi çok fazla...lakin gerçeklik payıda çok.
Mesela kibir, gurur, büyüklenmeye dair konuşmalar...şeytanın neden kovulduğunu birde yazarın hikayesinden okuyun. Meleklerin konuşmaları,  aralarında olan bitenler derken..hop kitabı bitirdim.

“Meleklerin ağlama zamanıydı.
Ağladılar.”
 
Her şeyin yerli yerinde olduğu, huzurun hüküm sürdüğü Cennet’te tüm düzen Âdem’in (ve ardından Havva’nın) yaratılışıyla yerle bir olur(!) Azâzîl kibre kapılır, şeytana döner. Âdem, Havva ile birlikte şeytana uyar. Sonra hepsi birden dünyaya sürülür. Kıyamete kadar sürecek bir mücadeledir gerisi… Ancak bu sürgünden sonra her şeyin yerli yerinde olduğu Cennet’te hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır!  Önce “cümleleri bozulur” cennet sakinlerinin, ardından huzurları. En sonunda aldıkları nihai tebliğ ile kader çizgileri değişir. Sonrası, İsrafil’in Sûr’u iki kez üfleyeceği vakte kadar bir büyük bilinmezlik… 
 
Nefha, Sezgin Kaymaz’dan ironiyle trajedinin
bir arada vücut bulduğu bir Cennet tasviri!

4.5.20

Günlük....Kitaplığım....

Selammmmmmm. 🎈

İki gün önce ki gök gürültüsü kızçemin ödünü patlattı. Korkmamak mümkün mü gerçi....resmen camlar titredi.......  O gece bizimle yattı Umay. Tabi sabah her yerimiz ağrıyordu kızçe rahst yatsın diye, yatak kenarında düşmemek için mücadele içindeyim 😁
Gece neredeyse sabahladım. Umay yatınca camı açtım, oh mis gibi toprak kokusu...yağmur sesi. Bir kaç bölümde Gilmore Girl kızlarını izledim. Nasıl keyifli geliyor anlatamam. Bayıldım bu kızlara... Hatta kızımla izlemek isterdim ama yaşı için çok erken görüntüler var.
Birde gece yağmuru dinlerken şöyle hayal ettim...ufak bir kasabadayım, evimin verandası var, bahçede salıncak.... Yanımda kitaplarım...fonda yağmur sesi....of be dedim offfff.... Sanıyorum bunda çok fazla kasaba filmi, dizisi de etkili oluyor....😁🤗
Haberler aynı tabi...... Artık kanıksadık.... Yürümeyi unutmazsam iyidir diyorum kendime.

Ramazan ayı geldi....Hoş geldi safa getirdi.  İçim acayip bir huzur ve huşu içinde oluyor, bu ruhani haller iyi geliyor bedenime, ruhuma.... Bu sene 6 sene üstüne oruç tutabildim. Korkuyordum , uzın zaman olmuştu,  birde üstüne alerji hapları içtiğimden.... Ama çok şükür ki korktuğum gibi olmadı... Hatta midem bile ferahladı ruhumun yanında.

Uyanıp hemen yiyemeyenlerden olduğumdan, eşimde bana benzediğinden zaten saat üç buçuk dört gibi uyuduğumuzdan,  yatmadan 2 saat evvel yiyoruz. O da sabah bizi rahatsız etmiyor.hafif bir kahvaltı yeterli oluyor. 

Başlarda Umay pek anlamlandıramıyordu. Alıştı artık ve bize yediği bir şeyden ikram etmeden önce, unutma anne oruçlusun yiyemezsin diyor.... Ve akşam bizimle sofraya oturuyor. Bu çok güzel bir duygu. 
Bugün canımız kakaolu kek istedi...hatta benim canım,  kızı okula bıraktıktan sonra Kadıköy'e inip kahve içmeyi çekti. 🙈
Madem şimdilik evdeyiz bizde kendimiz kendimize ikram ederiz....

Buda şapşilli hallerimiz 😂
 Bu aralar yemek yapmayı öğrenmek istiyor. Anne bana da öğret, artık büyüyorum diyor. Bazen öyle güzel  bakış açıları oluyor ki; evet diyorum kızım büyüyorsun.....
Eylül ayında ilkokul birinci sınıf olacak......öyle garip geliyor ki...sen ne zaman büyüdün diyorum...tabi bunun yanında korkularım da artıyor..... İstiyorum ki okul kapısında yatayım, sonra da saçmalama kızım diyorum....... İyi duyguları çağırıyorum....sonra aklıma; ya ojula gittiğinde Covid19 kaparsa diyorum,  ya şöyle olursa, böyle olursa diyorum....
Sonra yine saçmalama Gülşah diyorum... İçimi iyi duygularla doldurmaya çabalıyorum....birde bunum ileriki seneleri varrr....
Oysa ki anne olmadan önce öyle kuru sıkarmışım ki ben şimdi anlıyorum......
Öyle çok cümlemi yuttum ki... Hiç bir şeye benzemiyormuş "anne olmak"......
Tabi hala, o tipik annelerden değilim hem düşünce hem davranış olarak. Yani, aman elleme, kirlenme,  şunu da ye bunuda iç....öyle yapma, benim çocuğum çok akıllı gibi cümlelerle takılan annelerden bahsediyorum.....

Geçen gün bir film izliyoruz. Umay ile. Animasyon.... Orada ki anne sorumsuz,  sadece kocası ile ilgileniyor,  bağırıyor falan...  Döndü bana dedi ki; anne biliyor musun " sen öyle anne değilsin" dedi...nasıl garip oldum anlatamam. Nasılım dedim? Sen komiksiz, bağırmıyorsun, dökülse kızmıyorsun....
İşte! Bu benim için yeterli......
Tabi kurallarımız, çizgim var ama öyle höt höt değilim...vs...işte.....
Bugün bizli bir yazı oldu.

Geçen hafta bitirdiğim bir kitabımı da anlatayım. Anlarmadan, paylaşmadan olmaz. :))
PAKİZE/ BEHİCE ZİYA KOLLAR 

Tanzimat döneminin ilk kadın yazarlarından ve çevirmenlerindendir diye bahsedilir kendisinden. 
Koç Üniversitesi Yayınları tarafından "Tefrika" yayınları kitaplaştıırılıp basılmış. 
Taksim'de gezerken Yayınevi'ne girmiş ve o zaman almıştım. Sanırım geçen sene idi.....
Aslında Behice Hn. Ailesi ve geçmişi hakkında çoook fazla bilgi yok. Lakin bir döneme tanıklık etmiş, kadın olmasına rağmen yazmış, süreli yayınlarda yazıları çıkmış kadın yazarlarımızdan.
Ne yazık ki o dönemlere ait bir çok kadın yazarlarımız hakkında bilgiler çok eksik. Çünkü erkek egemenliğinin daha hakim olduğu bir dönem....
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde sadeleştirilmiş Türkçe ile okuyoruz. Roman bitince, bir de orjinal basımı yayınlanmış. Nasıl güzelmiş kelimeler. Şimdi daha az kelime ile ifade ediyoruz duygularımızı, daha çok anlatıyoruz......

Kitap Açıklaması

Evlilik, Batılılaşma, eğitim, kadının özgürleşmesi gibi konuları tartışmasıyla Pakize Tanzimat romanı geleneğine bağlanır. Ancak bu sorunların bir kadının bakış açısı ve duygu dünyası dolayımıyla yansıtılması Pakize’yi “yeni” ve “ayrıksı” kılar.

Gururlu, okuyan, yazan, eleştiren yirmili yaşlarında bir kadındır Pakize. Gazetede okuduğu, “kadınlar ve aşka dair bir makale” Pakize’nin kaderini değiştirir. Yazının sahibine duyduğu hayranlık, beklenmedik bir şekilde platonik bir aşka, ardından saplantılı bir tutkuya dönüşür.

Gazeteci ve çevirmen Behice Ziya Kollar’ın yazdığı, 1895 yılında Maarif dergisinde tefrika edilen Pakize, Türk edebiyatı araştırmaları için yeni imkânlar sunan bir roman.

 

(Tanıtım Bülteninden)


26.3.20

Güne Dair....... Figen Şakacı Kitapları...

Bu aralar daha bir sıklıkla rakamlara bakar olduk. Çünkü önümüzde ki iki hafta da salgının pig yapması bekleniyormuş.
Evet her gece tvde tartışma programlarında konusu dönüyor. Bir sürü komple teorileri de var. Ama bir gerçek daha var ki...salgın var ve sonu pek iyi bitmiyor....
Dün gece Bakanların açıklamasını dinledik.
Okullar 30 Nisan'a kadar ertelendi. Sonrası açılsa da bizim kız için bu sene bitti... Nasıl olsa Okul Öncesi Kreş'e gidiyordu. Tabi daha büyük sınıflar ve sınavlara hazırlananlar için bu tarihler sıkıntı.
Şöyle bir şey de var eğitimin gerçektende telafisi yapılır kimse geride kalmaz...
İnşallah bugünler geçsin bitsin....
İg hesabımda paylaştım lakin burada da paylaşmak istiyorum.....
Twitter'da özellikle akşam yatsı ezanından sonra okunan dualar ile dalga geçenler oluyor.....

Bildiğiniz üzülüyorum...
Tamam "içim kararıyor, korkuyorum" dersiniz anlarım, ianancınız gereği size doğru gelmiyordur yine anlarım... hiç inanmıyorsunuzdur, gereksiz geliyordur yine anlarım...
Ama ne olursa olsun "dalga geçilmesini" anlamıyor ve saygı duymuyorum.

Çünkü artık bilimin ve ilimin bahsettiği, kabul ettiği bir şey var....
Yer gök enerji, dua üzerine.... ağzımızdan çıkan her kelimenin öneminden bahsedildiğini anlatsam...ki bence çoğumuz bunları biliyoruz...
Kuntum, meditasyon, Budist inancı derken her ne şekilde ibadet ediyorsanız edin saygım sonsuz... ve iyiyi çağırırsak iyi şeyler olur diye inanıyorum....

Bunların dışında evde bolcana etknlik yapıyoruz kızçe ile.
Dikkat kitaplarımız vardı, onları babası ile yapıyor, hep beraber kutu oyunları oynuyor, hamurdan şekiller yapıyoruz.
Arada da tek takılıyoruz.
Arada tabletten oyunlar oynuyor, hiç sokağa çıkmıyor yaklaşık 20 gündür lakin tek kelime şikayet etmedi.
Ara ara durumun ciddiyetini anlatıyoruz... haberleri izlerken oda seyrediyor bizimle.
İleride bugünler geçtiğinde üzerimizde nasıl bir ruhsal etki bırakacak bilemiyorum, merak da ediyorum....👀

Bu arada üçleme olan "Figen Şakacı " kitaplarını bitirdim.

İkinci kitap olan "PALA HAYRİYE" ile yazar bize Hayriye'nin üniversite yıllarını, gençliğin, aşklarını, arkadaşlıklarını, hoyratlığını, o dönemin siyasi olaylarını anlatıyor..... Yine yalın ve akıcı bir dille...
Arka kapak yazısı şöyle;

Böreğe pudra şekeri ister misin? Ertürk Yöndem, Lenin'i döver mi? Kim otlu peynir kokuyor? "Bekâret esaret", yarım yarım hatıralar, öğrenciler, gazeteciler... Kim dans eder ki komparsitayla? Şehrin yokuşları, çıkmaz sokakları... Yalnız mısın sen oralarda? Genç bir kadın evden kaçıyor, kalın fitilli kadifesi kirden üzerine yapışmış, kaşı-bıyığı gür Pala Hayriye bu... Figen Şakacı, doksanlı yıllarda üniversiteye başlayan Hayriye'nin kırklı yaşlara kadar yaşadıklarını anlatıyor.Pala Hayriye, neşeli, meydan okuyan, direnen bir kadının hikâyesi... Figen Şakacı, Bitirgen'le başladığı büyüme hikâyesine Pala Hayriye'yle devam ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)


Üçüncü kitapla son buluyor...
Bu biraz daha içe dönük bir kitap.... Artık hayriye belirli bir yaşa gelmiştir....O kanının deli aktığı zamanlar durulmuştur..... Yakon arkadaşı bir gün süpriz yapar ziyarete gelir lakin Hayriye yoktur....
Defterlerini bulur..... biraz okur ve aslında ne kadar çok şeyi içine attığını görür arkadaşının.
Bu kısımları okurken aklıma hep kendim ve yakın arkadaşlarım geldi.
Bazen sanıyoruz ki en yakınımızın, dostumuzun bazen anne babamızın, eşimizin "HER ŞEYİNİ, HER DUYGUSUNU, DAVRANIŞINI" biliyoruz zannediyoruz...

                                        Arka kapak yazısı şöyle... 

Kitap Açıklaması

Azar azar azalan zaman. Adına yaşlılık dedikleri yavaşlık… Aksayan, sakatlayan, eğri büğrü bir hal. Yere doğru, öne doğru, gittikçe toprağa doğru kapanan, büyüdükçe küçülmeyi, buruşmayı, titremeyi, üşümeyi, elde tutamamayı, önündekini görememeyi, unutmayı, unutturmayı sinsice belleten beden…

Sana ne oldu, sana ne oldu, hadi çık sokağa aldırma diyordun ne oldu diye durmadan başına kakan, yıldıran...

Şimdi kimim ben diye soran, susan, susan, sustuğuna suçlanan aynalar…

Usul usul çoğalan hüzün. Hayriye’yi arayan Rüya. Yüzleşmeler, eksik kalan mevsimler, pencere önündeki koltuk, yangınlar, çaresiz kaynaşmalar… Kısacık aşkları şehrin.

Figen Şakacı, Bitirgen’le başlayan Pala Hayriye ile süren üçlemesini Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı? ile tamamlıyor. Bir ömrü anlatıyor, bir kadının varlığını, yokluğunu, izlerini, cümlelerini, gürültüsünü…

Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı? Aşkların, yenilgilerin, solgunluğun, neşeli ve dirençli kahkahanın romanı…

(Tanıtım Bülteninden)


Bana göre güzel bir üçleme idi.
Yazarı Lale Ablanın tavsiyesi üzerine almıştım. Sevgili "Lalenin Bloğu" uzun zamandır sık yazmıyor ama İg'den takip edebilirsiniz. Kendine has paylaşımları ve yorumları vardır.

Böyle işte!





4.2.20

Talebe Ve Nohut Oda.....

Grup ile okuduğumuz bir kitap "Nohut Oda / Melisa Kesmez"
Daha önce "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" öykü kitabını okumuştum. Biraz içim daralmıştı.
Bu kitap da ki öyküler de daha içe dönük. Aslında ben öykü okuyamayan tarafım. Grup okuması olunca iyi oldu en azından ikinci bir kitabını okuyarak fikrim netleşti. :))
Biraz "Mine Söğüt" tarzına benzettim.  İki üç öykü dışında da sevemedim. Tabi bunda dediğim gibi ben roman seven biriyim,  öykü okurken keyif alamıyorum ve yorumlarımda bu da etkili oluyor sanırım.....
Arka kapak yazısı şöyle...

Mekânın hunharca talan edildiği, bir yere ait olmanın zorlaştığı, hususi ya da kolektif belleğimizin sıfırlandığı zamanlarda, yerleşmenin, kendine bir ev icat etmenin ve kök salmanın insaniyeti üzerine öyküler...

Melisa Kesmez üçüncü kitabı Nohut Oda'da insanın bitmek bilmeyen yuva arayışına bir güzelleme yaparken, içimizde büyüttüğümüz, bazen kadim bir yara gibi sürekli sızlayan, bazen de eski şiddetini yitiren öfke ve hesaplaşmaların hemen yanı başında aşkın ve inceliklerin filizlendiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Her şeye rağmen kendi kozasını örmekten vazgeçmeyenlere...


Diğer kitabım ise;
TALEBE/ Tara Westover
    
Uzun zamandır okuduğum en sürükleyici kitaplardan biri oldu "Talebe"
Yazarın anlatım dili,  yaşadıkları ve bunları aktarımı...

Okurken çok düşündüm... Ailen ile kendi aranda, kendi hayatın hakkında seçim yapmak çok zor... Çünkü ailemiz bizi yetiştirirken kendi doğrularını öğretiyorlar ve bizler büyüdükçe öğrendiğimiz doğru, yanlış bilgiyi değiştirmek,  sorgulamak zorlaşıyor..... İg'de şöyle yorumlamıştım.....
  Ne desem nasıl desem....bu kadar içime dokunacağını, etkileneceğimi tahmin etmiyordum.
🖋 Sevgili Özlem( macerakitabım) önermişti,  listeme almıştım. Sonra Sevgili Hazan(boşdefter) bende var dedi ve ilk  buluşmada getirmiş. 🤗 🖋🖋 Hiç elimden bırakmak istemedim. Hatta son 200 sayfayı soluksuz okudum....
Özellikle konusu ve aile içi yaşananlar.... Aslında çok da uzak değil bize....
🖋 kitapta da vurgulanan "vazgeçmemek" ve "aile ile hayatın arasında seçim yapmak" duyguları...zor bir süreç...
Özellikle dini açıdan eğitilmiş ama burada kast ettiğim zorla dini eğitim... Çocuğun seçim yapması ve bu yükü taşıması...
Sevgili yazar #tarawestover büyük bir şeyi başarmış...
🖋🖋 tabi etkisi sonsuz...çünkü küçüklükten öğretilen "öğrenilmiş çaresizlik" durumunu ileri yaşlarda atlatmak zor. 
Çokda anlatmak istemiyorum çünkü okuyun istiyorum..... Arka kapak yazısı şöyle;
2018 Goodreads Okur Ödülü

Çocukluğunda Mormon babasının bağnazlığa, erkek kardeşinin  şiddete teslim oluşunu izledi. Ve on altı yaşına geldiğinde Tara kendi kendini eğitmeye karar verdi. Bilgiye duyduğu açlık onu Idaho’nun dağlarından çok uzaklara, okyanusların ötesine, bir kıtadan diğerine, Harvard’dan Cambridge'e taşıdı. Neden sonra aklına şu soru düştü: “Acaba fazla mı uzağa gittim?”, “Eve dönmenin hâlâ bir yolu var mı?” Çıktığı günden itibaren dünya çapında büyük övgü toplayan, pek çok yayın organı tarafından yılın kitabı seçilen ve şu ana dek 40 dile çevrilen Talebe bir kendini inşa öyküsü. Tara Westover, hiddetli bir sadakatle bağlandığı ailesinin, eğitim sayesinde yaşadığı değişimin ve ayrılık kederinin hikâyesini bizzat kendi hayat hikâyesini büyük yazarlara özgü bir içgörüyle anlatıyor. Yürek burkan ve umut saçan bir hikâye bu. “Sarsıcı. . . Tara Westover’ın hayat hikâyesi sıra dışı ama kitabın merkezindeki sorular hepimize dair: Sevdiklerimiz için kendimizden ne kadar ödün verebiliriz? Büyüyebilmek için onlara ne kadar ihanet edebiliriz?” - Vogue