Yaşar Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşar Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.3.21

Biten Kitaplarım..

 


Eşimin kitaplarından biri #halime Doğan Kardeş Yayınlarından, 1960 basımı bir kitap. 

Bir Anadolu Kızının Romanı ismi gibi, Kayseri'nin bir köyünde, babasını savaşta, kardeşini de hastalıktan kaybetmiş ;anne kız yaşam mücadelesi veren bir hayat. 

Öyle naif bir Türkçe ile anlatımı var ki.... Acıtasyon yok hatta kız çocuklarının Gazi Mustafa Kemal'in talimatı ile okula gitmelerini de anlatan bir hikaye... 😊 O dönemin köy mücadelesini, yaşamı anlatan bir hikaye. 


📌 İnternete baktığımda bulabildiğim sadece şu bilgidir ;


‘Ötekinin’ hayatını başarıyla anlatan bir yazar: Grace Rasp-Nuri


Kıbrıs’ta doğan, yaşamının büyük kısmını Almanya’da geçien Grace Rasp-Nuri eserlerinde farklı kültürlerin ortak yaşamını anlattı.

Semra ÇELİK

Bugün eserleri neredeyse unutulmuş olan Grace Rasp-Nuri, yaşadığı dönemde Alman ve Türk kültürü arasında bir köprü işlevi görmüştü. 25 Nisan 1899’da Lefkoşa, Kıbrıs’ta doğdu, hayatının çoğunu Almanya’da, özellikle Darmstadt’ta geçirdi. II. Dünya Savaşı’nın sonunda, yaklaşık 45 yaşında yazmaya başladı. İlk eserleri olan ‘Dünyalar Arasındaki Ada’ ve ‘Yılan Tohumu’ otobiyografikti ve Kıbrıs’ta doğup İngiliz, Yunan, Türk kültürleri arasındaki çocukluğunu anlatmaktaydı


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚


Yesil rengin ezoterik manasina baktığımızda; ruh mavi, akıl sarı renktir ve karışımı  ise yeşil rengi verir. Gök mavi, yer sarı 

ve ikisinin birleşimi yine ezoterik anlamda yeşildir. Yeşil doğanın rengidir ve doğaya, bitkilere, toprağa, ezoterik manada ise dünya kanunların gücü ve yetkinliğinin sahibi vurgulanmaktadır. Aynı zamanda doğu ile batı renklerinin karışımı  olan köprü vazifesi gören Orta Asya rengi olan sıcak bir renktir. Velayetin simgesi de yeşil renktir.

🍀🍀🍀🍀

Oysa insan bir ömür şikayet eder  şükredeceği yerde.

Nefesini tüketir nefsine.

🍀🍀

Hacı Bektaş Veli batinisinde, “kapı ancak fakire açılır” düşüncesi hâkimdir. Burada fakir hâli, nefsini müslüman etmiş ehlileştirmiş, dürüst ve ahlaklı , edebli olan için kullanılmıştır . Hiçbir şeyin  kendinden olmadığı kendine ait olmadığı anlayışıdır. Kendinden olmayan, kendinin olmayan, var olan her şeyi  ancak ve ancak bir amaç için vasıta kalan manasındadır. Emanettir her şey , düşünce, mal, eşya, tüm hayatında sahip olduğunu sandığı her şey ve en önemlisi de bedeni. Beden de bir emanettir. Kendisine belli süre verilenlerdendir. Beden de O’nun vasıtası ile can bulur, yine O’nun vasıtası ile Can gider beden aslına döner. Bu anlayışla idrak edebilen herkes, zaten insanlarla dost, barış ve hoşgörü içinde olur.

Ancak, idrak edemeyene, laf değil, kelimeleri hap yap?p yuttursan, bir ömür faydas? yoktur.

Nefse doymam??sa, zaman? gelmemi?se hiçbir faydas?

olmayacakt?r. Kimi dünya ister kimi ?evla. Toprak insan?, neyi dilediğini iyi bilir ve ne yapmas? gerektiğini de.

📍 📍

Ancak, idrak edemeyene, laf değil, kelimeleri hap yapıp  yuttursan, bir ömür faydası yoktur.

Nefse doymamışsa, zamanı gelmemişse hiçbir faydası

olmayacaktır. Kimi dünya ister kimi Mevla. Toprak insanı, neyi dilediğini iyi bilir ve ne yapması ge

rektiğini de.

 

 📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

 

 
İnce Memed 3'ü pdf olarak okudum. Gerçekten de okurken size usta kalem oraları da yaşatıyor. İnce Memed ortalarda yoktur ama yapılan her olay da köyün ağaları hemen bizim İnce Memed'i suçlamaktadır. Kelimelerin ve o yörenin şivesi aktarımı müthiş.
Sadece çok fazla tekrar olması biraz beni sıktı. Bence bu da tamamen benle alakalı cünkü tekrarlar ve uzun çok uzun betimlemeler bir süre sonra yorabiliyor.
Serinin son kitabı kaldı. Yinede okunmaı gereken türk yazarlarımızdan ve serilerinden.
 
 
 
 
 
📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚





Bu kitabı Can'ım arkadaşım Umay kız için almıştı lakin benimde sayılır :))

Kitapta bildiğimiz veya bilmediğimiz, arka planda kalmış yazarların okumaya nasıl başladıklarını anlatan hikayeleri var. Kiminin ailesi, kiminin öğretmeni, okulu veya komşusu vesile olmuş. Kiminin de hayal gücü....

Özellike çizimlere bayıldım. Tudem çocuk ve gençlik dizisi basımı konusunda çok iyiler.

22.2.21

İnce Memed Serisi Yaşar Kemal

 İg'de #1nobel1klasik grubumuz ile her ay bir Nobel Ödüllü klasik kitaplar okuyoruz. Artık öyle güzel bir grup olduk ki... grup içinde okuma gruplarımız doğuyor. 

İnce Memed Okuma grubumuz da öyle doğdu  :)

Benim de aslında uzun zamandır okumak istediğim bir seri idi.... o kadar eksiğim var ki Türk Edebiyatı'ndan...


Sağolsun gruptan bir arkadaşım ilk iki kitabı gönderdi okuyayım diye. Son iki ktabı da pdf olarak indirdim okuyacağım.... Sonrasında da kitaplığıma almak istiyorum. Sonuçta peşimden gelen bir kızçem var :)

Özellikle Yaşar Kemal'in o şiveli anlatımına ve o duyguyu vermesine bayılıyorum. Konusu tabi bildik bir konu... hatta o kadar çok kemal Sunal Şener Şen canlandırdı ki..... 

Ve hala o bilmediğimiz, duymadığımız köyerde toprak kavgası, yönetim şekli vardır diye düşünüyorum... Çünkü insan olan yerde böyle şeylerin olmaması ne mümkün...

Ah diyorum o yaşananları okudukça... gerçekten de büyük şehirde yaşayınca nasıl da bazı şeylerden, duygulardan, keşmekeşlerden uzağız ki.... ve çiftçilik o kadar zormuş ki....

Çiftçilerin emekleri çok kıymetli....

Geç kalmış hissetsem de iyi ki okudum dediğim seri oldu...



9.1.21

Ev Halleri, Proust, Yaşar Kemal, Bachmann....





 Hepimize iyi seneler. 🌲🌸

Bu sene çekirdek aile olarak kapattık seneyi. Umay Kız sofrayı açmamızı, değişik ve bir sürü yemek yapmamızı istedi. 

Bizde "hayhay" dedik, aslında bize de iyi geldi, yoksa hiç aklımda sofra kurmak, giyinmek yoktu...

Sonra beyceğimizle düşündük; hayat devam ediyor ve bize de moral olur dedik. 

Umay'la beraber önce ne yemekler yapacağımıza karar verdik, listeledik, sonrası alınacaklar listesi yaptık. Kağıdı koyduk cebimize alışverişe gittik. Çok mutlu çok. Onun o gözlerinde ki ışıltıda bize yetti.

O gece geç yattı, o da ayrı bir keyif nedense onun için. Sabahına anlatığ durdu bir önceki gecenin keyfini.... :)

Bu hafta nasıl da bitti.... Uzaktan eğitime devam, alfabeyi bitirdiler, pazartesi günü "sakız partisi" yapacaklar. Bir heyecan bir heyecan anlatamam.. :)

Geçen gün şöyle bir şey düşündüm hatta İg'de de paylaştım.

Umay işlşe birlikte tekrar çocuk kitapları okumaya başlamak çok iyi geldi. Meğersem neler neler kaçırmışım o ara.... çabuk büyüdüğümü, içimde ki çocuğu unutmuşum mesela, mesela düşüncelerim daha çetrefilli olmuş vs.... Şimdi ise okurken o çocukların tepkisi, olaylara bakış açısı...öyle güzel ki....

Gündem malum, evde odalar arası dolaşmacaya devam....

Tatil sonrası okulların açılacağı konuşuluyor. Bir tarafım istiyor bir tarafım istemiyor. Gitgide asosyol olduk tamamda erken mi acaba? diye düşünüyoruz...

Hadi birazda biten kitaplarımı paylaşayım, ruhuma iyi gelenleri.... bu dönemde okumak ekstra daha iyi geldi, iyi ki kitaplar var.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

Marcel Proust okumalarına devam.... 5.kitap/ Mahpus bitti.

Artık daha kolay okunuyor. Tabi sayfalar yine her zaman ki gibi ağır ilerliyor ama en azından daha anlaşılır ve akıcı ilerliyor..... Özellikle "ben" dili daha bir  hakim bu kitapta. 

Kendimizi nasılda aşık olunca ya da sevince içimize hapsettiğimizi anlatan( bir nevi), sevgi üzerine, duygular üzerine bir kitap. Bu kitapda daha çok Albertine olan duyguları, karasızlıkları, çelişkilerini anlatmış. Tabi sosyal sınıf farklılıkları olmazsa olmazı Proust'un.

...alıntılarımdan bazıları; 

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

....hepimiz kendi ailemizdeki kusurları başkalarında bulunca sevinmeye ve söz konusu kusurun istisnai ya da yüz kızartıcı bir yanı olmadığını kendi kendimize kanıtlayıp rahatlamaya eğilimli olduğumuz için...

🔺🔺🔺Ama hata imandan daha inatçıdır ve inançlarını sorgulamaz.

🔺🔺Genellikle bize benzeyen şeyden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi. Hele kusurların safça belli edildiği yaşı geçmiş ve örneğin en kritik anlarda bile buz gibi bir yüz ifadesi takınmayı alışkanlık haline getirmiş biri, kendinden daha genç veya daha saf, daha salak biri aynı kusurları sergilediğinde, iyice lanetler onu. Bazı duyarlı insanlar, kendilerinde bastırdığı gözyaşlarını bir başkasında görmeye tahammül edemezler....

Ailelerde, sevgiye rağmen,  hatta bazen sevgi ne kadar yoğunsa o kadar artan anlaşmazlıkların sürüp gitmesinin sebebi, bu aşırı benzerliktir.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

"RÜZGARLI PAZAR MUSTAFA KUTLU"

 

İstanbul'da kenarda kalmış bir nahalle, orada yaşayanlar, yoksulluk, her gğn işe gidip gelmeler... En çokda her gün yanımızdan geçen ama dönüp bakmadığımız hayatlar. O kadar bizden ki ve o kadar samimi anlatmış ki....  Arka kapak yazısı;

Rüzgarlı pazar yazarın önceki dört eserinden farklı olarak halk hikayesinden masala doğru yürüyen bir özellik taşımakta. Bu kitap için "Bir kent masalı" tabiri kullanılsa yerinde olur. Mustafa Kutlu; bu uzun hikayesinde esas itibarı ile "yoksulluk" temasını işliyor. Sevginin, dayanışmanın, merhametin destansı hikayesini sunuyor.

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚  


"İNCE MEMED 1  YAŞAR KEMAL"

Grup okuması olarak okuduk. Uzun zamandır aklımdaydı ama ertelediğim kitaplardan biri idi...

Anlatımını, anadolu insanını anlatmasını çok seviyorum çok...

Orada yaşananlar... Okurken hep aklıma Kemal Sunal- Şener Şen'in  ağalık sistemi üzerine olan filmleri geldi. Gerçekten de ne zormuş o dönemler, hala var mı bilemiyorum ama.... insanlık ayıbı resmen......

Memed'e hak vermemek elde değildi.....


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚 

FRANKFURT DERSLERİ INGERBORG BACHMANN  

 


Bir solukta okuyacağınız bir kitap #frankfurtdersleri
Kitapta kimler yok ki; Proust,  Dosteyvski, Gide, Celine vs... Bir çok kült yazarlardan ve yazım dillerinden örnekler vererek, edebiyattaki geçişlerden, dil estetiginden bahsediyor.
Bir tek  YKY Yayınları'nım  bu yeni kapaklarına alışmak zaman istiyor...yazılar çok karışık geliyor...

Arka kapak yazısı;

Dil nedir? Yeni bir yazın dili nasıl kurulur? Yazın ütopyası ne demektir? Ahlak nedir? Ahlak ile yazının bağıntıları nelerdir? Yazan ben kimdir? Tarih boyunca hangi değişimlere uğramıştır? Çağdaş yazında yazarın konumu nedir? Bakir beyaz sayfa neden gelecekte yazılacak olan metinleri de içerir? Çağdaş yazında isimler nasıl kullanılır? Neden isimler yokolma tehlikesiyle karşı karşıyadır? - Bu sorulara yanıt vermek yerine onları irdelemeyi seçen I. Bachmann'ın 1959/60 ders yılında Frankfurt Üniversitesi'nde misafir doçent olarak verdiği derslerin bazı soruları bunlar...
(Arka Kapak)

Aslında bizde " MALİNA" kitabı ile biliniyor. Henüz okumadım ama önce bunu okumak daha iyi oldu. Özellikle edebiyat yazıları seviyorsanız ilginizi çekebilir.

Yazarın hayatıda şöyle;


Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.

5.6.19

Mo Yan Ve Yaşar Kemal Kitapları...



 Selam.
#kitapgiybeti grubumuz ile #irimemelergenişkalçalar kitabını okuduk. İyi ki beraber okuduk arkadaşlarla yoksa bazı şeyler eksik kalabilirdi... Bir de  böyle sayfa sayısı fazla içeriği dolu dolu kitapları beraber okuyunca daha kolay oluyor.
✒ Yazarın ön sözünü okuduğunuzda bazı detayları açıklıyor. Özellikle bu kitabı "annelere" ithaf ediyor ve o dönem olanlardan etkilenen kadınların verdiği mücadeleden kendisin de etkilendiğini belirtiyor.
 İsmini özellikle " Mo Yan/ Sakın Konuşma "olarak alır yazar. Çok hoşuma gidiyor bu gelenekleri. Hepsinin şahıslarına özgü isim almaları...
Kitapta da bolcana farklı isimlere rastlıyoruz. Çinliler özelliklerine göre ad alıyorlar,  okuduğum başka kitaplarda da öyleydi.
☘ bu kitabı okurken o kadar içim dağlandı ki... Hele bazı sahneler,  yaşananlar,  çekilen acılar ve özellikle bir annenin ve evlatlarının yaşadıkları....fena çok fenaydı.
Tabi birde kitabı ismini veren Jintong var....meme düşkünü... Tabi bunun altında yatan başka sebepler de var. Özellikle anne-oğul ilişkisi çok önemli gelişim çağında.
✒Özellikle güçlü karakterlerle zayıf karakterlerin de bir nevi çatışması var  kitapta.
✒ En önemlisi de savaşın sonuçlarının getirisi..... Açlık,  yoksulluk, karın doyurma,  işsizlik,  tecavüz,  mecburen kendini satan kadınlar...daha ne anlatayım ki.....
☘ tabi her dönemde ve ülkede olduğu gibi " erkek çocuk doğurma " ve "soyunun devamı" gibi gelenekler.... Kadınların güzelliği olarak simgelenmiş ayak küçültme....
☘ ve son olarak diyeceğim o ki...okurken çocuğun meme takıntısına takılmayın... Evet büyük bir sorun ama daha önemli detaylar var kitapta..... Yer yer uzun uzun detaylar verilse de takıntısı hakkında aslında başka bir şey anlatmak istiyor yazar.....
Zaten araştırdığınızda da "meme takıntısı olan çocukların" henüz bebekken oral dönemden çıkamadıklarından kaynaklandığı da detaylardan biridir.

Tabi kitapta detaylar çok fazla anlatılmış. Günlük yaşam, savaşa hazırlıkları ki küçük bir kasabanın  yaşadıkları çok fazla betimleme ile anlatılmış.... sıkılmadan akıcı bir anlatımı var.

Aslında anlatılacak çok fazla detay var kitap ile ilgili ama okumayanlarınız varsa spoilerda vermek istemem.
Tek diyebileceğim sayfa sayısına aldanmayın, gözünüz korkmasın okuyun. :)

Diğer kitabım ise;

KUŞLAR DA GİTTİ/ YAŞAR KEMAL


Tabi Mo Yan'dan sonra ince bir kitap okumak gerekiyordu çünkü etkisi çabuk geçen bir kitap değildi.
Hoş bu kitapta iç burkan hikayeyle doluydu.
Özellikle 80'lerin İstanbul'u Dolapdere ve orada yaşam mücadelesi veren, göç eden ailelerin ve çocukların hikayesi idi. Novella Romanlardan biri idi. 79 sayfa kitap ama bitmiyordu bu sayfa sayısı ile anlatılanlar.

Vallahi bu ara içim dağlana dağlana bir hal oldu.
Yaşar Kemal okuyan sevenler bilir tarzını, özellikle cümleleri, vurguları, deyimleri ile öyle güzel anlatıyor ki duyguları....

Bu kitabı okurken kuşların mı kafeslerde yoksa insanlar mı kafeste sorarsınız kendinize...
Hele o çocukların kuşları yakalama serüvenleri ve üç kuruş ekmek parası için Taksime'e gidip satmaları ve yorumları nasıl da anlamlı....

Öyle işte.....

İyi bayramlar dilerim efenim... Selamlar.




19.6.17

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal/ Zülfü Lİvaneli

Yaşar Kemal...
Zülfü Livaneli....
Kırk yıllık dostluklarını, sevgili koca çınarın vefatından sonra kendisine gelen yoğun istek üzerine bir kitap olarak toparlamış Zülfü Livaneli.

Düşünsenize hergün telefonlaşıp konuşuyorlarmış. Çoğunluk edebiyat üzerineymiş sohbetlerinin...

Tabi zamanında, ilk gençlik yıllarında ve ilk yazı hayatına başladığında birlikte çok şey yaşamışlar.
Aranmışlar, tutuklanmışlar, işkencelere tanık olmuşlar, yurtdışında sürgün hayatı bile paylaşmışlar....

Kitapta çok fazla altını çizdiğim cümlem oldu.

Daha önce okul yıllarında okumuştum kitaplarından  bazılarını ama aklımda hiçbiri yok.
Bence bazı kitaplar büyüyünce okumalı, okutulmalı.

Geçtiğimiz seneler de her Kadıköy'e indiğimde uğradığım YKY Yayınlarından bir iki kitabını aldım.
Daha alacaklarım çok. Özellikle İnce Memed serisini okumak istiyorum ama öyle hemen değil sindire sindire.
Aslında bu kitap bir ön okuma kitabı gibi olmuş.
Çünkü hayatına ve yazıma başlayışı ile ilgili harika bilgiler içeriyor. Yarı biyografi kitabı olarak düşünebilirsiniz.


Daha öncesi sokak çocukları ile gazeticilik döneminde yaptığı sohbetlerden oluşan kitabını okumuştum.
O kadar insani ki Yaşar Kemal.
Bence tam bir vatansever.
Okuduklarımdan bunu anlıyorum.
Ülkesinin, insanlarının, toplumunun birlik ve beraberlik içinde yaşamasını istiyor.

Hepimiz gibi.....

Bu kitapta en çok hümanist yönü ön planda..
Birde aldığı ödüller ve kendisinin mütevaziliği var kitapta...

Tabi dile kolay hayatı ciddiye alanlar, sadece kendini değil ülkesini, vatanını, komuşusunu düşünenlerin hep bir derdi oluyor yaşamla...
Bence bu iki önemli yazarın da öyle olmuş yaşamları..
O yüzden kitabı okurken bazen tebessüm ettim bazen de hüzünlendim.
Ama iyi ki sevgili dostu Z.Livaneli bize sohbetlerinin bilmemiz gerekeni kadarını aktarmış.
Ruhun şad olsun ışıklar içinde uyu Yaşar Kemal....
 






1.12.16

Özlem, hayat derken.... Biten kitaplar... Yaşar Kemal Ve Erendiz Atasü'ye dair...

15 gün bugün annem... sesini duymayalı...
biraz daha güçlüyüm artık hemen gözyaşım akmıyor; daha doğrusu dışarı hemen akmıyor da içime akanları söylemiyorum bile...
Her gün bişey yaparken; annem olsa şöyle derdi, şöyle yapardı, şunu severdi...vs... bu söylemlerim uzun süre devam edecek sanıyorum...
Kendimi devamlı; " ölümlü dünya hepimiz ölücz, sabret Gülşah, zamanı gelince kavuşucaz" diye teselli ediyorum... işe yarıyor mu derseniz, çok kısa süreliğine evet... sonrası...
İnancımdan dolayı isyan etmiyorum ölüme... canımı acıtan o kadar ani ve beklemediğimiz zamanda oldu ki... galiba  öyle birşey zaten... biz hayatın akışına kapılmışken "pat" diye yüzümüze "ölüm gerçeği" vuruyor...
daha zamanı vardı diyorum kendime, daha erkendi... daha ... daha ...
sonra hastanedeyken devamlı öper, koklardım.. iyi ki diyoru iyi ki öpmüşüm....şimdi burnumda kokusu....

Artık daha  çok şükrediyorum... annemle büyüdük, evliliğimizi gördü, torunlarını gördü diyorum/z ailecek... 

Yaşam bir şekilde devam ediyor... İyi ki iyi ki Umay varmış diyorum. Elbet eşim, kardeşim ve Sevdoş'um da varlar birde babam... birbirimize her zaman olduğu gibi destek oluyoruz ama evlat başka birşeymiş....
Ailemin yanında içimden geldiği gibi davranabiliyorum.. Ama kızımın yanında ağlayamıyorum; çünkü hemen gelip gözyaşlarımı silip" anne ağlıyor musun? nolur ağlama" deyip kucağımdan inmiyor...
O zaman işte dedim ki kendime; Gülşah sen bir annesin ve evladın için sabredeceksin, dirayetli olacaksın... 
Onunlayken oynuyoruz, gülüyoruz, sokağa çıkmak istiyor çıkıyoruz....
Sonra diyorum ki, ne garip, her iki duyguyu da aynı anda yaşıyorum... hayat bu şekilde devam ediyormuş....

Son zamanlar da yine kitap okumaya başladım. Yavaş ilerliyor sayfalar ama okuyorum....bir nebze iyi geliyor okumak da... Hatta kitap seçerken hüzünlü kitapları seçiyorum, acımı yaşarken yardımcı oluyorlar desem.....yalnız değilim diyorum... hayat böyle birşeymiş işte diyorum....

Zaman benim için çok yavaş işliyor ama işliyor işte..........
Rabbim gerçektende sabrını da veriyormuş....

erendiz atasü
Yaşar Kemal



Hüzünlü bir kitap; bana da iyi geldi desem...
Erendiz Atasü'nun okuduğum 3.kitabı ve sırada diğerleri var...
Dün Ve Ferda  aslında bir dönem kitabı. Yazarın bu kitabında da eczacılıkla ilgili konuları okuyabilirsiniz... Ama en çok bir dönem ülkemizde yaşanan solcu düşünceyi savunan ve yaşayan kişilerin kaçışları, yaşadıkları ve ülkeye döndükten sonra ki tekrardan uyum sürecini; psikolojilerini güzel yazmış yazar..
Kişi analizleri ve yorumlarını biz okuyucuya aktarırken durup düşünüyorsunuz...
Özellikle Ferda'nın hayatını okurken, kızdığımda oldu, helal olsun yürekli dayanıklı kadınmış dediğim de oldu...
Kitap ve ayzar için şunu diyebilir ki; mutlak ama mutlaka bu yazarı okuyun.
Türkçe'yi kullanımı, cümleleri de fena iyi...

bir dğer kitap ise Yaşar Kemal/ Sevmek, Sevilmek, İyi Şeyler Üstüne...
Yazarın köşe yazılarından derlenmiş,daha çok 1960 ve sonrası yazıları...
okurken günümüzde de pek bir şey değişmemiş diyorsunuz.
Birde gerçekten de yazar boşuna Yaşar Kemal olmamış. Bir insan bu kadar mı memleket sevdalısı, bu kadar mı ülkesini ve insanlarını, köylülerinden tutunda yabancısına, şehirlisine kadra sever ve hak hukuk ister.....


14.6.16

Yaşar Kemal Neredesin Arkadaşım ve Enginar Mevsimi

 Geçen hafta bir ara kitap okuyayım dedim kalemini, olaylara bakışı açısını, yorumlayışını ve halktan biri olan Yaşar Kemal'in 1975 yılında gazete için yapmış olduğu röportajların toplamı olan " Neredesin Arkadaşım" kitabını okudum....
Sokakta yaşayan kimi evinden kaçmış, kimi mecbur kalmış çocuklarla yapmış olduğu sohbetler ve onların hayatına dair aktardıkları var kitapta... Tabi okurken içiniz cız ediyor, sokakta karşılaştığım o çocuklar geldi aklıma...
Ve onları doğuran annelere kızgınlığım geldi aklıma...
Evet kimi " mecburdum, kimi bilemedim" diyebiliyor bu annelerin.. bence ( yaşamayan bilemez farkındayım ama yaşam koşullarım eğer çocuk bakmaya uygun değilse doğurmamayı tercih ederdim şahsen)
Ve kitaba da ismini veren bir sokak çocuğu. Yaşar Kemal onlarla konuşurken samii ve bazı şeyleri de sır olarak kendinde tutmuş bir yazar. Çünkü onların güvenini kaybetmek istemiyor ve çocuklardan biri hayatını ve yaşamını anlatırken "arkadaşım" diyor Yaşar Kemal'e; ve onlar için birine arkadaşım demenin çok önemli olduğunu, o kişiye güvendiklerini ifade eden bir şey olduğunu açıklıyor...
Tabi hayatları zor, kendi çocuğunuz geliyor aklınıza sonra da diğer çocuklar...
Çocuklar önemli hele geleceğimiz ve gelecekleri için çok önemli...
Bir çocuğun bile elinden tutabiliyorsak ne mutlu bize.....

Bir diğer kitabım da ara kitap olarak okuduğum Enginar Mevsimi/ Lüset Kohen Fins ' e ait. Sevdam okumuştu ve tavsiye etmişti.
İçinde çok fazla özlü söler ve cümeleler bulabilirsiniz. Akıcı bir dili var yazarın. Aslında bir aşk hikayesi gibi ama aynı zamanda bir hayat hikayesi..
Beni biraz sıkan şeyse kişisel gelişimin roman tarzı gibi yazılmış olması.
Ama su gibi aktı  diyebilirim. Not ettiğim birkaç cümle oldu...

Alıntılar;


Ne kadar cesur ve açık sözlü olursan ol, bu hayatta yediğin en esaslı darbeleri sadece kendine saklarsın.

Her şeyden bir anlam çıkartmaya çalışmak adamı erken yaşta eritir.

Hiçbir insan hayatı kadere karşı sigortalanamaz. Hem zaten öldükten sonra teselli ikramiyesini kim ne yapsın?

Hayallerim, nefsim ve bedenim… Bu üçlü benim yüzümden inanılmaz darbeler yedi bu hayatta.
Aradan çeyrek asır geçmeye görsün, çok şey değişir bu hayatta.





30.1.16

Yaşar Kemal'li Anılar Arif Keskiner , Ev halimiz....

 On beş tatil gelsin şöyle yaparız böyle yaparız, şuraya gideriz derken biz çok az dışarı çıkarak tatili yarıladık bile... Hatta Ocak ayını bitirdik yahu.. :) Tabi bunda havaların soğuk olması, kimle konuşsam; "aman sakın çocuğu çıkartma salgın var herkes hasta" muhabbeti. Vallahi korktum çıkartmaktan. Evet elbet hasta da olacak ama biraz daha geç tanışsın bazı hastalıklarla.


Yine kafam da bir sürü planla yazıyorum yazımı ama buraya o kadar azını aktarabiliyorum ki.....


Bu hafta "Arif Keskiner/ Binbir Renk Binbir Çiçek  Yaşar Kemal'li Anılar"  bitirdim. Eee tabi konu ve anılar Yaşar Kemal olunca kitap da güzel oluyor. ::)

Arif Bey anılarından, birlikte yaşadıklarından, hayattan, Yaşar Kemal'in yakın çevresinden olan anılarını yazmış. Yer yer sıkıldım. Anladım ki bu kitabı okuyacaksanız benim gibi roman okur gibi okumayın. Ara ara açıp bölüm bölüm okuyun...

Anılarını yazarken Arif Keskiner; yer yer Yaşar Kemal'in çevresinde olan, dostlarından olan kişilere dair de anekdotlar veriyor. Örneğin Arif, Abidin Dino kardeşlerin hayatları gibi...Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Aziz Nesin'e kadar birçok aydın, yazar kişi ile dosttur Yaşar Kemal. 
Aslında kendim de şunu fark ettim; evet iyi bir kitap okuyucusuyumdur ama geç başladığım için ve daha çok yabancı klasikleri okuduğumdan Türk Edebiyatımızdan çok eksiğim var. BUnlardan biride Yaşar Kemal kitapları...
Son yazdığı Karıncanın Su İçtiği Bir Ada Hikayesi kitap serisini okumuş ve çooooook beğenmiştim.
Ve artık seri olarak okumak istiyorum kitaplarını yazarın.
Hele de bu anı kitabından sonra daha başka bir anlam kazanacaklar bende hikayenin, romanın kahramanları.

Örneğin Yaşar Kemal tam bir Halk Ozanı, Ağıt Toplayıcısıymış... Kitaplarında ki bir çok kahramnalar çevresinden, gözlemlediği kişilerdenmiş. ÇukurOvalı olmaktan duyduğu gurur ve birçok yazarımızın da oradan çıkması ayrı bir gurur kaynağı yazar için.

En çok neye üzüldüm biliyor musunuz? O zaman da yazarların hele de halk yazaıysanız, çiftçinin, köylünün yanındaysanız daha bir dikkat çekiyormuşsunuz ki yazarımızın evi de hemen hemen her hafta aranırmış.... ne taslakları gitmiş bu aralamalar da ve yazarımız onları bir daha bulamamış....
Hala durum değişmiş değil... birçok yazar, gazetecimiz içerde.....

Güzel bir ara kitap oldu benim için. 
Şimdi yeni kitabım "Sonra Hayat Yeniden Başlar Mustafa Mutlu" ya ait. Gazete köşesinden severek takip ettiğim bir yazar. İLk defa bir kitabını okuyacağım ki başlangıç cümlesi beni çok etkiledi. Onu da sonra ki yazımda anlatırım size. :)
  Bir fotoğraf da kızımla benden gelsin. Umay poz ver diyoruz Allah'ım bir şımarıyor anlatamam size. Bazen de arkasını dönüyor ve poz vermiyor :))))))

Kızımla ilgili ve yaşadıklarımla ilgili de yazmak istiyorum bir ara. Ama o ara hangi ara olur işte onu bilmiyorum. :)


Şİmdiden iyi geceler, iyi pazarlar. :)



11.9.15

Gündem, Biten Kitap....Biz....

Gündem....
İçler acısı gündem.... Doğuda akşamları sokağa çıkma yasağı........ 
Yaşım gereği ne sıkıyönetime, ne sokağa çıkma yasağı günlerine denk geldim.... kişilere, topluma, gruplara neler yaşatır bilmiyorum. Ama anlamak için illaki yaşamam gerekmiyor diye düşünüyorum...
Ne zordur kim bilir oralar da doğuda yaşam..... Allah hepimizin Yar ve Yardımcısı olsun.... 



Biz bu haftayı biraz tatlı yoğunlukla bitirdik. Pazar günü çok sevdiğim/iz, canımız Mehmet Eren'in 2 yaş doğum gününe gittik. Zaman ne çabuk geçiyor, inanamıyorum. Bizim kız bile 1,5 yaşında oldu artık....
Herşeyi o kadar bilinçli ki artık, ne desek anlıyor ve cevap veriyor. İstemediği bir şey olursa çok net tavrını koyuyor. :)
 Yandaki fotoğraf geçen seneden. Şimdi kocaman delikankı oldu bizim oğlan ;))))
Hele hele bizim kıza bakın nasıl da küçükmüş anammmmm. :)))))
Buda doğum gününden ufak bir kare. Mumları üfledi bitanemiz. İnşallah hayatta hep ondan yana olur. Elbette hep başarı olmayacak, düşecek kalkacak ama ayağa kalkmayı, devam etmeyi hep bilsin inşallah. Sağlıklı ömrü olsun Mehmet Eren'im. :)
Seni çok seviyoruz tatlımmmm. :)


 Tabi bu doğum gününden sonra akşamına da hafta içi doğum yapacak olan arkadaşımızın moral yemeğine gittik. Çarşamba günü oda Yağız bebeği kucağına sağlıkla aldı.
Fark ettiniz mi bilmem kızımın arkadaşları hep erkek olacak. :))))


Bugün de Toprak Cem ve Sevdoş ziyaretimiz var. Eeee özleştik tabi canlarımla,... Hop haftayı bitirdik işte ::))))))

Rabbim ülkemize savaş vermesin, huzur ve uyum versin......
Hayırlı Cumalar blog.


Bu hafta Yaşar Kemal'in "Hüyükteki Nar Ağacı"  kitabını bitirdim.
Yine Yaşar Kemal kısa ama öz olarak sanayileşmeyi, tarımın nasıl bittiğini. çiftçinin açlığını, aş, iş arayışını, traktör karşısında verdiği mücadeleyi, şivesini öyle güzel anlatmış, yazıya dökmüş ki...
Fazla söze ne hacet, boşuna Yaşar Kemal olmamış....

Kitap hakkında;

Yaşar Kemal'in "doğa-insan ilişkilerini en iyi anlamda verdiğim yapıtlarımdan biri" dediği Hüyükteki Nar Ağacı, traktörün tarıma girmesiyle birlikte işsiz kalan yarıcılar ve mevsimlik işçilerin dramını konu alıyor. Kapitalizmin Çukurova'ya düşen büyük gölgesi, her satırla görünür kılıyor.
"İşte bu romanı ve Yaşar Kemal'in pek çok yapıtını güçlü kılan şey şu 'doğa-insan ilişkisi' sözlerinde saklanıyor. Çünkü Yaşar Kemal bu ilişkiye insanın en temel, en eski, dil yaratma yetisiyle özdeş bir niteliğiyle yaklaşıyor. Mitos yaratmak..."
- Güven Turan-
"Hüyükteki Nar Ağacı adlı romandaki tüm unsurların büyüleyici olması dışında Yaşar Kemal bu romanında kainatın dışından kelimeleri ve Anadolu'da gizlenmiş mikrokosmos hayatlar ve hayaller ile epik yazarların kosmosunu yaratmayı başarmış."
- Frankfurter Allgemeine Zeitung



Sayfa Sayısı: 102

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

15.4.12

Bu Bir Çağrıdır / Yaşar Kemal




Yaşar Kemal kitaplarını severim, her ne kadar henüz İnce Memed'i okumasamda diğer kitaplarından beğenerek okuyorum. Toplumsal kaygısının yüksek olduğu hemen hemen tüm kitaplarında mevcut.
Bu kitabında da Kürtleri konu almış ve 1992'den bu yana yazmış olduğu yazılar ve söylemleri derlenmiş.
Evet hiç bir kimsenin sırf dilinden, memleketinden dolayı işkence görmesi, sürülmesi hoş değil, geride bıraktığı yıkımları ağır oluyordur.
Yalnız tasvip etmediğim bir şey var ki o da dil meselesi. Kitapta hep vurguladığı, kürtlerin istediklerinin sadece dillerini rahatça konuşmaları, yazmaları ve ana dil olarak kabul edilmeleri. Yoksa bağımsızlık istemediklerini, dağda olanlarında tek isteklerinin kabul edilmek olduğunu vurgulamış.
Bir ülkenin dili tektir diye düşünüyorum. Zaten bir çok kişi evinde, özel mülküne girdiğinde yada toplandığında şivesi neyse o şekilde konuşuyor. O zaman lazı, çerkezi, arnavutu, boşnakğı, ermenisi  ve daha bir sürü dili konuşanlar da bu haklarını istesinler. Sonuçta ülkemizin dili Türkçe. O yüzden de çokda tarafsız okuyamadım bu kitabı çünkü yazarın yazdıkları ile kalmayacağını düşünüyorum. Sonuçta TRT'de kürtçe, Arapça kanallar açtı, evlerinde de konuşuyorlar ama genele vurduğumuzda Türkçe konuşmak gereklidir. Hepimiz için geçerli bu düşüncem.
Birde anlamıyorum bizim mahallemizde kürt de vardı boşnakta ve biz komşuluk yapardık. Yoksa biz komşularımızı hiç dışlamadık.
Dillerini istiyorlar diyor ama kimse onlardan dillerini almıyor ki...Ülkenin ana dili, ortak dili ne ise o konuşulur. Yoksa evinde konuştuğun dili kimse kısıtlamıyor ki.....  Ana dilleri alındığı için gurularının, onurlarının kırıldığını söylüyor. Kurtuluş Savaşında omuz omuza savaştığımızı kardeş olduğumuzu söylüyor. elbette aynı vatanda, aynı topaklarda yaşıyoruz. ....Ve savaşırken atalarımızın amacı aynıydı. bağımsız, özgür bir vatan için şehit oldular.....
Anlayacağınız kitap biraz yanlıydı, okurken bende yanlı okudum o yüzden de o düşünceleri benimseyemedim....

Arka Kapaktan;

YAŞAR KEMAL HERKESİ BARIŞA ÇAĞIRIYOR


“Ne söylense sanki duyan yok, gören yok” diyen Yaşar Kemal, yeni kitabı Bu Bir Çağrıdır’da 20 yıldır yaptığı barış çağrısını yineliyor.

Yaşar Kemal’in Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Bu Bir Çağrıdır kitabı, büyük yazarın 1992’den bu yana, inatla, kimi zaman özlemle, kimi zaman öfkeyle ve her zaman umutla dile getirdiği demokrasi, insan hakları ve barış çağrılarını, uyarılarını ve söyleşilerini, bu konulara dair yazılarını bir araya getiriyor. 
Yaşar Kemal, 1993 yılında yazdığı, “Demokrasi Yalanı” makalesinde Gerçek bir demokrasiye ulaşmak kolay olmuyormuş. O da, kan ve gözyaşı istiyormuş. O da, akıl ve düşünce çabaları istiyormuş. Gerçek bir demokrasiye ulaşmak bir topluluğun, birkaç topluluğun iyi niyetli çabasıyla gerçekleştirilemiyor. Dışarıdan demokrasi de bir süs olaraktan, bir yalan olaraktan kalıyor. Demokrasiyi bilinçlenmiş halklar yaratır. Çünkü demokrasiyle yönetilmek en çok onun çıkarınadır” diyordu. 
Bu ülke bir kardeşlik toprağıdır,  bu topraklardaki  bütün kültürlerin, dillerin ve her doğa parçasının üstüne titrememiz gerekir vurgusunu yapan yazar, Kürt sorunu Türkiye’nin çağdaşlık sorunudur,  Kürt sorunu Türkiye’nin demokrasi sorunudur, Türkiye’nin bütünlüğünün korunması gerekir ve bir kardeş kavgasında kazanan olmaz diyordu. 
Yaşar Kemal, askeri operasyonların hızlandığı, siyaset söylemine şiddetin hakim olduğu 1995 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanırken hakimlere şöyle sesleniyordu: “Benim yazılarım halkımıza birer çağrıdır. Öncelikle batıdaki, doğudaki çocukları, savaşta ölmüş anaları çağırıyorum. Bu savaş en çok sizin yüreğinizi yaktı. Herkesi çağırıyorum, sayın yargıçlar sizleri de bu savaşı durdurmak isteyenlere katılmaya çağırıyorum. Bu ülke hepimizindir ve bu ülke insanlık tarihinde çok uzun yaşamaya layıktır. Hem de onuruyla yaşamaya ... Unutmayalım ki, bir ülkenin insanlarının onuru en azından toprağı kadar kutsaldır.”
Bu Bir Çağrıdır kitabının önsözüne Böyle çağrıları çok yazdım, yirmi yıldır yazdıklarımı bir araya toplayarak bir daha çağrıda bulunayım dedim. Ne söylense sanki duyan yok, gören yok” diye başlayan yazar, “Gençliğimde, gazetecilik yıllarımda Çanakkalede, Kurtuluş Savaşında birlikte savaşmış Türkleri de, Kürtleri de, onların sevgi ve dostluk dolu anılarını da çok dinledim. Bugün onların çocukları, torunları böyle bir kardeş savaşını kabul etmemeli. Etmiyorlar da. Bu savaş inanılmayacak kadar uzun sürdü. Türkler de Kürtler de bu savaşın bitmesini istiyorlar, bundan kuşkum yok” diyor.
Yazar, ‘Türkiye Barışını Arıyor’ başlıklı yazısına Gazi Mustafa Kemal’in 1923 yılında İzmit’te yaptığı basın toplantısındaki konuşmasından bir alıntıyla başlıyor ve ekliyor: “Savaşın ne zaman çıkacağını beklemek, ölümü beklemek gibidir. Savaşlar insanların ölüm fermanıdır. Savaşlar, üstünde yaşadığımız toprakların, doğamızın ölüm fermanıdır.”
SÖZÜM SİZEDİR
Yaşar Kemal kitabının önsözünü şu sözlerle bitiriyor: “Çok hatalar yaptık ama umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok. Bir ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu, güzelliği seçecekse, bu, evrensel insan haklarından, düşünce özgürlüğünden geçer. Dilini ve onurunu istemek en temel ve doğal haktır…
Bugün bir umutsuzluk yeli ortalığı kasıp kavuruyor. Ben diyorum ki, bu yaraların sağılması bizim elimizde. Ülkemizin onurunu, ekmeğini, kültür zenginliğini kurtarmak elimizde. Gelin de doğru dürüst bir demokratik düzenin kurulması için aklımızla, yüreğimizle elele verelim. Bu bir çağrıdır. Sözüm sizedir.”
KİTAPTAN BÖLÜMLER:
Benimki belki de bir tuhaf inanç. Ben, hiçbir insanın, gözlerini kan bürümüş de olsa, işkenceci de olsa, yüzlerce insanın katili de olsa, Musa Anter gibilerine kıyabileceğine inanamazdım. Musa Anteri yirmi üç yaşlarındayken tanıdım. Dostluğumuz o gün bugündür sürüyordu. Dünyaya hep iyilikle bakan bir kişiydi. En karanlık, en zalim günlerde bile hep aydınlık, hep umutlu, hep inançlı olurdu. En kötü insanda bile bir iyi yan arar, bulur, o insanı, o küçücük iyi yönüyle sevmeye,  anlamaya çalışırdı. Düşüncelerine sonuna kadar, inatla bağlıydı. Etiyle kemiğiyle kendi kültürünün, kimliğinin yok olmasına karşıydı. Savaşımı sonuna kadar, eksilmeden, ölümüne kadar sürdü. Ölümü de işte bu yüzden oldu. Ape Musa mutlu öldü. Savaşımının sonunu görmedi, ama ışığını gördü.”
“Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe” Değil, Eylül 1992
“Benim taraf tutmam kadar doğal ne var ki... Kendimi bildim bileli Türkiyenin halklarının  yanındayım. Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikteyim.”
Türkiyenin Üstündeki Kara Gökyüzü, 1995
 “Bu savaş yüzünden Türkiye büyük yara aldı. Türkiyedeki demokrasi sandığımız yönetim de büyük yara aldı. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyor. Ortada kalmış bocalıyor.”
Kürt Sorunu Nasıl Çözülür?, Röportaj: Cem Erciyes/ Temmuz 2009
“Biz umudun insanı insan yapan gücünü de biliyoruz. Bir gün insanlık umudun bilinmeyen gücünü ortaya çıkaracak. Bu yeni umut da insanları mutlu edecek. Vaylolo, vaylolo, vaylolo Ünlü birçok Kürt türküsü bununla başlar.”
Kürt Sorunu Nasıl Çözülür?, Röportaj: Cem Erciyes/ Temmuz 2009