Everest Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Everest Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.9.20

Okul Günlüğü.... Kitaplığım...




Geçen hafta okul bahçesinde tanışma etkinliğimiz vardı. Öğretmen bir kaç gün öncesinden WhatsApp grubumuzu kurdu ve artık oradan haberleşeceğiz. 
Tabi Umay kadar bizde heyecanlı idik. Öğretmenimizi ilk kez görmenin heyecanı yanında, artık kızçem ilkokul birinci sınıf diye diye dolaştım evde.... içimden habire "inanamıyorum yaaaa kızım 1'e gidecek "deyip durdum. 
Tabi bu pandemi sürecinde nasıl olacak okul yaşamı bilemiyorum/z... Öğretmen de bizim gibi, gidişata göre hareket edecek. En çok üzüldüğüm şey, bir çok heyecanımızı yaşamamak oldu.
Mesela; pandemi öncesi okul zamanını konuştuğumuzda "şöyle yaparız, şunları alırız, fotoğraf çekeriz, ay ne güzel çocuk çantaları var" diye konuşurken...şimdi fazla bir harcama yapmayalım nasıl olsa okul en fazla bir hafta sonra kapanır., sayılar artıyor neticede diye yorumlar yapar olduk....

Neyse ki çocuklar bahçede bir heyecan ile tanıştılar. Kısa kısa, mesafeli bir takım etkinlikler yapıldı. Fotoğraf çekinildi. Hem  aileler olarak hem de sınıfça.
Hemen buzdolabının üstüne asmak istedi Umay.
Tabi müdür toplanma öncesinden mesajlar göndermişti. Okul kıyafeti ile gelinmesini rica ediyordu, fotoğraf çekimi için.
Veliler olarak kıyafet almadan olmazdı. Yedeklerini almadan sadece ana kıyafetleri aldık. Hep dediğimiz gibi; gidişat nasıl olacak, okullar ne kadar sürece açık kalacak bilmiyoruz. Tedirginiz hepimiz tabi. Çocuklara sosyal mesafeyi anlatsak da bir araya gelince kalmadı sosyal mesafe falan.....

Öğretmen iki gruba ayıracağını söyledi sınıfı. O da zor olacak, çocuklar sadece grubunda ki çocuklarla arkadaş olmuş olacaklar, diğerleri ile belki de seneye beraber olacaklar. Zor yaaaa, bazen hala inanamıyorum bu hastalık sürecine. Hep kitaplarda okurduk veba, veya böyle bir salgın hastalığı, ülkelerin kargaşasını, mücadelesini... şimdi biz de yaşıyoruz daha doğrusu tüm dünya...
Kırtasiye listesi vermedi öğretmen, evden uzaktan eğitimde bir çok şeye gerek olmayacak sanırım. 
Hoş bana göre bilgi açığı bir şekilde kapatılır ama o çocukların bir arada edindikleri sosyallik, öğrenme, bilme, öğretmen-öğrenci ilişkisi açığı zor kapanır...….

Tek içime sinen gideceği okul devlet okulu ama müdürümüz ve öğretmenlerimizin çok fedakar ve işini seven olmaları. Hele yeni gelen müdürümüz okulu özel okullar gibi yapmış. Hoş hiç isteğim olmadı kızı özel okula yollayalım diye. Bize göre önemli olan çocuğu boş bırakmamak. Devamlı elimiz üstünde olmalı. Tabi bu okul süreci de sancılı. İlkokul öğretmeni çok önemli ve iyi araştırma yapmak gerekiyor.
Bunları konuşup araştırırken aklıma kendi zamanım geldi. Muhtemelen annemler araştırmamıştır diye düşünüyorum. Bizim mahalle hatta ma mahalle aynı okula gidiyorduk. Hatta ilkokul öğretmenimi hiç iyi anmam. Hatıralarım kötüdür çünkü güzel çocuk-çirkin çocuk ayrımı yapardı ve güzel kızlara daha iyi davranırdı. Bende o zamanlar kara kuru bir kızım. Öyle çoook güzel bir çocuk değildim.  Ve öğretmen için bu önemli idi.... Allah'tan sınıf arkadaşlarımız iyiydi. Tek üzüldüğüm o dönemlere ait hiç okul fotoğrafımın olmaması. Çok isterdim arkadaşlarımla, okulum ile fotoğraflarım olsun. Çünkü en son ilk okuluma gittiğimde, doğal olarak okul yenilenmişti. Çok değişmişti çok....

İnşallah kızımın okul hayatı  başarılı, güzel anılarının biriktiği bir dönem olur. O yüzden elimden geldiğince, okul ile alakalı bir çok şeyi kaydetmeye çalışıyorum.....
 Gelişmeler oldukça yazacağım. 

Bu aralar tabi gece okumalara devam. Sanırım uzun bir süre daha bu şekilde olacak.
Zati artık yeni kitap almıyorum, öncelik elimdeki kitapları okumak. Sadece grup okumalarımın kitaplarını alıyorum.
 Doğum günü hediyesi olarak Umay ile babası "Son Bakış / Irmak Zileli" kitabını almışlardı. Çok merak ediyordum hemen okudum.



Çoook beğendiğim bir kitap oldu. Konusu çok hüzünlü idi. Gürcü bir kızın ülkemize kaçak girmesi, bakıcılık yapması, çalıştığı kadın tarafından hor görülmesi kötüydü.... elbet yok mu böyle senaryolar var...hem de çok... sadece bizim etrafımızda olmayınca yok sayıyoruz.
Tabi kitabın ana konusu bu değil... daha çok ait olamama hali, anılar, yaşanan, ülkece çekilen acılar... İlk kez okudum yazarın kitabını ve diğerlerini de okumayı çok istedim.

Kitap Açıklaması

Irmak Zileli bu romanında genç bir kadının ölüme giderken ki son birkaç dakikasından hareketle, geriye doğru hayatlar ve kuşaklar boyunca aktarılan bakışların izini sürüyor. Aynı zamanda insanın hayata, geçmişe, kendi varlığına ya da yokluğuna yönelen bir bakış bu...

Son Bakış yabancılığın ve dilsizliğin nasıl bir şey olduğunu anlamanın ve anlatabilmenin yolunu arayan bir roman. Bu nedenle de evvela dille uğraşan,  dilin kendisini romanın meselesi yapan bir metin. Türkiye’ye kaçak yollardan girmiş, girerken biricik sevgilisi Kaveh’i yitirmiş Tina’nın iç sesi okuru yanına çağırıyor. Son yolculuğunda ona eşlik edilmesini bekliyor.

Hem yakarış, hem hesaplaşma olarak okunabilecek Son Bakış, Irmak Zileli’nin edebiyatta açtığı hattı derinleştiriyor.

“Ah insan zihni nasıl da kaydedemiyor aslında hiçbir şeyi olduğu gibi, çünkü sonradan ekliyorsun kendi bakışını onunkine, sonraki bakış diye bir şey de var aslında, hiçbir bakış son olarak kalmıyor,  kendi son bakışının üstüne ister istemez yenisinin gölgesi düşüyor. 

( Tanıtım Bülteninden)


İnstagram grubumuz ile "Michael-Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı/  Elfriede Jelinek" kitabını okuyoruz. Boyle grup okumaları iyi oluyor. Belki de  ben bu kitabı okumayacaktım bile. Satışı da yok ve reklamını da görmemiştim.Değişik bir tarzı var yazarın, biraz araştırdığımızda da edebiyatta yeni bir akıma vesile olmuş. 

Böyle işte, uykum geldi, yazı biter ben deniz kitabıma gider.biraz okuyup yatarım. 

İyi geceler a dostlar. :))



10.5.19

Günden Kalanlar, Biten Kitaplar...



 Selam. Bugünler de iyiym çok şükür. İlaçlar anca etki etti sanırım.... Artık başka çözümler de bulmam lazım. bir ay sürüyor bu alerji ve günlük yaşamımı çok etkiliyor...

Geçenler de İnsatgaram'dan severek takip ettiğim bir arkadaşım Sibel bir paylaşım da bulundu ve " mutlaka izleyin" demişti.
Netflix Belgeseli olan "Brené Brown: Cesaret Çağrısı"

 1 saatlik bir anlatı belgesel. En çok hoşuma giden ise; kendimizi, olmaya çalıştığımız halimizi değil olduğumuz halimizi sevmemeizi kabul etmemizi ve ona göre yön vermemizi demesini sevdim.
Özellikle "kırılgan" halimiziden utandığımızı, aslında "cesaret, cesurluk ile kırılganlığın" beraber hareket ettiğini anlattı. Çoğu kabul etmese de dedi... asıl başarı asıl önemli olan düşüp tekrar ayağa kalkmamız ve acımızı, bizi kıran şeyi özetle dibine kadar yaşamımız gerektiği idi... Eğer seviyorsanız böyle mini belgeseleri hem güldüren hemde sorgulatan belgeseli izleyin derim...
Tanıtımında ise şöyle yazyor;

Brené Brown yetersizlik, korku ve belirsizlik tarafından sınırları çizilen bir kültürde, cesareti konfora tercih etmenin bedelini mizah ve empatiyle tartışıyor.

 Okumayı çok istediğim kitaplardan biri idi "HİKAYECİ/ JODİ PİCOULT"

Arkadaşımdan ödünç aldım ve okudum. Sırada diğer kitapları var.
Bazı kitaplar içinizi dağlar ya işte bu kitap da öyleydi benim için. Bir de sanıyorum ki bu aralar çok fazla bu tarz kitaplar okuduğumdan... daha da etkileniyorum.
 Bundan önce de "Anne Frank'ın Hatıra Defteri"ni okumuştum.... derken bu kitap ile iyice üzüntüm arttı.
Bazen bakıyorum nete... evet bir kesim var ki Yahudilik ile bilgiler, dini bilgiler, siyasi bilgiler sunuyor...
Daha öncede demiştim, pek hatta hiç siyaseti sevmiyorum ve ilgilenmediğim için de bilgilerim hep yakın zamanla sınırlı......
O yüzden benim baktığım bakış açısı, içim üzen.... o insanların yaşamak zorunda kaldığı şartlar, gaz odaları ve açlık.......
Hikayeci kitabında da yazar Nazi Kampından kurtulan bir kadının ağzından anlatmış. Tabi kadının torunu, affedilmek isteyen bir Nazi Subayı... yaşananlar....





Hasan Ali Toptaş yine içimi dağladın be üstat....... #heba ........... Şu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da zamanı iyi değerlendirmek...
☘ Yine muhteşem bir kelime yumağı ile bize toplumsal ve bireysel hatalarımızdan bahsetmiş ama öyle ders verir gibi değil.... " hah,  işte,  aynen küçük yerlerde böyle oluyor "cinsinden anlatmış.... Yanlışı ile doğrusu ile, içe dönüp anlatmış.

.📍☘ Ziya ve Ziya'nın içindeki kederi, yaşadıklarını hiç unutmayacağım...

📍☘ okurken çocukluk işte dediğiniz ama büyüyünce nasıl da hayatınıza etki ettiğini gördüğünüz bir hikaye. Yer yer neresi rüya neresi gerçek dediğiniz de oluyor,  sonrası bir bakmışsınız hikaye akmış gitmiş.
☘📍 Aşk'ın her yerde aşk,  dostun her yerde dost ve ihanetin her yerde ihanet olduğunu anlıyorsunuz.
☘☘📍evet rahatsız edici bir hikâye,  zorlayıcı ama edebi değeri yüksek bi  hikâye...
En önemlisi neydi biliyor musunuz? Ark kapak da şöyle yazıyor ve en güzel tanımı olmuş bence; “... insanız yahu, kaybetmeye de ihtiyacımız var arkadaş, oturalım oturduğumuz yerde diyebilirdi mesela; ne var ki bunu yapamadı. Biçare çocuk, onun soluğunu kendi soluğu sanıyor şimdi; dilinde Nefise türküsüyle ortalıkta serseri mayın gibi gezinip duruyor. Farkında olmadan kaybetmenin tadını keşfetti de onu mu uzatıyor hergele bilmiyorum ki...”

Böyle işte....

Hayırlı ramazanlar, keyifli haftasonunuz olsun arkadaşlar.

5.5.19

Günlük Haller ve Üstat İle Margarita

Selam.

Mevsim  geçişleri başlayınca benim gibi alerjisi olanların da göz kaşıntısı,  burun akıntısı ve astım alerjisi başlamış oluyor.
Son iki yıldır daha ağır geçiyorum semptomları.
Bu ara ikidir acilde alıyoruz soluğu. Sürreyapaşa'ya gittik ve ona göre ilaçlarımı aldım. Düne göre daha iyiyim şükür.
Devamlı öksürük krizine girmek ve zor nefes almak  o kadar  yorucu ki.

Bunun dışında son iki üç aydır okuma hızım çok düştü. Şöyle kendimle konuştuğumda bu sene hiç tiyatroya gitmedim,  liste yapmıştım İstanbul'da gidip görülecek yerler, müzeler diye...onlara da gitmedim....
Ve günlerimi öyle çok da verimli geçirmedim.. Kendime şaşıyorum... Hani hangi kafadayım bilmiyorum...

Belki de bir dönemdir bu ve zamanı gelince geçecektir kendime zaman tanımam gerek. Onu da bilmiyorum..  Diyorum ya bazen kendime şaşıyorum....
Böyle böyle konuşurken buluyorum kendimi....
Kilo vermek istiyorum,  40 yaşımı ve sonrasını sağlıklı geçirmek istiyorum ve böyle homidi gırtlak yemeğe devam edersem ilerde nasıl olur bilemiyorum.....işte böyle böyle diye diye zaman geçiyor.....

Bu arada okuma grubumuz ile enfes bir kitap okuduk.

Üstat ile Margarita / Mihail Bulgakov

Hep aynı şeyi diyorum ama bir bilseniz alıp okuyacağım liste öyle kabarık ki...son birkaç yıldır habire listeme yeni kitaplar ekleniyor. Bildiğiniz geriden geliyorum ☺
Bu kitapda listemde idi. Sonra indirimde görğnce aldım,  sonrasında da grupta okuyalım dediklerinde hemen öne çekip okudum.
Sırada diğer kitapları var.
Bu kitabını çok sevdim hele Margarita karakterini çok sevdim.
 📍Elbet eleştirdiği bir dönem de var yazarın.
Büyülü gerçeklik tarzında bir kitap.
📍kitabın başında önsöz kısmında epey bir detay var. Bir dönem yazarın yazdıkları yayınlanmamış,  kitapları basılmamış...


Konusuna gelirsek; Moskova'da bir bankta iki  yazar sohbet ederken,  bastonlu bir adam belirir ve olaylar başlar....
Özellikle anlatım dili ve olaylara bakış açısı ve hiciv sanatı ile aktarması çok iyiydi.
✒arka kapak yazısı şöyledir;

Sovyet edebiyatının önde gelen adlarından olan Mihail Bulgakov, yapıtlarının çoğunda Sovyet bürokrasisini eleştirdi; bu nedenle Sovyet otoriteleriyle pek çok kez karşı karşıya geldi, yazdıkları sansürlendi. Yazarın Usta ile Margarita adlı dev yapıtı ise, kendi sağlığında değil, ölümünden yirmi altı yıl sonra, 1966'da yayınlandı. Üstelik yaklaşık seksen sayfası çıkarılmış olarak. Yayınladığımız bu kitap, sansüre uğrayan bu sayfaları da içeriyor. Usta ile Margarita, son derece kıvrak bir kurguyla birbirine bağlanan ayrı öykülerden oluşuyor. Otuzlu yıllarda, Moskova'da iki yazar, bir bankta oturmuş, İsa'nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını tartışmaktadırlar. Birdenbire, yandaki bankta bir adam şekillenir ve sohbete karışır. Düzgün bir Sovyet vatandaşı gibi görünmektedir, ancak geleceği okuma yeteneğine sahiptir ilginç yabancı. Örneğin, yazarlardan birine öleceğini söyler, yazar gerçekten çok kısa bir süre sonra ölür. İkinci yazar ise, gene yabancının önceden bildiği gibi delirir ve akıl hastanesine kapatılır. Yabancı dediğimiz kişi ise, sosyalist Sovyet toplumunu ziyarete gelmiş olan şeytanın ta kendisidir ve bu kez adı Woland'dır. Woland ve yanındaki yardımcıları, Moskova'da fantastik bir alt üst oluşa neden olurlar; tıkır tıkır işleyen pek çok mekanizma, Bulgakov'un keskin kara mizahıyla parçalanır, dağılır, bozulur. Bu sırada, akıl hastanesine yatırılmış olan yazar, orada bir 'Usta'yla karşılaşır; 'Usta', ona kendi yazdığı, Pontius Pilatus'la ilgili kitabı, ayrıca Margarita'ya olan aşkını anlatır, ki zaten aklını kaybetmesine neden olan da, kaleme aldığı romandır. 

31.1.19

BİTEN KİTAPLARIM...

Selam. 😊

İlk kimin sayfasında gördüm tam hatırlamıyorum ya Lale in Bahçesi yada Macera Kitabım Özlem'indi. Artık ikisi de diyeyim  😊

Napoli Romanlarından bahsediyorum canımmmmm... 🤗

Serinin iki nci kitabını da bitirdim.
"YENİ SOYADININ HİKAYESİ " Bu sefer bizim kızlar büyüyor....
Çok arada kaldım bu kitapta.
Zaman zaman Lenu'dan yana oldum zaman zaman da Lili'den. 😊

Bir mahallede yaşanan arkadaşlıklar, dostluklar  okul yılları bu kadar doğal anlatılabilirdi.

Özellikle Lenu'nun yer yer pasif kalması sonra açılması derken kendi zamanımıda düşünmedim değil.

Tabi her memlekette küçük yaşta evlilik var...
Lili'nin cesurluğu, her şeye rağmen kocasının dayaklarına rağmen bazı durumlarda vazgeçmemesi, direnmesi...güçlü kadın Lili .. Bakalım diğer seride nasıllar?
Dört kitabın tamamını okuyunca daha detaylı yorum yazarım. 😊

Siz okudunuz mu? Ne düşünüyorsunuz??

Diğer kitabım da;

Jose Saramoga'dan BİLİNMEYEN ADANIN ÖYKÜSÜ

60 sayfa kitaba bir dünya sığdırmış neredeyse yazar. Okuduktan sonra böyle hissettim....
Eğer daha önce hiç bir kitabını okumadıysanız bu  kitapla  başlayın.
Evet yine nokta bir iki tane var, cümle sonu virgül ile devam ediyor ama anlatım dili daha sade daha akıcı 

Bir akşam üstü Beşiktaş dönüşü Kadıköy sahilde bulunan Kadıköy Şehremini Edebiyat Tarih Kütüphanesi'nde ağaçlar eşliğinde okudum 
Okurken bana geçen hissiyatı ise... Büyüdükçe ne kadar da her şeyi mantığa büründürüp hayallerimizden vazgeçiyoruz  Kendimize imkansız diyoruz artık benden geçti diyoruz.... Uzar bu cümleler....

Öyle işte.... 😊
Selam eder sevgilerimi yollarım. 🤗

17.10.18

Hava/Buket Uzuner

Buket Uzuner'le ilk tanışma kitabım "KUMRAL ADA MAVİ TUNA" idi. Çok da severel okumuştum.  Hüzünlü  bir hem dönem hem de ilişkiler üzerime idi hikayesi.
Sonradan da "Gelibolu" ve diğer kitaplarını okudum. Ama en çok bu ikisi ve son yazdığı dörtleme kitapları kalbimde ayrı bir yer edindi. Son kitap "ATEŞ" i çok merak ediyorum. Henüz bir kaç yılımız var sanıyorum  😊 Çünkü üçüncü kitap olan HAVA daha yeni basıldı.

Bu kitapla yine Şaman öğretilerinden de anlatıyor bize Umay Bayülgen.
Bu sefer Sahaf Semahat'in anlatamadığı, sustuğu ve saklı yaşamın arkasında ki sırrı öğreniyoruz....
Defne Kaman'ı ve Umay Nine'yi biraz daha yakından tanıyoruz....
Bu sefer yazar "Küresel İklim Değişikliği" ve "Nükleer santral"in zararlarına daha geniş değiniyor
Ve hep bahsettiği tarihi bilgiler, yöresel zeginlimlerimizi de eklemişsin yazılarına.
Bu sefer Kayseri ve Kapadokya'da alıyoruz soluğu..

Yavaş okudum, sindirdim ve şimdi de kafamda evirip çeviriyorum. 😊

İyi geceler selamlar 🙋🏻‍♀️


15.10.18

NAPOLİ KİTAPLARI/1.KİTAP

Selam. 😊
İyi haftalar hepimize.

Uzun zamandır ne koruya ne de ormana gitmemiştim. Kızın öğretmeni 🍂 sonbaharı anlatan yapraklardan isteyince , hadi dedik evin ordan toplamayalım "Adile Sultan Korusu /Valide bağ Öğretmen Evine" gidelim dedik.
Sabah erkenden gittik. O havanın hafif esmesi ve ağaçların sesi... Toprak kokusu ...
Hepimize iyi geldi.

Bugün okul da etkinlik yapacaklar... 😊 

Geçen hafta "BENİM OLAĞANÜSTÜ AKILLI ARKADAŞIM /ELENA FERRANTE" kitabını bitirdim. 
👉 Çok severek ve ilgi ile okudum. En çok etkileyen de yazarın;sanki karşımda oturmuş geçmiş zaman hikayesini anlatıyormuş gibi yazması .. 
🖋️ Ve Lila ve Lenu'nun çocukluk yılları ile başlıyor Napoli Serisi. 
🖋️Özellikle mahallede olanlar, komşuluk ve çocukların ilişkilerini okurken kendi çocukluğumu düşündüm  
Hepimizin vardır en yakın arkadaşı o zamanlar ve çooook önemlidir... Davranışlarını örnek aldığınız, birlikteyiz hareket ettiğimiz.... 
Bizim mahallede kızdan çok erkek çocuğu vardı  Biz az olan kızlar da erkek arkadaşlarımızla  misket oynar maç yapardık... 😊 Güzeldi o günler hemde çok güzel... Aramızda kavgalar olsa da küslük uzun sürmedi.. 
İşte bu kitabı okurken kendi çocukluğuma gittim diyebilirim  
👉 Her iki karakterde benzer yanlar buldum.
Sırada diğer kitapları var.  Bir de yazarın gerçek adı saklı, internette hiç bir bilgi yok. Neden acaba? Diye de merak ettim yani.... 

Böyle tadı damağımda kalan kitapları seviyorum. 
Selamlar. 🙋🏻‍♀️🍂 

29.6.18

Aslında Hayal Ve Virginia İle Vita Kitapları Hak...

Selam.
Dün kız babanesinde kalınca bana da iki kitabı bitirmek düştü. :)

Bir tanesi;

"ASLINDA HAYAL/KÜRŞAT BAŞAR"

DR'ın internet sitesinden alıntıdır.
Bu kitabı Sevgili Natali'nin İnstagram sayfasında görmüş ve aklıma not etmiştim.
Geçen gün Migros'da  indirim de görünce aklıma geldi ve aldım. :)
Daha önce "Başucumda Müzik" albümünü okumuş sevmiştim. Daha sonra da televizyon programını severek takip ediyordum. Her ne kadar programında azıcık konuşsa da. :)))


Anı-Biyografi kitabı. Çocukluğundan başlayıp hayatına dair notlar, anılar ve anlatılar var. Ama okurken sayfalar nasıl akıp gitmiş anlamıyorsunuz bile.
Yazdığı kitapları nasıl duygular eşliğinde yazdığı veya yazmaya nasıl başladığına dair notlar var.
Eğer daha önce hiç bir kitabını okumadıysanız bununla başlayabilirsiniz.

Mesela küçüklüğünden beri yemek yemeği sevmez, yeterince yer ve kalkarmış sofradan. Küçükken büyükleri çok uğraşmış sıska halinden kurtulması için. Oysa ki sadece yaşayacağı kadar yemeği severmiş ve hala da öyle olduğunu yazmış.
Hayal kurmayı ve okumayı çok severmiş. Devamlı okurmuş. Bir de müzik aşığı bir adammış.
Gerçekten de iyi bir entelektüel olduğunu anlıyorsunuz kitabı okuyunca.
Bana hep Kürşat Bey'in enteresan bir enerjisi varmış gibime geliyor. İyi anlamda elbet. :)

Bir diğer kitabım ise;


fotoğraflar internetten alıntıdır.
 "VİRGİNİA İLE VİTA/ CHRİSTİNE ORBAN"


Virginia Woolf'a hayran olmamak elde değil. Döneminin cesur kadın yazarlarından biri bana göre.
Tabi ben bu kitaba kadar kendisinin aynı zaman da kadınlardan da hoşlandığını bilmiyordum. Şaşırdım mı? evet şaşırdım.
Çünkü hayata dair bakışı, yaşama biçimi ve devamlı depresif halleri bu ihtimali hiç getirmiyordu aklıma...

Kitaba dönecek olursak;
yazım dili çok yavan ve kitap ilerlemiyormuş geldi bana. Okudum ama çok zorlanarak okudum. Sırf konunun hatrına okudum diyebilirim.
Ki nette biraz bakındığım da; okumanız gereken kitaplar listesine girmiş.
Karar size kalmış artık.

İyi geceler. :)
Selamlar.

14.3.18

Biten Kitaplar Ve Günce....

Bahar yorgunluğu geldi çattı beni de buldu 😳
Elim kolum kalmıyor.... Nasıl bir tembellik var üstümde anlatamam.
Ama gelsin bahar, açsın çiçekler, cıvıldasın kuşlar. :) ( sabah sabah şiir gibi oldu yahu)
Bu aralar pek sıkılganım, keyfim de yok o yüzden direk okuyup bitirdiğim kitapları anlatayım size.
Belki okuyanınız vardır yada okumayanınız...
 Gece sinema kanallarında gezinirken Hemingway Ve Gellhorn filmine denk geldim ve izledim. Gerçekten de yazar çok zor bir karaktermiş aslında....Bir kadın olarak en zoru da çapkınlığı ve içki alışkanlığıdır diye düşündüm....



 HEZEYAN/ LAURA RESTREPO 
Hezeyan kitabı biraz yorucu oldu benim için. Konusuna gelince işsiz bir Profesörün iki günlüğüne çocukları ile tatile gitmesi ve dönüşte de telefonunda bir mesaj ile karşılaşması....
 Eşi yine bir kriz geçiriyordu ve otel odasındaydı. Gelip onu almasını istiyordu telefonda ki ses...
Sonrası olaylar başlıyor.
Kadın yine bir hezeyan atağı geçiriyordu ve ağzını bıçak açmıyordu.
Okurken daraldım, korktum ve ne zor bir karakter ve yaşam dedim. Ve eminim gerçek dünyaya döndüğümüzde ruhları hasta olan kişiler yok mudur? 
Kitapta yer yer eskiye sıçramalar da var ve aslında kadının dedesinin de bu şekilde buhranlar geçirdiğini öğreniyoruz...
Ara ara aile yaşamı ara ara da kadının günlük yaşamınına dair anlatıyor kitap. Tabi bu arada ülkenin yaşadıkları, olanlar, olaylar da vurgulanıyor.
Yarın hayat hikayesine baktığımda aslında yazdığı kitap normal dedi.
Arada kaldığım bir kitap oldu.
Bir de Ayrıntı Yayınları'nın çevirdiği eserleri kaliteli buluyorum, tek sıkıntım romanları " düz yazı" mantığın da çevirmeleri...
Okurken yorucu oluyor zaman zaman.

KİTAP TANITIM YAZISI;

Laura Restrepo, gerçeklikle düşselliği, tarihle haberciliği bir araya getiren tarzıyla tam da Güney Amerika edebiyatının büyülü gerçeklikle kirli gerçeklik arasındaki sınırında duruyor.  Kurmacanın verdiği özgürlükle, gerçekleri kendi yorumlarını katarak genişleten Restrepo romanlarının ikili bir karakteri var: Katı bir gerçekçiliğe karşı zengin bir hayal dünyası. Restrepo, bu romanında, klasik tragedyalara özgü temaları kullanmış. Ön planda okuru hemen içine çekecek bireysel dramlar; gizem, aşk, ihanet, karmaşık ilişkiler yer alıyor. Arka planda ise Kolombiya’nın çatışmalı ve acılı tarihi...Hezeyan, savaş ve yolsuzluk nedeniyle zarar görmüş bir ülkenin çaresiz insanlarının hayatta kalmak için verdiği gündelik mücadeleyi anlatıyor. Umudunu hiç yitirmeyen insanlar bunlar; önlerindeki engelleri aşmaya yetecek kadar güçlü bir iradeye sahipler. Başarmak için ihtiyaç duydukları yegâne duygu ise yakınlarının sevgisi... Kolombiyalı yazar, gazeteci ve aktivist Laura Restrepo, Hezeyan adlı romanında bir kadının hezeyanlarla darmadağınık olmuş bilincinden ülkesi Kolombiya'nın tarihine bakıyor. 

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu Küçük Şeylerin Tanrısı


Başta anlayamadım biraz ama sonra okudukça okudukça..... nasıl muhteşem bir kitaptı. özellikle ikizlerin gözünden farklı bakış açıları ile hem ailevi hem toplumsal olayları okumak...
Öfkeye boğan, sorgulatan ve aynı zamanda hüzünlendiren bir roman arıyorsanız Küçük Şeylerin Tanrısı’nı ellerinize bırakıyorum. Başlamadan önce Hindistan’ın toplumsal yapısı ve tarihçesi hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak, okumayı daha keyifli hale getirecektir.
Rahel ona hiç yazmadı. Yapılamayacak şeyler vardır; tıpkı insanın kendinin bir parçasına mektup yazması gibi. Kendi ayağına ya da saçlarına. Ya da yüreğine.
 Bu trajediyi okurken, çocuk olmanın hafifliğini sert bir darbeyle üzerlerinden atıp aniden büyüyen iki kardeşe üzüldüğüm kadar kimseye üzülmedim. Çünkü ne Ammu ne de Velutha, küçük Rahel ve Estha kadar çaresizdi. Hatta Ammu’ya bu sebeple kızdığımı bile söyleyebilirim. Asıl suçlunun o değil, sistem olduğunu bilmeme rağmen hem de. Ammu sadece, kadının değersiz olduğu bir toplumda, tacizin, istismarın ve değersizliğin çemberinden çıkamıyordu.
Sevdiğim bir kitap oldu.
Son kitabım da;

KAYIP ROMANLAR/ VEDAT TÜRKALİ

 Daha önce yazarın "Bir Gün Tek Başına" romanını okumuş ve o özgün Türkçe'sine bayılmıştım.
Kullandığı kelime ve cümleler etkileyiciydi.
Bu romanın da biraz Turgut Özakman'nın romanlarına benzettim.
Tabi yazar çok donanımlı ve iyi bir yurttaş olmak istiyor bana göre.
Bir dönem ve şimdi-geçmiş-gelecek gibi bu kitabı....
Tabi kitapta bir aşk hikayesi de var. Özellikle 80 yaşında olan doktorun yirmili yaşlarında olan Esme ile aşk yaşaması... tartışılır ama düşündüğüm de aynı dava d görüyorlar kendilerini ve boşlukları çok fazla.
Onun dışında böyle bir aşk çok zor ve yaş farkı çook fazla..........
Bir solukta okuduğum kitaplardan oldu bu roman da...

Yazım biraz uzun oldu idare edin artık beni, birikti paylaşacaklarım. :)
Selamlar,

22.12.17

Gölgesizler Hasan Ali Toptaş


İnanır mısınız bitmesin diye uyku öncesi ve yavaş yavaş okudum romanı.
Yazarın tüm kitaplarını çok büyük bir ilgi ile okuyorum. Türkçe'ye ve Anadolu şivesine, halkına o kadar yatkın ve bilgili ki okurken bunu sizde romandan hissediyorsunuz.

İlk "Uykuların Doğusu" ile tanıdım yazarı ve başda anlamadım kitabı. Kitap bitti ve roman sanki beynimde yaşıyordu...
Sonra diğer kitapları geldi, okumadığım bir kaç kitabı kaldı. Heba kitabı da onlardan biri....

1994 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü almış bu kitap ve aynı isim ile sinemaya da uyarlanmış. Henüz filmini izlemedim izler miyim bilmiyorum... Öyle hemen kitap sonrası filmini izleyenlerden değilimdir.

 Bu kitap ile var oluşu sorgulamış biraz da Hasan Ali Toptaş.
Bir berber var ana tema da ve bir gün ruhu daralır çıkar, kendini yola vurur.
Bir geçmiş de bir şimdi de geçer konular, o yüzden yer yer zorlasa da ana konu hep birbirine bağlıdır.
Aynalar ve aynaya yansıyan yüzlerimiz ile ilgili tespitler çok iyiydi.
Sizde hem kendinizi hem çevrenizi sorgularken bulabilirsiniz kendinizi.

Bir de yazarın en sevdiğim yönü Anadolu insanını, köylüyü öyle güzel tasvir ediyor ki... acındırmadan ama sorunlarını da es geçmeden anlatıyor...

Eğer hala benim gibi okumadıysanız bu kitabı mutlaka okuyun...

Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin. aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.

“Bir bildiğin varsa şimdi söyle derim ben. Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.”

“Hiçbir iz yok,” dedi Reşit.
Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

12.12.17

Frida Kahlo ve Neruda'nın Postacısı Kitapları Hk...


Aslında hep bildiğimiz bir hikaye gibi ama daha fazlası var Frida Kahlo'da.
Acısına, imkansızlığına ve geçirdiği operasyonlara rağmen "güçlü kadın, özgür kadın ve ne istediğini bilen kadın; Frida"
Aşkını korkusuzca, hayatı tüm çıplaklığı ile yaşayan kadın Frida.
Bu kitapta da yazar tüm yaşam hikayesini yazmış, araya da günlüğünden eklentiler yaparak.
Son sayfasına da fotoğraflar eklemiş.

Daha önce Penolepe Cruz'un oynadığı filmini izlemiştim ve netten okumuştum hayat hikayesini. Bu kitap ile tümünü okumuş oldum.





Tabi Diego gerçeği de var değil mi? Yer yer sinir olsam da eğer kadın bunu kabul etmişse yapacak bir şey yok. Tek zaafı aşkıymış Frida'nın düşününce. Burdan bakınca kötü bir ilişki gibi gözükse de onların yaşadığı bir aşktı...
Tabi o şartlar da bir sürü tedavi süreci, hayatta kalma mücadelesi.. vs.. ne kadar zormuş.
Yine de Frida'nın hayata tutunması, yaşamı sevmesi ve güçlü, dik duruşu takdir edilecek bir şey. Herkese göre değildir bunca yaşadıklarından sonra yine de dimdik durmak.

Kitap ara ara durağanlaşsa da iyiydi.

&&&&&&&&&&&


Aslında bu kitabın ününü bilmeden almıştım.
İyi bir ara kitap olacaktı bana. Ki oldu da.
Özellikle çevirmen İnci Kut olunca kitaba da güvenim artıyor.
Bu kitap da; ünlü şair Neruda'nın kafasını dinlemek için gittiği, Şili'de ki sahil kasabasında postacının ondan yardım istemesi ile hikaye başlıyor.
Bazen bir kişi nasıl da hayatımızı değiştiriyor, etkiliyor değil mi? diye düşündüm okurken.
Birde Şilili yazarlar iyi roman yazıyorlar. :)
Çalışmayı sevmeyen ve kendisine babası ve sonradan da kayınvalidesi tarafından " devamlı iş bulması gerektiği" söylenen postacı Mario Jimenez'in dostluğu anlatılıyor. Tabi o dönemin, yokluğu, siyasi olayları ve yaşananlar ince bir nükte ile anlatılmış.
Filmi de varmış kitabın henüz izlemedim, izleyeceğim.
Çok severek okudum yalnız tek sıkıntı ara da çevirmenin cümle içinde ki kelimeleri çok yuvarlaması oldu.
Onun dışında okumadıysanız bir şans verin kitaba.


11.6.17

Sona Ermek Selim İleri Kitabı Üzerine...




 Perşembe günü neredeyse bizim için artık gelenekleşen Kitap Kulübü toplantımızı iftar eşliğinde yaptık.
Hepimiz bir şeyler yapıp yada alıp geldik, soframızı kurduk, çayımızı demledik ve sohbete daldık.
Geçen sene kitabı çok beğendiğimiz için fazla kitaptan konuşmamıştık, bu seferde çoğumuz kitabı yarıda bırakmış ya da okumamıştı.
Ben deniz sonuna kadar okudum yahu :)))))

SONA ERMEK / SELİM İLERİ idi kitabımız.
Daha önce hiçbir kitabını okumamış da olsam televizyondan, haftada bir yaptığı programdan bilirim kendisini. Hatta engin bilgisine, kültürüne, saygınlığına bir o kadar da hayranımdır.

Bu kitapla da başlangıç yapayım diğerlerini de alır okurum diyordum ama... yanlış başlangıç bu kitap.
Sizde benim gibi yazarın başka bir kitabını okumadıysanız bu kitapla başlamayın.
Çünkü bu kitabı biraz da anılarından yola çıkılarak yazılmış yarı biyografik bir roman.
Ama anlatım dili, konuların akışı o kadar durağan ki... bir bakıyorsunuz aşık olduğu kadını anlatıyor, hop ordan çıkıyor kraliçe diye adlandırdığı kadını anlatıyor. Ben bir türlü kraliçe kim anlayamadım....
Ordan hep yazmak istediği tarih kitabı anılarına geçiyor.
Biz okuyucu da helak oluyoruz tabi anlayacağız diye.
Ve grubumuz da hemen hemen hepimiz aynı fikirdeydik, biraz zorlama olmuş bu kitap o yüzden de "olmamış".

Onun dışında yine kitaplardan, anılardan, bahsederek güzel bir akşam geçirdik.

İyi ki iyi ki diyorum Sevgili Lale Abla( lalenin bloğu yazarı) beni de geçtiğimiz sene davet etmiş.

Yine bol sohbetli bir akşamdan anılarıma güzellikler katıldı.

İyi geceler blog.







20.2.17

Vakit Hazan Aslı E. Perker... Savaş Sanatı kitabına dair...


Şekerci Cafer Erol'un 1.katının penceresinden baktığınız da görüntü bu...
Sanıyorum hava soğuk olduğundan kalabalık fazla yok...
Çok severim pencere kenarlarını, dışarı bakınmayı...
O yüzden evimde de pencere kenarına koydum sallanan sandalyemi... kahvemi alıp kitabımı camdan yana okumayı seviyorum.

aslı e. perker vakit hazan
Bu kitap bizim Mart Ayı kitap kulübümüzün kitabı.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ki devamı da gelecek çünkü çok sevdim anlatım dilini.
"Vakit Hazan / Aslı E. Perker" kitabı bir dönem kitabı. Handan'ın gözünden anlatılıyor... Osmanlı Paşasının kızı olan Handan hem dini bütün yaşayan hemde ülkesini, vatanını çok sevdiğinden amcası ile birlik olup; gizli görevlerde yer alıyor.
Aslında bir döenme göre çok cesur Handan. Okurken hem kızıyorsunuz Handan'a hem gülümseyerek okuyorsunuz, hem kederleniyorsunuz... bu kadar da olur mu? diyorsunuz ama oluyor valla hayatta da böyle şeyler.
Yazar kitabında ne Osmanlı'yı nede Cumhuriyet'i övüyor... tarafsız, yargısız yazmış. Bunu çok sevdim.
Handan'ın yaptığı seçimler, yaşam biçimi, yer yer eleştirisi, yargılamayan bir roman Vakit Hazan… Handan, babasını hep çok sever ve anlamaya çalışır. Babası, işgal kuvvetlerine kıyafet dikme işine girdiğinde de, Amerikalı bir kadını sevdiğinde de üzülür, vatana ihanet gibi hisseder ama silip atamaz.
Kendi duygularına gelince yaşadığı ikilemlere sinir oldum. Bazen konuştum bile okurken...
 Kitapta giyim kuşam da çokca yazılmış, anlatılmış...
Dönem kitaplarını seviyorsanız okuyun derim.


 Ara ara ince kitaplar okumak iyi oluyor.
Uzun zamandır bu kitabı görüyor ama almıyordum. Bu sefer çarşıya indiğimde aldım. Benim aldığım İŞBankası Kültür Yayınlarından çıkan kitap. Ama birçok yayınevi çevirisini yapmış
Benim tavsiyem İş Kültür Yayınları... çünkü çevirmen ve hocası...bu konuda uzun yıllar araştırma yapmışlar.
Kitap savaş sanatı hakkında strateji kitabı aslında. Ama bir çok ülke de Kişisel Gelişim kitabı olarak da okutuluyormuş.
 Kitabı okurken aklıma Cengiz Han geldi. Acaba kendisi bu kitabı okuyup uygulamış mıdır?
Çünkü verilen taktikler gayet başarılı.
Aslında kitap "savaş taktikleri" üzerine ama gerçek zaferin savaşılmadan kazanılanı olduğunu vurguluyor.
Kitabı derinlemesine incelediğiniz de yada düşündüğünüzde; kibrin, düşünmeden harekete geçmenin, öncelik hemen savaşmayı seçmenin, hemen saldırmanın vs...  sizi, orduyu hiçbir yere vardırmayacağına tersine baştan savaşı kaybedeceğinize dikkat çekiyor.
Oysa ki kitap 43 sayfa ama aslında daha fazlası...
Mutlaka okuyun derim.
birkaç alıntı ile yazımı bitireyim. İyi geceler...

1. Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.

2. Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.

3. Kurnazlık ve gizlilik denilen kutsal sanat! Senin sayende görünmez olmayı; senin sayende duyulmaz olmayı öğrenip, düşmanın kaderini elimizde tutuyoruz.

4. Zafer esnasında uyguladığım taktikleri herkes görebilir, ancak kimsenin göremediği, zafer yolunu açan stratejilerimdir.

7. İnsan doğası gereği zora düşmedikçe, yeteneklerini sonuna kadar kullanmaz.

9. Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden 
kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.

10. Başarılı bir hareket başına vurulduğunda kuyruğu ile, kuyruğuna vurulduğunda başı ile, orta kısmına vurulduğunda hem başı, hem kuyruğu ile hareket eden hızlı bir yılan gibi olmalıdır.


not: https://onedio.com/haber/sun-tzu-nin-gercek-bir-lider-oldugunu-gosteren-10-onemli-soz-435805 sitesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

9.11.16

Prater'in Menekşesi, Moby Dick Ve Toprak Kitabı hakkında...




Prater'in Menekşesi / Christopher Isherwood  Arka kapak yazısını okumuş, yazarın daha önce hiçbir kitabını okumayarak almıştım. Biraz da hastanede okurken böyle ince kitaplar iyi oluyor...
“Prater’in Menekşesi”, Christopher Isherwood’un “Hoşça Kal Berlin” gibi daha çok tanınan Avrupa romanlarının tadını veren, eğlenceli, bir solukta okunacak bir roman." diye yazıyor arka kapak yazısında...
Kanmayın efenim öyle akıcı bir dili ve konusu yoktu.
Sinemaya gitmeyi, film izlemeyi çok severim ama kitabı okurken daraldım. Eğer daha kalın bir kitap olaydı kesin yarım bırakmıştım.
Bir telefonla başlayan bir yazarın sinema yönetmeni ile başlayan macerası... belki kitabı bu bölümü okuyanlar beğenebilir; ama biz okuyucular için "değil".....
Hani şöyle bir nette de bakındım ama fazla da bir yoruma ulaşamadım... Okuyanınız varsa yorumunuzu paylaşır mısınız?


buket uzuner toprak

Diğer kitabım ise,
Toprak Defne Kaman'ın Maceraları/ Buket Uzuner  
  Yazarın anlatım dilini ve hayata duruşunu seviyorum. Özellikle de bu seriye bayıldım.
Mitolojik hikayelerden tutunda günüm doğa yıkımlarını, aile ilişkilerini sizi sıkmadan aktarıyor.
Şamanizm'inde içinde olması daha bir sürükleyicilik katıyor kitaba.
Bu sefer ki konu Çorum'da Tarihi Eser Kaçacılığı çevresinde geçiyor....
Gezilecek, görülecek yerler listeme Çorum'u da ekledim...dipnot olsun bana da. :)
Aslında ne kadar çok değerimizi, adetimizi kaybetöişiz onu anlıyoruz kitabı okurken. Git gide o kadar yalnızlaşıyoruz ki.... Bizden sonra ki nesil daha da yalnız olacak...
Altını çizdiğim, not aldığım ve dönüp okumak istediğim çok cümlesi oldu. Şimdi kitap yanımda değil, olsaydı paylaşacaktım sizinle...
Ama seviyorsanız yazarı bu kitabını da seveceksiniz. Hatta sonrasında br çok şeyi netten araştırırken bulacaksınız kendinizi...

Bir diğer kitabım ise;
Hamile iken başladığım ama okurken daraldığım ve yarım bırkatığım kitabım; Moby Dick Beyaz Balina/ Hermen   Melville


beyaz balina moby dick
 Tamam biliyorum en güzel klasik kitaplardan ama bir döenm okurken fazla betimleme ve detaydan sıkılmıştım.
Sanırım o zaman ki ruh halimden dolayı idi.
Şİmdi ise hastane odasında annemin yanındayken okudum. Hatta birkaç günde bitirdim 700 küsür sayfalık kitabı...
Özellikle yazı karakterinin büyük olması ve çevirinin akıcı bir dili olması da bunda etkiliydi.
Kitapta her türden insan karakterine ve psikolojisine rastlamak mümkün...
Ama beni en çok etkileyen yazarın o dönem şartlarında bu kadar bilgiye ulaşması, yazıya dökmesi ve vazgeçmemesi.
Hayat hikayesini okuyunca anlıyorsunuz başarının tesadüf olmadığını....
Ve hep derim hayvan deyip geçmemek gerek; gözlerinin içine baktığınızda nasıl da yüreğinize dokunur o bakışlar...
Eğer görmesini bilirseniz..
Hırsın, intikamın nasıl da kişiyi ve çevresindekileri yok ettiğini anlatan iyi kitaplardan biriydi....

Velhasıl çoğu kişi okumuştur bu kitabı, okumayanlar için tavsiye derim. :)

İyi geceler  blog....

24.8.16

Berci Kristin Çöp Masalları Latife Tekin

latife tekin

Bu yazar ile beni sevgili Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu yazarı) tanıştırmıştı. Ki ne iyi etmişde bana bu yazarn bir kitabını hediye etmiş. Her seferinde minnetle anıyorum :)
Sonra ben bu yazarın müptelası oldum.
Hemen hemen her kitabını okudum. Bu kitabını da kırtasiye de başka bir şey bakarken gördüm ve hemen aldım. Meğersem kitap çok eski, fakat raflarda fazla bulunmadığından satışı da yok gibiymiş... üzücü...
Konusu olarak da; bir ailenin İstanbul'a gelip gecekondu kurması, sonrası eş dost akraba da gelir, onlar da boş buldukları araziye ev kondururlar... sonra işadamları fark eder fabrika açmaya başlar... arada tabi yaşanan sıkıntılar, sorunlar.. devletin yıkım kararı... içlerinden uyanıkların bu kararı durdurmaya çalışması... yaşanan ölümler, çıkan kavgalar ve anlatılan aralarında ki şehir efsaneleri..... Masal tadında yine enfes bir roman.
Okurken kendi kendinize şunu söylerken bulabilirsiniz ; ee bunlar hala devam ediyor eskilerde kalmadı ki.....

alıntı yaptığım sitenin adresi (tıktık)
Berci: Davarı sağan kimse, süt sağıcı.
Berci Kristin Çöp Masalları, bir doğuş, bir kuruluş, bir türeyiş öyküsüdür. Kentin kıyısında, çöplükte, fabrika atıklarının ortasında doğan bir hayatın öyküsü. Kentin çöpünden, yabancı oldukları kültürün artıklarından, paslı tenekeden, kartondan, naylondan, muşambadan, plastikten, bir yandan da cenk hikâyeleri, maniler, tekerlemeler ve ağıtların dilinden yaratılmış gecekondunun masalı.  Hep bir ses duyulur sayfalardan; rüzgârın uğultusu, martı çığlıkları, bağrışmalar, küfürler, fabrika gürültüleri ya da silah sesleri. Sesin ağır bastığı bu roman, geleneksel seslerden yararlanarak bestelenmiş bir senfoniye benzer.  İnsan, daima ilksel haliyle, başlangıcıyla kendini oluştururken vardır bu anlatı içinde. O yüzden mağara resimlerini andırır bu anlatım özelliği. O resimlerin yalın olduğu kadar sarp, plastik olduğu kadar da doğal estetiğine ulaşmış, bu özelliği modern edebiyatın ortamına çevirebilmiş bir yazarın başarısıdır  Ümraniye çöplüğü şehrin dışında kalan belediyenin çöplerini bıraktığı boş alan.Latife TEKİN bu çöplükte kurulan 8 gecekondunun öyküsünü anlatıyor.büyük hayallerle kentin büyüsüne kendini kaptırıp gelen insanların reklam tabelalarıyla yapılmış çatılı evlerindeki yaşamlarını masalsı bir şekilde anlatıyor.bu çöplüğün zamanla nasıl bir hızla büyüyüp şehrin bir parçası haline gelmesini ,çarpık kentleşmeyi insan hikayeleri olarak anlatıyor ,kaygıları dertleri , tasaları , hayalleri olan insanların yaşama tutunma hikayeleri ve yaşadıkları hayal kırıklıkları….  son derece sıradan, gündelik hayatları anlatıyor gibi görünen yazar aslında kendi sosyal gelişimini yaşayan, yoktan varolan bir çöp ülkeyi anlatır. kendi içinde bir “cosmos” ülkedir çiçektepe. karanlıkta kapalı bir mekana sığınma içgüdüsüne sahip insanoğlu’nun çerden çöpten de olsa inşa ettikleri “ev”lerinden oluşan bir mahalle. yıkım makinalarına sığınma ve yerleşme içgüdüleriyle günlerce direnen ve sonunda çöpten de olsa yıkılan evlerinin kalıntılarından, çevredeki fabrikaların tabak kırıklarından da olsa rüzgarda uçuveren çatılarıyla naylondan kapılarıyla evlerine yerleşir çiçektepeliler. rüzgarın uçurduğu çatılar kapalı yerlere sığınan insanoğlunun aslında bir rüzgarla uçacak kadar güvende olduğunun simgesidir, camisinin tenekeden minaresi de uçar bu çöpten ülkenin, geceleri minareyi yani sığınma öğelerinin başka bir parçası olan tanrı’nın evinin çatısını tutmak da görev olur çiçektepelilere. son derece sağlıksız bir biçimde olsa da kendi kanunları, kendi manileri türküleri, kendi ermişlerine sahip bu çöp ülke zamanla sosyalleşmeye, şehirleşmeye başlar. çöp bayırları ve çöp evlerden oluşan bu ülkeye tüm dünyanın kuralı kapitalizm gelir. büyük fabrikalar, büyük patronlar ve küçük işçiler artar bir anda. çiçektepe’nin erkekleri yoksul ama özgür insanlardan yoksul işçilere dönüştürülür. çok ağır şartlarda çalıştırılan çiçektepenin erkekleri zamanla haklarını aramaya sendikalaşmaya başlar ve tabi ki tüm patron-işçi çatışmalarında olduğu gibi mücadele fireler de verir işçiler. çiçektepe kendi içinde minyatür bir türkiye’dir belki de alevi meselesiyle, işçi mücadelesiyle, yoksul zengin sınıf arasındaki devasa uçurumuyla, dayak yiyen ev hanımları , hem peşine düşülen hem hafif kadın damgası yiyen ağır işçileriyle, ölen alevi dedesinin “blucin” satmaya başlayan oğluyla.  öplere tutunmuş hayatların çiçektepe’ye dönüştürülen savaştepe’si en sonunda jandarma ve bankanın da çöpten ülkelerine girişiyle sıradanlaşan, sosyalleşen belki de sosyalleştikçe yozlaşan bir ülkeye dönüşür.  insanların birbirini kot pantolonuna bakarak tanıdığı, sırf meşhur olmuş diye bu akımdan geri kalmamak için bildiğimiz botlara yüz milyonları bayıldığı, bazılarının kendilerine küçük bir lüks ve keyif saydığından, bir fincan kahveye koca bir yemek parası bayıldığı bir dünyada, çöpten evler yapan ve adete küçük bir “yamukçokyüzlü şehir” olan çiçektepe’nin kitabı. nasıl artıklardan kendilerine ev kuruyorlarsa, şehrin metacı insanının artık duygularından da yaşamlarını kuruyorlar. birbirlerini seviyorlar ama dövüyorlar, önemli olanın görüntü olduğunun farkına varıp, gerek kendilerini, gerekse evlerini süslüyorlar sanki açıkları kapanabilecekmiş gibi. parasızlıktan dolayı anca hayat kadınlığı yapana orospu diyorlar da onun bunun hakkını yiyene ses çıkarmıyorlar. hakkını arayana gomünist * diyorlar da karısını dövene sayıp sövmüyorlar. küçük bir bugünlerin dünyası kitabı. latife tekin’in 84’te çıkardığı ikinci, fantastik ögelerle yazılmış, yalın anlatımının devam ettiği, yüz küsur sayfalık olsa da içine birçok şeyi sığdırabilmiş çiçektepesi. kaynak
………….
Berci saflığı,masumiyeti;
Kristin fahişeliği,kirlenmişliği;
Çöp itilmişliği,unutulmuşluğu,çaresizliği;
Masallar ise düşleri ve umudu ifade ediyor.
Böylece Latife Tekin’in kurguladığı çatışma,kitabın kapağında başlamış oluyor…(Burcu Sevil Şahin) kaynak

30.9.15

Kavim Ahmet Ümit, Cinderella, Hızlı Ve Öfkeli 7, Kung Fu Jungle veee bizzzzz... :)

Veee Sonbahar tatlı tatlı yüzünü gösterdi. Şikayetçi miyim? Aslaaaaaaaaaaaaa.
Üşümeyi, üstüme bir şey alıp dışarı çıkmayı özlemişim. :)

Yağmurlu ve serin havayı seviyorum. Yağmurun sesini dinledim dün balkonumda. Kızçem uyuyunca kitap, kahve ikilisini yanıma alıp kendimi balkonuma atıyorum. Ve esen hava da kah gözlerimi kapatım içimi dinliyorum havanın sesi ile birlikte kah kitabımı okuyorum. Eğer böyle ufak kaçamaklar yapmazsam günler zor geçer benim için sanırım. Çünkü şu aralar havalardan dolayı pek dışarı çıkamıyoruz kızçemle, birde bunları yapmazsam çok sıkılır içim çokkkk.....

Bayramı da geçirdik çekirdek ailemle. Sabahtan kayınvalideye kahvaltıya gittik. Öğlen de kardeşimgiller geldi. Güzel bir sofra kurduk el birliği ile ve keyifle akşamı ettik. Çok seviyorum böyle toplanmaları....
Ertesi gün de gidilecek bir kaç yer vardı onları ziyaret et, komşularımızı da ziyaret ettik elbette. Yoksa bayram havasını nasıl aşılardık kızımıza. Büyüklerimize gitmek, secdiğimiz görüştüğümüz, arkadaşlarla, komşuları ziyaret etmek çok keyifli. Çalınan kapılarımız hiç susmasın bence. :))

  Umay'ı ikinci gün Bostancı Lunapark'ına götürdük. Akşam üzeri götürdük ki o renkli ışıkları görsün. :)
Açıkcası içten içe biraz tereddütlerim vardı; acaba ürker mi, korkar mı? Ağlar mı? binmek istemezse ya korkupta... diye...
Ama nerdeeeeeee. Akıllı kızım benim ya. Etrafını " aaaaaa" diye diye bakınıp durdu. Bineceği hepi topu üç şey vardı onlara da ma aile bindik. Çoook keyifliydi Umay, tabi onunla bizde keyiflendik. Seneye daha bir keyifli olur lunapark artık bizim için. Çook kalabalıktı. Eee tabi ki bayram çocuklar için benceeeee.

 Kitaplardan da Kavim/ Ahmet Ümit kitabı bitti. Valla çok heyecanla ve keyifle okudum kitabı. Ama bu ara üst üste o kadar çok A.Ümit kitabı okudum ki aa vermemin zamanı geldi sanırım. Birde evet polisiye romanında usta bir yazar, katili saklamayı ve ters köşe yapmayı okura çok iyi biliyor. Ama bence biraz ara vermeli polisiye romanlarına. Çünkü artık yazım dili çok aynı olmuş... Bu kitabında da dinler adı altında işlenen ama asıl amacı farklı olan bir cinayeti anlatmış yazar. Ve tarihi romanlar konusunda daha çok kitabı olmalı sevgili Ahmet Ümit'in. Çünkü hiç sıkmadan işliyor konuları.
Kitabın konusunda daha fazla bilgi gelmiyo benden biliyorsunuz. :) Tek diyebileceğim okuyun güzel bir kitap.



Filmlerden de bir klasik olan Cinderella'nın yeni çekimini izledik. Hikaye bildik olunca fazla birşey beklemeden bir izlenimlik film olarak ara fil diye izledik.
 Veee serini son filmi olan Hızlı Ve Öfkeli7 yine benim için tabi çok keyifliydi. Görsel sahneler ve yarışlar çok heyecanlıydı. Nedense bu seriyi çok sevdim :))

Dün izlediğimiz bir diğer film ise Kung Fu Jungle idi. Özellikle sizde uzak doğu filmlerini ve öğretilerini seviyorsanız bu filmi beğenirsiniz.
Çok istiyorum uzak doğuya gitmeyi. Öğretilerini kendime çok yakın bulduğumdan sanırım. Bu filmde de dövüş sanatında uzman olan bir öğretmen dövüş sırasında karşısında ki kişiyi istemeden öldürür ve hapse girer. Başka bir dövüş sanatı konusunda uzman olan kişi de kafayı bizim bu ustaya takar ve dışarı çıkması için şantaj yapar. Amacı büyük ustayla dövüşmek ve onu öldürüp kendisinin usta olduğunu kanıtlamak. hapisteki öğretici de polisle iş birliği yapıp dışarı çıkar ve olaylar gelişir.
Kung Fu harika bir dövüş sanatı. O hareketler, o içe dönüşler  çok önemli.... Araştırıyım da öyle detaylı yazayım dimi ama blog. :))

Öyle işte eylül ayını bitirdik neredeyse. Bizde haberler böyle, sizden naber blog?.

27.7.15

Biten Kitap, ev hali....biz....

Hava bunaltıcı sıcak, gündem deseniz...
Savaşa hayır sloganları dolaşıp duruyor ortalıkta ama kimse taşın altına elini koymuyor. Ötekileştirme yapıldığından beri geleceğimiz sonuç belliydi zaten....
Bu konuda herkesin bir fikri var ama çözüm yok gibi.... Devlet erbabının birbirini kötülemek ve suçlamak yerine doğru kararlar almasını umuyorummmmm.... ..
.......
.....

Şimdi denizde olmak vardı diyoruz güne başladığımızda, camdan içeri vuran güneşe karşı. Hele Umay devamlı yerde takılıyor anladığım kadarı ile serinlik arıyor. Bizde balkona kızçemin havuzunu koyduk, içinide suyla doldurduk. Umay çok mutlu suyla oynadığı için. Hem serinlemiş oluyor hemde oyun oynuyor. Tabi bizde karşısında sandalye oturup ya izliyor yada oyununa eşlik ediyoruz. :)
16 aylık oldu kızçem... Ve bazı şeyler daha düzene girdi hayatımızda. Artık uyuma saatleri uzadı. Hatta nerdeyse günde bir kez uyutuyorum ve akşamları da 21.30 en geç 22.00 de uyuyor ve gece uyanmaları da azaldı. Genel de tecrübeli annelerin demesi; emmeyi bıraktığında geceleri hiç uyanmayacak. O günlere var daha çünkü ben emzirebildiğim kadar emzirmeyi düşünüyorum. En azından 2,5 yaşına kadar niyetim var. :)

En nihayetinde anne sütü çok kıymetli ve bıraktırdığım zaman bir daha dönüşü yok. Evet zorlukları olmuyor mu oluyor.Mesela daha az yemek yiyor çünkü emmek kolayına geliyor hanfendinin :)
Güzel yanı ise onu emzirmek, o emzirme anında ki yaşadığımız duygusal anlar paha biçilmez benim için....

Tabi Umay erken yatınca bende kitap okuyorum, ee malum kitap kulesini azaltmak, yeni kitaplara yer açmak gerek...
 Bu kitabı cuma pazarından aldım. Bazı sayfaları yırtılmış, sanırım çocuklu birine aitti kitap çünkü başlarda ve ortalarda gelişi güzel yırtılmış sayfalar. Roman olmadığından gideri var kitabın. Gülriz Hanım kadınlığa dair, yaşama dair günlük yaşantıya dair alatmış, yazmış. Ara kitap olarak düşünebilirsiniz. Ben en çok anlatım dilini ve gözlemlerini sevdim yazarın. Sohbet eder gibi anlatmış görüşlerini, kadınlığı ve hayatı...
Doğan Kitap sitesinde şöyle yazılmış ktap hakkında;

Biz Kadınlar

Kitap Hakkında:
Gülriz Sururi Türk okuyucularıyla anıları aracılığıyla sıkı bir bağ kurdu. "Biz Kadınlar" da bu bağı güçlendirecek nitelikte bir kitap. Sururi, bu kez tiyatro oyunculuğunun dışına çıkıyor ve kendini her şeyden önce bir kadın olarak ortaya koyuyor. Böylece Sururi ile kadın okuyucuları arasında hayata dair bir sohbet başlıyor.
Sohbet konuları hiç de sınırlı değil. Yaşlılık, güzellik, evlilik, ilişkiler, yeme-içme sanatı...
Hepsi birer sohbet konusu... "Biz kadınlar", okuyucularına Gülriz Sururi'yle kadın kadına sohbet etme imkânı sunuyor. Üstelik bu sohbetlere kimi zaman ünlü yazarlardan, şairlerden, düşünürlerden satırlar da eşlik ediyor.



 Diğer biten kitabım Sultanı Öldürmek/ Ahmet Ümit   İnanın kitabı elimden bırakmak istemedim. Özellikle katili tahmin ettim derken sonunda yazar resmen ters köşe etti beni. Elbette katili yazmayacağım burda okuyacak olanlarınız olabilir. Yazarın 3 kitabını aldım A101 marketinden. Bilenler biliyordur arada bu mağaza 5,95 TL ye kitap getiriyor. Bende bana uygun olanları alıyorum. İyi de oluyor biz kitap kurtları için... :)

Tabi kitaın içerisinde bolcana tarihe özellikle İstanbul ve Fatih Sultan Mehmet'e dair bilgi var. Tarihi roman olarak çok güzel işlemiş yazar. Okurken hiç sıkılmıyorsunuz hatta daha bir merak ediyorsunuz yazarın anlattığı yerleri.



Diğer biten üçüncü kitaım ise; Peygamberimiz Kadınlara Nasıl Davranırdı? /Nuriye Çeleğen'e ait derleme bir kitap. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi kadınlara nasıl davrandığını anlatan kıssalardan oluşuyor.
Keşke erkeklerde okusa bu kitabı. O zaman daha da çok utanırlardı herhalde kadınlara olan davranışlarından. Hoş içlerinde  Allah korkusu, saygı sevgi olmadıktan sonra okumak neye yarar o da ayrı bir soru!!! ama ne demişler belki hepsinde olmasa da birinin içinde bir yerler cız eder, aklı aydınlanır...
Ümidimizi kesmeyelim.....
Gerçekten de yaşadığı dönemi düşününce öyle farklı davranıyormuş ki kadınlara, çocuklara. Hoş Peygamber Efendimiz herkese saygılı, sevgiyle yaklaşıyormuş. Kendi işini kendi görmesi, hanımlarına eşit ve adil davranması, hitap ederken gönül alması, saygısı.... anlatmakla bitmez.

Böyle işte blogger. Hepimize iyi haftalar