Evde FilmKeyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evde FilmKeyfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.9.18

İki Film Bir Kitap. 😊

Veeee sabah erken kalkmanın ikinci gününe geldim/k. 😊
Daha çok yeni ama erken kalkmayı özlemişim. Ve iyi geliyor desem. 😊
Umay sayesin de Merter'e de kahvaltı hazırlamış oluyorum. Genel de okul da kahvaltı ederdi beyim. Akşamdan hazırladık beslenmesini. Böyle olunca işe giderken de kalmazdım erkenden uğurlamak için. 🙄😬

Eeee konu çocuk olunca kalkılıyormuş erkenden bunu da öğrendim 😉

Allah'tan bizim kız erkenci de sabah uyandırma zorluğu yaşamıyorum. Kışın nasıl olur görücez. Karanlıkta ve soğukta. İnancım iyi yönde. 😊

Bunun dışında iki kitap iki   film izledim/k.

Kitaplardan;
 " BABAYA MEKTUP /FRANZ KAFKA"

 Kısa öz öyle çok şey anlatmış ki mektubunda Kafka.
Hatta daha önce Kafka okumadıysanız önce bu kitapla başlayın. Çünkü hangi duygularla "Dava, Dönüşüm, Şato vb." kitaplarını yazdığını daha iyi anlayacaksınız.
Tabi yazdığı mektupları yada mektubu göndermemi babasına.
Öldükten sonra yayınlanması için arkadaşına vermiş.
📚 Çok despot ve kolay beğenmeyen bir babaya sahipmiş. Ve bir türlü guru duymuyormuş çocukları ile. Özellikle de Kafka ile.
🗿 O kadar narin ve içe dönükmüş ki Kafka.
🗿 Gerçi yazfıklarını okuyunca dedim ki kendi kendime: hangi çocuk istemez ki anne babasınından övgü dolu sözler, gözlerinin ışıltısı ve gurur duyulması
🖋 Hani koca kız oldum şu yaşta bile nasıl da gururumu okşar anamdan babamdan duyduğum bir güzel söz
Velhasıl kısa öz güzel bir kitaptı.
            Diğer kitabım Murakami. O yüzden onu diğer yazımda anlatayıö. 😊

Filmlere gelirsek; bizim kız İnanılmaz Aile 2 filmine gitmeyi istiyordı. Bşzd sevşyoeuz animasyon  Ma aile gittik. Kahkaha bile attık

Keyifle izleyip çıktık filmden. Jack Jack adamım benim. 😊

Diğer film ise Türkçe'ye Nefes olarak çevrilen " Breath" filmiydi..


 Sonunda ağlatan bir filmdi....
Konusuna gelirsek, evlenen iki gencin hayat hikayesini. Adam bir gece uyanır ve hiç bir tarafı tutmaz. Çocuk felci geçirmektedir.
Tabi o dönemde şartlar kısıtlı, tedaviler tam olarak bilinmiyor ve çok kısa bir ömür biçiliyor adam.
Eşi ve dostları ve evladı sayesinde verdiği yaşam mücadelesi anlatılıyor.
Tabi bir kez daha anlıyoruz ki kadınlar çok fedakar yaratık.
Gerçek yaşam hikayesinden alınmış bir film. Engelli arabalarınon da çıkış yolunu anlatmış bir film aynı zamanda.

Böyle işte geçen haftayı bitirdik, yeni serin bir haftaya başladık.

Görüşürüz  Selamlar blog. 😊 😍

27.6.18

Evde Film Keyfi ve Yorumlar... 😊

Merhaba. 😊
Bu aralar devamlı film izleme modundaydız. Bizim gibi televizyon izlemeyi sevmeyenler için filmler çok iyi oluyor.
Daha doğrusu izleyecek bir şey bulamıyorum en azından bana uygun değil.
O yüzden de Dizi tadında bir izlenimlik filmleri seviyorum.
Geçelim filmlere. 😊


Dün sinema kanalında denk geldim bir filmdi."KÜÇÜK MÜZİSYEN" diye çevrilmiş bir filmdi. Savaş zamanı doğan bir çocuktur kahramanımız.
Babası Amerikalı Olduğu için kızın babası damadından gelen mektupları saklar. Ve kadın zamanla hastalıktan ölür. Torununa da zulmeden bir dededir.
Bir çocuk "babasını bulmak için evden kaçar" Amerika'ya gidecek olan bir okula ve korosuna başvurur....
Olaylar bundan sonra başlar. Sürükleyici ve mutlu sonla biten bir filmdi. 😊


Diğeri ise;

MOLLY'NİN OYUNU"
Gerçek bir yaşam öyküsünden aktarılan bir filmdi. Beyaz Perde sitesinde özeti şu şekilde açıklamışlar;
Olimpiyatta aldığı başarısızlıktan sonra kayak sporunu bırakıp Hollywood’un elit insanları için sekiz yıl boyunca yüksek bahisli poker oyunları organize eden Molly Bloom isimli bir kadının öyküsünün anlatıldığı filmin yönetmenliğini Aaron Sorkin üstlenirken, filmin oyuncu kadrosunda Jessica Chastain, Chris O'Dowd, Michael Cera, Kevin Costner ve  Idris Elba yer alıyor.

Tabi izlerken kendime devamlı hayret ederken buldum  Sebebi de kumlardan hiç anlamamam ve anlayan insanları da anlamamam. 😊 Biraz karışık oldu ama özeti kafam hiç basmıyor desem yeridir. 😬

Diğer film ise;

CEBİMDEKİ YABANCI 

Yine bir izlenimlik detayları iyi olan bir Türk Yapımı filmdi. Düşününce akıllı telefonlara ne kadar bağımlı olduğumuzu ve içinde neler saklandığını düşünmeden edemedik. 😊 Sanırım böyle oyunlar kimseye gelmez. 
Keyifli  samimi bir filmdi. 😊 

22.6.18

Ev Hali, Umay'lı Günler ve Evde Film...

Selam. 😊

Okul tatil olunca bizim ev de yazlık moduna geçiyor. Halılar yıkamaya verilip uzun bir süre serilmiyor. En çok Bulut'un hoşuna gitti sanırım. Sıcaklar da kendini öyle bir yere seriyor ki anlatamam. Bir de arada masum bakışları ile bizi mest ediyor.
Dün akşam üzeri WaterGarden/Ataşehir'e gittik. Orada ki su gösterisi çok hoşuma gidiyor hele bir de hava kararmışsa ışıklandırma ile büyülüyor beni.

Umay'ın da hoşuna gidiyor ve mest oluyor izlerken  😊
Yine izledik, mest olduk ve arkadaşlarla çay sohbet edip keyifle ayrıldık.
Yakınlar da iseniz şöyle çay, kahve içeyim açık alan olsun derseniz hele bir de çocuk varsa çok ideal bir yer bence WaterGarden.

Bizim kıza Plasmacar diye bir şey aldık. Scooter'dan sonra iyi geldi bizim kıza. Açık alan bulduk mu onunla dolaşıyor. Böylece yanımız da yorulursa diye "baston" taşımaktan kurtulduk.😁
Bununda niye diyorum; eğer çocuğunuz varsa gerçekten de kullanışlı bir araç. Ve uzunn bir süre binebiliyorlar. Hem de öyle keyifli ki. 😊 Sizde binebilirsiniz. 😊

Aklıma gelmişken; yahu bu çocukları evde oyalamak ne kadar zor... Sabah bir başlıyoruz oyuna taaaa yatana kadar. Örneğin akşam geldik dışardan uyku gözlerden akıyor zor duruyor... Hâlâ bana diyor ki : anne oyun oynayalım mı?
Pes yani diyorum pes....


Gerçekten de düşününce, evet eskiden bir çok şey el gücü ile yapılıyormuş ama kalabalık aile ve komşuluğun ve en önemlisi sokakta oynamanın rahatlığı çok büyükmüş. Şimdi sıkıyorsa bırak bakalım sokağa da göreyim ...
Apartmanda da en azından bizim apartmanda tek çocuk yok. Komşuların hepsi emekliler. 😊
Torun da yok.....
Bizim kız da soruyor bana: anne neden hiç çocuk yok burda?
Gelde açıkla...

Genelde sokaklarda daha doğrusu Umay'ın keyif alacağı yerlerde geziyoruz.. Ve adresim belli:PARK 😁

İşte bizde  böyleyken böyle. 😊

Aaa birde sabah iyi bir Türk Filmi izledik. "MUTFAK SIRLARI" diye. Demet Evgar'ın oynadığı psikolojik bir filmdi. Ve tek kelime ile muhteşemdi  Başlarda biraz karanlık ve sıkıcı gibi gelse de  Film size kendini izlettiriyor.

İki gün önce yazdığım yazıyı yayınladım sonunda.

Selamlar  😊

2.6.18

Mayıs Ayı Okuduklarım Ve izlediklerim....


Geçtiğimiz ay arkadaşımla sohbet ederken bana okuduğu ve beğendiği hatta benim de beğeneceğim bir kitaptan bahsetti. "KUZEYLİ ANNEM" di kitap.

Sonrasında Kadıköy'e indiğim de Yapı kredi Yayınları'na uğradım ve yazarın başka kitapları var mı diye bakındım. Orada çalışan beyefendi de bu yazarın çok iyi olduğunu ve tüm kitaplarının aynı kalite de olduğunu söyledi. Ben de aldım. 😊
İlk olarak "Benim Babam Hiç Kimseyi Öldürmedi" kitabını okudum. Kitapları çoğunlukla anlatı ve kendi yaşamı. Sayfalar arası ilerlerken de kısa ve öz ama detay olarak da iyi kelimelerle anlatmış. Okurken tam olarak ne demek istediğini anlıyorsunuz..
Seviyorum böyle yazarları ve kitaplarını. 😊
Sonrasın da "NEREYE GİDİYORUZ BABA?"  kitabında Zihinsel Engelli özel iki çocuğundan, yaşadıkları zorluklardan ve hayata tutumlarından bahsetmiş.
Okurken içim cız etti, üzüldüm sonra da verdikleri mücadele ve doğru duyguları ifade ettikleri için de takdir ettim.
Gerçekten de çocuk demek sabır demek... Hele zihinsel yada bedensel engeli olan çocuklar daha özel  bir sabır istiyordur.
Artık dulum. 12 Kasım günü Sylvie öldü. Çok üzücü. Bu sene indirimli satışlara birlikte gidemeyeceğiz.”
Kısa, yoğun, kaybetmenin acısının sillesini yemiş, tatlı, tatlı ama sert bir yas kitabı Dul.
 Bu kitabın da ikinci eli ile kırk yıl süren evliliğini anlatıyor. Ve eşinin kendisinden önce ölmesi ile karşılaştığı yaşanmışlıkları ince kara bir mizah ile anlatıyor.

Ve son olarak "KUZEYLİ ANNEM" kitabını okudum. Okumadığım bir kitabı kaldı. Çarşıya inince onu da alırım  😊
Bu kitabında da annesi, yaşamları, Yaşam mücadelelerini anlatıyor.
Dediğim gibi aslında ince kara bir mizah var ve aslında kolay da olmamış yaşamları. Ama bize aktarırken öyle ince detaylar anlatmış ki okurken içiniz daralmıyor. Sanki yakında bir yer de bu olanları, okuduklarınızı izlemişsiniz gibime geliyor .



Arka kapak yazısından;
"Küçüklüğümde ne zaman bir şeyler yazsam ya da bir resim yapsam, iyi olmuş mu diye anneme sorma ihtiyacı duyardım. Ondan icazet almam şarttı.
Kendisi hakkında yazmamla ilgili bugün ne düşünürdü acaba?
Tedirginim, belki de kitabı sevmeyecek. Alkolik kocasından bahsedilmesinden gına gelmiş olmalı. Ketum ve çekingen olan kendisinden, hayali hastalıklarından, kederinden bahsedilmesini istemiyordur.
Satır aralarını okumayı bilecek, bu kitabın bir ilanı aşk olduğunu, öğretmenimizin Anneler Günü için dikte ettiği övgü sözleri hariç, onu sevdiğimi asla söylemeyen benim hatamı telafi ettiğimi anlayabilecek mi?
Bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi? Çünkü onu özlediğimi."
Jean-Louis Fournier’den yeni bir aile anlatısı daha.
“Kuzeyli Annem” tıpkı diğer Fournier kitapları gibi: sade, şiirsel ve sarsıcı...


 Mayıs ayında okuduklarım arasın da Çehov'da vardı.
"En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi.Operadaki gibi zaferle değil,ölümle son bulacak olması."

İnsana her zaman değer veren Doktor Andrey ile hastası İvan arasında geçen olayların psikolojik hikaye tarzında işlenişini çok beğendim. Bunun yanın da toplumun duyarsızlığını da ele alıyor Çehov. Elinize alır almaz kolaylıkla bitirebileceğiniz bir kitap.
Kendine konuşacak bilgi ve görgü “düzey”inde kimsecikleri bulamadığından yakınan, deliler gibi kitap okuyan doktorun yeni arkadaşı, öyküye adını veren akıl hastalarının olduğu 6. Koğuş’tan çıkar. Var oluştan, şüphelere uzanan derin ve felsefe dolu sohbetlerde bulur doktor kendini. Çok geçmeden önce tatile, sonra da emekliye ayrılmaya zorlanacaktır. Zira toplumun dışladığı bir gruba yaklaşmıştır. Bundan sonra yaşananlar ve doktorun ölümü tümüyle bir “Farkındalık” imtihanı sayılabilir. 
 
Bir kaç film  de izledik bu ay.
 


Tonya Harding

 Bu film gerçek yaşam hikayesinden alınmış. Amerika'lı Tonya Harding/ Artistik Buz Pateni patencisi bir kızdır. Annesinin katı eğitimi ve yönlendirmesi sonucu eğitimini de bırakıp sadece kayar....
Tonya, zor karakterli annesi, eski eşi Jeff Gillooly ile olan dengesiz ilişkisi ve hep daha iyisini başarmak adına kendini zorlaması yüzünden aşırı stres altındadır. İki defa Olimpiyat ve iki defa da Skate America Champion ödülünü kazanmıştır. Ancak daha fazlasını isteyen Tonya, eski eşinden yardım ister ve 1994 yılındaki ABD Buz Pateni Şampiyonası öncesinde rakip patenci Nancy Kerrigan'ı sakatlaması için birini tutar. Ancak planladığı komplonun ortaya çıkması ile birlikte kariyerinde ve yaşantısında ödeyeceği bedeller Tonya için hayli ağır olacaktır.
 Diğer filmimiz de Lara Croft!du. Eşim oyunu biliyor ve oynamış. Ben aksiyon sevdiğim için izledim.
Sonuçta bir izlenimlik ev sineması tadında bir filmdi.
 Sinema da izledğim ve beğendiğim bir film de "Han Solo/Bir Star Wars Hikayesi" idi.
Tam bir fanatiği olan eşim " eh iyiyidi" dese de ben beğendim. 
Bu tarz diğer oyuncuların da hayat hikayeleri anlatılınca kafam da daha bir şekilleniyor Star Wars hikayesi ve bende fanatik olma yolunda ilerledim diyebilirim. Çünkü izledikçe mantığını kavradım ve "evet ya aynen böyle" diyorum. :)))

Uzun bir yazı oldu. Şİmdiden iyi okumalar ve keyifli haftasonları olsun.
Selamlar.  :)

16.5.18

Günce, biten kitaplar ve filmler...

Selamlar.
Ramazan Ayı'mız mübarek olsun. 🙏

Yine ara vermişim yazmaya. Havalar ısınınca ve park mevsimi başlayınca; eve geldiğimizde de önce duş sonra yemek sonra biraz daha oyun derken kızçem erkenden yatıyor. Sonrası da benim halim kalmıyor neredeyse.
Biraz oturuyorum bazen de ertesi günün yemeği derken bir bakıyorum gece olmuş.

Elbet bu arada iki film ve iki kitap bitirdim.😊

"Kırmızı Pazartesi ve Yaprak Fırtınası" kitaplarını okudum.

İnstagram'da paylaşınca bir arkadaş yorum yapmış ve "Yüzyıllık Yalnızlık öncesi diğer kitaplarını okuyun"demişti.
Çünkü daha önce başlamış ama devamını getirememiş ve kafam karışmıştı başlarda. Bende daha fazla zorlamayıp yarım bırakmıştım.
Yaprak Fırtınası aslında Yüzyıllık Yalnızlık kitabının ön kitabı gibi birşey. Çünkü kasaba önce bu kitapla başlıyor ve bazı kahramanlarımızın da hayatına dair kısa bilgile var. O yüzden şu an Yüzyıllık Yalnızlık okurken zorlanmıyorum. Tek sıkıntı uzun isimler 😀

KIRMIZI PAZARTESİ kitabına dönersek;

Herkesin bildiği bir cinayet olayı.... Namus cinayeti....
Gabriel García Márquez’in ölümsüz romanı “Kırmızı Pazartesi”, işleneceği herkes tarafından bilinen bir cinayeti konu almaktadır.  Kitapta bahsi edilen ana karakter Santiago Nasar, suçsuz olmasına rağmen bir cinayetine kurban gitmiştir. Márquez romanını, cinayetin yaşandığı dönemde küçük bir çocuk olan ve daha sonraları cinayeti inceleyip insanlarla röportaj yapan birinin ağzıyla anlatmaktadır. Olay örgüsüne bakılacak olunursa, Santiago Nasar’ın suçsuz olduğu açıktır. Başka çaresi kalmayan Angela Vicario, namus cinayetine kurban olarak Santiago’yu seçmiştir. Angela’nın ikiz erkek kardeşleri “Pedro Vicario” ve “Pablo Vicario” tarafından öldürülen Santiago, son ana kadar her şeyden habersizdir. Onun aksine, cinayetin işleneceğini duymayan kalmamıştır. Mani olmaya çalışanlar bile, cinayetin gerçekleştirileceğine pek inanmamıştırlar. Santiago Nasar’ın ağır bıçak darbeleri ile meydanda, herkesin önünde öldürülmesi üzerine; olaya tanık olan insanların ifadeleri alınmış, ikiz kardeşler tutuklanmıştır. Bu romanında Gabriel García Márquez, namus ve töre cinayeti temasını işlemiştir.
“Ataerkil toplumlarda; erkeğin, kendisinin ve ailesinin onurunu koruması beklenirken, kadından beklenen saflığını (bekâretini) korumasıdır. Bu nedenle kadının namus ve şerefi, erkekler tarafından manipüle edilir ve denetlenir.”
(Kardam, 2000)
diye yazar arka kapağında resmen özeti gibi bir şey.
Tabi asıl büyüleyici olan yazarın kullanığı kelimeler ve onları az ama içi dolu kullanması.
Okurken çok da yabancı gelmiyor kurgu bize. Çünkü biliyoruz ki bir çok insan konu" namus" adı altında olunca cinayete sessiz kalabiliyor. Bu kitabı ile  aslında nasıl da önyargılarımız olduğunu, kör-sağır-dilsiz olarak üç maymunu oynadığımızı anlatıyor yazar......

YAPRAK FIRTINASI kitabı ise;
Yaprak Fırtınası, yazarın yayınlanan ilk önemli eseri. Kitap 7 farklı öyküden oluşuyor. İlk ve kitaba ismini veren öykü (Yaprak Fırtınası) yazarın bundan sonraki eserlerinde mekanı oluşturan hayali Macondo kasabasını bize tanıtıyor. 
İlk bölüm bize yaprak fırtınasının ne olduğunu , kasabayı tanıtıyor. .''En önemli şey ilk paragraftır. İlk paragraf için aylarımı harcamışımdır. Bir kez istediğimi elde ettim mi, gerisi arkadan gelir'' diyen Marquez'in yapmak istediği gibi kitabın en can alıcı bölümleri işte bu ilk paragraflar. 
Kokuşuncaya dek, bir ölünün ölü olduğundan emin olamayız.... Zamanın geçtiğini ancak bir şeyler devinince anlayabiliyorsunuz....Saat, yeni gelen dakikanın ucunda bir kez daha ölecektir.....Aşık olmaya başladığını anlayan bir adamın gizi; gözlerinize asla bakamamasıdır..... İnsan bir işe kalkıştığında ne yaptığını bilir..... Eğer bir şey ters giderse, bu beklenmedik, insan gücünün ötesinde bir şeydir..... Olacak bir şeyler varsa, bundan kaçınılmaz. ...Tıpkı takvimlerin önceden bildirdikleri gibi. Mutluluk, bir zorunluluk değildir.Sadece bir tavsiyedir..... Ölüm, bir ziyaretten başka birşey değildir... bu cümlelerin sahibi Latin Amerikanın en ünlü yazarı Kolombiya'lı Gabriel Garcia Marquez Yaprak Fırtınasında kasabada pek de sevilmeyen bir doktorun ölümünü anlatırken hepimizi şaşırtan farklı bir anlatım yolunu seçmiş. Aynı olaylar farklı kişilerin ağzından sürekli geri dönüşlerle okuyucuya anlatılıyor. Böylece aynı olay farklı kişilerin gözünden, her defasında biraz daha genişletilerek anlatılırken, bizleri olayları geniş bir bakışla anlamamıza   olanak tanıyor.
Ancak tam da olayın sebebini  öğrenebiliceğiz diye heyecanlanırken., birden konu başka bir şahsından ağzından geri dönerek anlatılırken, bir türlü sebebe ulaşamamanın verdiği merakla diğer sayfaya geçiriyor.
Her bir hikaye biz yormadan sade ve yalın bir dille zorlamadan anlatılmış.
 Kesinlikle bir kez daha hayran kaldım yazara.....



Türkçe'ye "Yok Oluş" olarak çevrilmş bir film. Yorumlar da çok iyiydi film hakkında...
Gerçekten de görsel çekimler iyiyidi.
Konusuna gelince;

Görevleri araziyi haritalamak, örnek toplamak ve bütün gözlemlerini raporlamaktır. Akıl almayacak topografik anomalilere ve yeni yaşam biçimlerine şahit olan ekibin birbirlerinden sakladıkları sırların ortaya çıkması ise her şeyi değiştirecektir...  Tabi bura da yine doğanın dengesinin boxulması sonucu evrene manyetik bir alan yayılmakta ve hücreleri etkileyerek birlşip DNA'sını değiştiriyor ve gitgide de yayılıyor. Bunu araştırırıken bir grubun yaşadıklarını anlatıyor.

Şöyle evde tv keyfi yapayım derseniz bir izlenimlik ev sineması bir filmdi.

Özet ve Detaylar

Max ve Annie’nin çiftler için oyun gecesi, Max’in kardeşi Brooks sahte haydutlar ve federal ajanların olduğu gizemli bir cinayet ayarladığında iyice karışır. Brooks kaçırılır ve her şey oyunun bir parçası gibi görünür. Fakat bu altı aşırı rekabetçi oyuncu gizemi çözmeye ve oyunu kazanmaya çalıştıkça bu “oyunun” ve Brooks’un göründüğü gibi olmadığını fark ederler. Bu kaotik gece boyunca, her dönemeç beklenmedik bir olaya yol açtıkça arkadaş grubu boylarından büyük bir işe kalkıştıklarını fark eder. Kuralların ve puanların olmadığı, oyuncuların kimler olduğu bilinmeyen bu gece ya uzun süredir yaşadıkları en eğlenceli gece ya da oyunun sonu olacaktır. 
 
Konusunda böyle yazıyor. Hoştu  tek izlenimlik bir filmdi.
 
Ben kaçar, sizleri okudum, yorumumu yazdım, kendi yazımı da yazdım. Şimdi biraz kitap okuyayım. Malum kızı okuldan alıp parka götürücem. Biraz kendime zaman ayırayım. :)))
 
 




1.3.18

Bir Film Bir Kitap Ve Günce...

Çok şükür bugün daha iyiyim. Hafta sonuna kadar iyicene düzelmiş olurum.
İyi dilekleriniz için teşekkür ederim.🙏
Sabah bir açtım camı; kandırdıkçı kar yağmış. Bu sene az da olsa gösterdi bize yüzünü.⛄☃☃☃







 Son Nefes Havaya Karışmadan kitabı beni çok etkiledi.
36 yaşında ki Beyin Cerrahı doktorun son evre Akciğer Kanseri olması ve sonrası beyne sıçraması... tedavi süreci...kemoterapi seansları...
Resmen annemle yaşadığımız şeyleri okudum ve çok ağladım okurken....
Tabi kitap aslında umutsuzluğun değil resmen yaşamın değerli olduğunu anlatan bir kitap. Belki biz bu süreci yaşamasaydık.. bu kadar duygusal bakmayacaktım olaya.
Bir doktorun verdiği mücadele.. Ve en çok kendine sorduğu ölüm ve öncesi yaşamı anlamlı kılan ne sorusu...
Kusursuzluğa ne kadar yaklaşırsanız yaklaşın asla ulaşamazsınız, ama yaklaşmak için hiç durmadan çabalayacağınız sonsuz bir hedefe pekâlâ inanabilirsiniz.
Çünkü ölüm bir anlıktır, ölümcül bir hastalıkla yaşamak ise her anlık! 

 Otobiyografik bir kitaptı. Aslında okurken sizde yaşamınızı sorguluyorsunuz, " yaşamın anlamı ne?" " önceliğim ne? sevdiklerimle yeterli zaman geçirebiliyor muyum?" vs gibi soruları size sordurtan ve şöyle bir silkeleten bir kitaptı....




 Dün akşam fil olarak da Oytum'la Hayat bloğunun yazarı Şebnem'in sayfasında okuduğum bir filmi izledik.
Suyun Sesi filmi hem kurgusu hemde müzikleri ile muhteşemdi. Evet fantastikti ama başrol oyuncusunun dilsiz bir kadına hayat vermesi ve o duyguları yansıtması... o kadar zor olan bir rolü başarı ile oynamış...
Bu haftayı da böyle bitiriyoruz işte ey okur. :)
Ben kaçar, sizleri okudum, yorum yazdım, kendi yazımı yazdım ve şimdi iyicene demi oturmuş çayımı alıp kahvaltı zamanı.





28.2.18

3 Kitap 3 Film Haftası...

 Bu hafta baba kız nezle idiler. Onlar iyileşti bu sefer ben nezle oldum...
Hafta sonu kızın doğum günü var iyileşip toparlamam lazım. Aslında bir kaç gün yatsam düzelirim ama ilaç alıyorum çabuk toplamak için.
Bu hafta üç kitap ve üç film izlemiş olduk.
Bugün yalandan kar da atıştırdı, devamını bekliyoruz dedik doğa anaya...

Kitaplara gelince Peride Celal'in daha önce Mektup kitabını okumuş ve çok sevmiştim.
Gecenin Ucunda kitabı için Yazar;
İlk defa 1963'te ve Gecenin Ucundaki Işık adıyla yayımlanan bu romanı 1996'da gözden geçirip tekrar günışığına çıkarırken şöyle demişti Peride Celal:

"Adını kısaltmakla iyi yaptığımı sanıyorum. Bu romanın yazıldığı yıllarda gençtik, inançlıydık, ışığa varabileceğimizi sanıyorduk. Işık; özgürlük, uygarlık, insanlık demekti; bir umuttu. Kırk yılı aşkın bir zaman içinde ışığı arayıp durduk. Ve o, sönükleşerek uzaklaştı bizden. Yüksek kat burjuvazisi, sahte dindarlar, çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen politikacılar, parlak yaşamlar içine düşürdükleri genç insanları daha da kolay avlıyorlar günümüzde. Romanın kahramanı Macide, aşka sırtını çevirip kendisine ve çocuğuna yeni bir hayat yaratıp insanca bir dünyaya kavuşmak çabasında başarılı olabilecek mi? Kuşkuluyum. Gecenin Ucunda, büyük bir aşk romanı aynı zamanda. Bunu da eklemeliyim. Öyle olması da ayrıca hoşuma gidiyor. Bana kalırsa, bu roman yazdığım en güzel aşk romanıdır."
 demiş.
Kalemi kuvvetli kadın yazarlarımızdan-an biri Peride Celal.( Ruhu şad olsun)
Ama bu kitabında çok fazla uzatmalar vardı ve biz okuru sıkıyor... Keşke dedim sayfa sayısını azaltmış olarak o güzel cümlelerini devam ettirseydi.
kararsız kaldım bu kitap için, yazara haksızlık etmek istemem.....



 S.D.Beauvoir'i Özlem'in bloğunda yazısı ile tanımış ve kalemini sevmiştim. Bu kitabında yine kalemini ve tecrübesini ve bilgisini konuşturmuş.

 "Kızgın, karşı konmaz, öfkeyle dolu, her şeyde aşırı, töreler konusunda görülmedik bir hayalleme sapışı taşıyan, bağnazlığa dek tanrısız... Bir iki lafla ben böyleyim işte" diyor, sadizm terimine adını veren Marquis de Sade.
Kimilerine göre, insan biçimine bürünmüş bir mutlak kötülük, kimilerine göreyse bir özgürlük savunucusu... İlk lanetli yazar...
Kişiliği kadar, hayat serüveni de yer yer karanlıkta kalan Sade'ın rezaletler, skandallar ve hapishane yılları ile dolu hayatını, kurmaya çalıştığı, yüksek sesle savunduğu sistemini inceliyor Simone de Beauvoir.
"Sade'ı Yakmalı mı?" kitabında sadece Sade'la değil, belki kendi kendinize bile itiraf edemediğiniz taraflarınızla da yüz yüze geleceksiniz.
(Arka Kapak)
 Tabi ben fark ettim ki hiç Sade kitabı okumamışım. O yüzden bu kitap biraz bana yorucu geldi. Çünkü merak bile etmediğim bir yazarmış Sade.
Elbet yarı biyografi olan bu kitabı okuyunca merak ettim. :)
Eğer Sade'yi seviyorsanız muhakkak bu kitabı okuyun derim.




 Belgesel Anlatı kitabı Dünyayı Sarsan On Gün/ John Reed

Kitabı geçen sene arka kapak yazısını okuduktan sonra almıştım. Çünkü yazarın daha önce hiç bir kitabını okumamıştım.
Arka kapak yazısı şöyleydi; 
Dünyayı Sarsan On Gün, 1917 Sovyet Devrimi'ni olanca canlılığıyla yansıtan bir anlatıdır. Devrimi günbegün izleyen Amerikalı gazeteci John Reed bir tarihçi titizliğiyle, belgelere dayanarak kurar yapıtını. Bu kitabı eşsiz kılan, başkaldırının açığa çıkardığı yaratıcı enerjiyle kaleme alınmış olmasıdır. Öyle ki baş döndürücü bir ivmeyle gelişen onca olay; gazete haberleri, polemikler, telgraflar, çağrılar ve bildiriler bir solukta okunmaktadır.

Umutlu bir anlatıdır Dünyayı Sarsan On Gün. Delik ayakkabılar içinde üşüyen ayakların umudu, isten kararmış izbelerin kararlılığı, aç midelerin cesareti üzerinedir. İşçi sınıfı tarih sahnesine bir kez daha çıkar: Ancak bu kez muzaffer özne olarak... Tarih çizgisinin kırıldığı bu noktada, John Reed'in okurları da sarsıntıya tanık olmaktalar.


Tabi ben yer yer sıkıldım, çünkü geçmiş siyasi olaylarla hatta günümüz siyasetle bile ilgilenmiyorum. Bilmem gerektiği kadarını okuyor ve izliyorum...
Belki iyi belki kötü... ama içim bu kadarını istiyor.
Bu kitapta aslında yazar hem gazeteci hemde birebir tanık olmuş ülkesinde ki devrimlere, savaşlara....

O yüzden okuduğum bazı yerler daha bir netleşti kafamda ama o kadar...


 Cuma akşamı kız uyuyunca şöyle fazla da uzun olmayan bir film izleyelim dedik.
Seven Sisters'ı izledik. Başrol oyuncusu kız oyunun hakkını tam vermiş. Görsel efektler de iyiydi.
Konusuna gelince;
Dünya'da nüfus patlaması yaşanmakta ve doğa da kıtlık var. O yüzden doğumlar ve çok çocuklu aile olmak yasak. Bir anne yediz doğuruyor ve ölüyor doğum sırasında. Dedeleri bakıyor ve öyle bir yetiştiriyor ki yedizleri, her gün biri çıkıyor dışarı. Aynı kıyafet aynı kod ve aynı makyaj ile.
Ve bir kurum düşünün zorla çocukları topluyor ve dünya düzelene kadar uyuttuğunu söylüyor. Meğerse....
Daha fazla anlatmayayım, izlemek isteyeniniz olabilir.
İzlerken düşündüm de, hem dünayayı ve doğayı hor kullan hemde her hakkı yine kendimiz de bulalım. Kodlanmak ve her şeyin hesabını vermek ... zor bir yaşam....


Pazar gündüz ailecek bu filmi izledik. Umay'da izledi yer yer oyun oynasa da gözü hep filmdeydi. Sorular sordu, anlattık.
Kitabı da olan bir film Mucize. Filmi çok beğendim sanıyorum konusundan dolayı. Son sahnelerde ağladım bide....
Bir genin eksik veya bozuk olması sebebi ile bir sürü ameliyat geçiren ve yüzü ister istemez farklı olan bir çocuğun ve ailesinin hayat ile, okul da ki çocuklar ile verdiği mücadeleyi anlatıyordu. Annelik böyle bir şey dedim....
Ama en çok yaramaz bir çocuğun idarelik olması ve orada ki anne babanın tutumu beni sinir etti resmen..............................

Akşamına da kız erken yatınca yine bir flm izleyelim dedik ve

Nerve filmini izledik. Sinir oyunu olarak çevrilmiş Türkçe'ye...
Bir oyun var ve kaydolurken ya izleyici yada oyuncu oluyorsunuz ve lise talebeleri arasında çok popüler bir oyunmuş. Herkesin elinde telefonu ve devamlı o şekilde yaşıyorlar. Hatta gizli izleyiciler de var ve sizden devamlı riskli birşeyler yapmanızı istiyorlar. Verilen sürede yaparsanız para yatıyorlar hesabınıza. Yalnız öyle birşey ki kayıt olduğunuz an tüm bilgilere erişiyorlar ve kameranız otomotik olarak hep açık...
Bağımlılık yapan bir oyunmuş...
Tabi izlerken dehşete kapıldığımı belirtmeliyim... Çocuklarımızı hiç boş bırakmamalıyız....
Çünkü ergen dediğimiz bir dönemde yanlış şeylere bağlanmaları olası.....
Vaktiniz olursa bu filmi de izleyin ve neler dönüyor internette görün..................................................................

Biraz fazla uzun bir yazı oldu.
Selamlar....iyi haftalar. :)

5.2.18

Günlük ev halleri....

Vee okullar açıldı bugün. İkinci yarı yıl hayırlı olsun.
Henüz bizim kız da bununla ilgili bir tık yok, çok da farkında değil. Okullar başlıyor bugün dedim. " oleyyy" dedi o kadar.

Geçen hafta bir film izledik çocuklarla. Bilim Kurgu ve Fantastik filmleri seviyorum. Thor Ragnarok filmini de yine keyifle izledik.
Onun dışında dağ gibi bir ütü beni bekliyor. İnanın hiç abartmıyor neredeyse 3 makinelik ütü var. Diyeceksiniz neden bıraktın, fırsat kalmadı ki...
Bir de lodoslu havayı bulunca kaçırır mıyım? "koş sevim koşşş" modunda tüm çamaşırları yıkadım, yıkanacak kilimleri de yıkadım.
Sonra da kendime dedim ki; kızım bu acele ne? sanki bir daha hiç rüzgar esmeyecek...
Aman ne bileyim işte bazen geliyorlar bana, evde ne var ne yok atıyorum makineye......Belki bir karşılığı vardır psikolojide de ben bilmiyorumdur....

Kızı okula bıraktıktan sonra kendimi ütüye adayacağım.😵

İki de kitap bitirdim onları da ayrı bir yazı ile paylaşmak istiyorum.
Dün akşam CnnTürk'te Gündem Özel programında eğitim sistemimiz konuşuluyordu.
Dinledikçe o kadar üzülüyorum ki çocuklarımız adına. Ve artık bieşeyler değişsin istiyorum.
Örneğin bir çok yabancı ülke de sınav sisteminin kalktığından ve üniversitelerinin de transcripte nottan çok yeteneğine ve başarısına baktığından bahsettiler.
Tabi bizim ülkemiz de şöyle bir sorun var; başarılı çocuk demek matematiği ve sayısalı kuvvetli ise başarılı olur gibi bir düşünce var.
Oysa ki bazı işlerde de sözel başarı önemli. İşin aslı elbette " ne iş yaparsan yap en iyisini yap"a geliyor. Lafta bu cümleyi çok kullanıyoruz ama uygulama da sıfır.
Örneğin haftasonu hava kapalı idi. Umay'da ne zamandır Brandium AVM'de olan tırmanış setine gitmek istiyordu hadi dedik götürelim.
4 yaş itibari ile alıyorlar. Ama bu yaş grubu için biraz yüksek. Bizim de gayemiz çıkabildiği yere kadar tırmansın. Daha büyük yaş grubu tepeye kadar çıkıyor.
Konuyu uzatmayayım; sıramızı beklerken, abla kardeş tırmanıyordu. Abla tepeye kadar çıktı, erkek olan küçük kardeş " anne korkuyorum, inicem ben diye yalvarıyor, üstelik bacakları da titriyor" annesi de önce destek olmaya çalıştı. Çocuk inmek için ısrar edince klasik kıyaslama yöntemi olan
" bak ablan çıkıyor, bana bakma yukarı bak tırman. Yoksa verdiğimiz para yanıcak, heba olcak.
Bir daha dene..." vb... cümleler.
Çocuk istemeyince indirdiler ve anne çocuk iner inmez " ÖDLEKsin sen "dedi... nasıl kızdım nasıl bozuldum anlatamam.
Sonuçta önemli olan denemesi değil miydi? İster iki basamak çıksın ister tepeye ulaşsın. Önemli olan keyif alması değil mi?
Gidip kadına kızmamak için nasıl zor durdum anlatamam. Belki yanımda Umay olmasa söylenirdim.
Bizim kız da biraz çıktı sonra korktu indi ama ona da dedik önemli olan denemendi, istersen bir daha ki sefere yine denersin diye günü kapattık......

Ama bu mevzuyu ben daha çoook konuşurum, o kadar üzüldüm ki çocuk için...

İyi haftalar arkadaşlar, ben klasik bugün ne pişirsem modunda mutfağa gidiyorum malum okul çıkış saati geliyor bizimkilerin.


2.2.18

Turgenyev, Colonia Dignidad, Testere Ve Ev Hali....



Selamlar efenim.

Tatilin son günlerine geldik. Bu hafta iki film bir kitap bitirmiş olarak yazımı yazacağım. :)
Bu hafta biraz sakin geçti. Bir tanıdığımızı ziyarete gittik. Ora da konuşma esnasında konu kitaplara, eğitime geldi. Orta Okula giden kızına okul verilen klasik kitapları konuştuk.
Bana göre bazı klasik kitaplar o yaş çocuklar için çok erken. Örneğin "Anna Karanina" yı ortaokul çocuğu okuyup napıcak. İçinde aldatma, aşk, ihanet ve sonunda intiharla gelen ölüm var....
V.S......... Bazı kitaplar ilerleyen yaşlar da farklı yaşanmışlıklarla okunduğunda daha anlamlı oluyor.

Gelelim bana.
"Babalar Ve Oğullar/ İvan Sergenyeviç Turgenyev

Aslında kitabın arka kapak yazısında konunun Rus Edebiyatının önemli eselerinden biri.
İçin de felsefe, aşk, savaş, sohbet ve eleştiri bolcana var. tek eksik olan Baba Ve Oğullar arasında ki diyalog. Başlarda öyle gözükse de kitabın ilerleyen sayfalarında Nihilist( kendini öyle tanımlayan ve davranan, kendini öğrenci yetiştirmeye adayan" Bazarov ve Arkadyn ile geçiyor. Hayatı sorguluyorlar, aşkı, aristokrat yaşamı küçümsüyor.
Özellikle köylü-efendi ilişkisini de iyi sorguluyor.
Tabi baba-çocuk arasında ki eski nesil-yeni nesil anlatımı, zamana ayak uydurma ve eğitimin önemi de vurgulanıyor.
Rus Edebiyatın da sevmediğim daha doğrusu okurken beni yoran tek şey isimleri.... Ne uzun Ya rabbim... söylerken de okurken de gözüm yoruluyor yahu :)))

Bu kitabı da uzuuun zaman önce almış ama anca sıra gelmişti. Bir solukta okunan bir kitap. İŞ Kültür yayınları çevirisi konusunda iddialı ve iyilerde. Özellikle klasik kitap alacakmış ilk bu yayınevine bakıyorum.



İki filmden biri Colonia

Çok etkilendiğim bir film oldu.
İnternetten bakındığım da olayların gerçek olması da ayrı bir üzücü.... Aklım almıyor insanların bu zalimliğini...... Colonia Dignidad, 1961 yılında Şili’de Alman cemaat lideri Paul Schäfer tarafından 1961’de kurulan bir koloni. Ve sadece 5 kişi kurtulabilmiş. Film de aşk sahneleri dışında diğer her şey gerçekmiş. Ve tarikatın kurucusu yıllar yıllar yıllar sonra suçlu bulunup hapse atılmış.Yüzlerce kez çocuk istismarı ve başkaca insanlık dışı suçlardan 33 yıla mahkûm oldu. Schäfer, 2010 yılında bulunduğu Santiago cezaevinde ölmüş.  Ama yaşamlar, işkence gören, tacize uğrayan çocukların yaşamı..... offf. içim daralıyor resmen izlerken, okurken.... ama gerçek......işte ne kadar gözümü kapatabilirim ki....
İzlemediyseniz izleyin..... iyi bir filmdi....


Testere kabusum olacak sonunda... hem daralıp da hem de merakla serisini izlediğim filmlerden....
Bu son filminin de kurgusunu beğendim....

Bu haftayı da böyle kapattım. Yazımı yazdım, sizleri okudum, müziğimi açtım; Lorenna Mckennit'imi de açtım. çayımı da aldım, kitap okuyacağım. :)
İyi hafta sonları şimdiden.



21.1.18

Güvercin Bekçileri, Ev Hali, Filmler....

Ve on beş tatil bizim evde de başladı. Ma aile evdeyiz. Biraz dinlenme biraz gezme planlarımız var, ne kadarı olur bilemem. Hava şartları da önemli.
Cuma günü Gelişim Raporunu aldığımızda karı koca pek bi mutluyduk. İLk kez kızımız karne alıyordu. Tabi Umay henüz bunların hiçbirinin farkında değil. 15 gün okula gitmeyeceğini söylediğimde bile yüzüme eblek eblek baktı, " yani" demek ister gibiydi😁

Dün akşam "Çavdar Tarlasında Asi Rebel İn The Rye"filmini izledik.
Özetine gelirsek;
Film, dünya edebiyatının baş yapıtlarından olan 'Çavdar Tarlasındaki Çocuklar" romanının yazarı J.D. Salinger'in hayatını konu ediyor. Yazarın hem kariyeri, hem gençlik yılları hem de kendisine ağır bir travma yaşatan İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede verdiği mücadele anlatılıyor.


 J.D.Salinger'in yaşama bakışını filme ismini veren Çavdar Tarlasında Çocuklar'dan da anladığımız kadarı ile çok fazla realist bir yazar. Ve kişilik olarak da gelgitleri olan biriymiş.
Kalemi kuvvetli olduğu kesin ve kendi de farkında aslında bunun.
Biyografik filmler seviyorsanız bu filmi de seversiniz.

Bugün film kanallarında gezerken Bebek Bakımı filmine denk geldim. Televizyon filmlerinden, otururken sizi yormayan bir filmdi. Ara film olarak iyi geldi. Ara ara kızçemle oyun oynarken de izledim ve kaçırdığım bir yer olursa takılmadığım filmdi.
Çünkü filmi izlerken hiç bir detayını kaçırmak istemem. Örneğin illa ki en başından izlemeliyim eğer atladığım bir yer olursa başa aldırırım......
Napayım huy anacım. :)
Sanki o kaçırdığım detayda önemli bir şey vardı ve ben okuyamadım gibi bir his geliyor....

 "Yaklaşık iki bin yıl önce, dokuz yüz Musevi aylarca Romalı askerlere Masada'da karşı koydu. Eski tarihçi Josephus'a göre bu katliamdan iki kadın ve beş çocuk kurtuldu. Bu trajik ve etkileyici olaydan yola çıkan Hoffman'ın romanı; her biri Masada'ya farklı yollardan geçerek gelmiş dört olağanüstü cesur, becerikli, duygusal kadının muhteşem hikâyesini anlatır."   
Arka kapak yazısı böyle der. Bu kitabı Lale Abla önermişti. İnternette aldığım sitede de "stokta bir tane" yazısını görünce hemen aldım.
Artık basımı yapılmıyor sanırım. Aslında kitap tam bir tarihi roman.
Alice Hoffman'nın bire bir Masada'ya gidip orada ki Yahudi kökenli vatandaşlarla konuşup, hem anlatılanlardan hem de oranın ruhani etkisinden etkilendiğini, duydukları karşısında aklına bu romanı yazmak geldiğini belirten arka kapak yazısı mevcut kitapta.
Kudüs'ten sürülen Yahudi kökenli vatandaşların sürülmesi, yaşadıkları, çölde verilen yaşam mücadelesi biraz fantastik biraz kurgu ile birleştirilip roman halini almış. 
Yaşananlar içler acısı bence.......

Tek beni sıkan şey bazı detaylar o kadar uzatılmış ki birkaç sayfayı bulmuş ve tekrarlarda aynı şekilde... Bu da okurken ara ara daralmama sebep oldu. Onun dışında konusu itibari ile önemli detaylardı.
Bu kitapta bitti ve kaldırıldı.....

İyi pazarlar...