Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.11.19

Günlük.... A. Zambra ve H.Ergülen...

Hoş geldin kasım ayı...aslında bana pek de hoş gelmedin.  Annemi kaybedeli bu ay 3 yıl olacak...... İyi ki rüyalarımız varda dayanması biraz daha iyi oluyor..   Hemen hemen iki üç günde bir rüyamda görüyorum annemi. Belki bilinç altımın oyunudur bilemiyorum lakin iyi geliyor ruhuma.
Geçen gün Umay'a sordum. Ananeni hatırlıyor musun?diye....
🍁" hatırlıyorum anne,  hep örgü örerdi" dedi..peşinden de "anne, ananemi çok özledim" dedi.
Tabi benim göz yaşlarım içime aktı. Bende çok özledim Umay deyip konuyu değiştirdim. Biliyordum ki ben ağlarsam bizim kız da ağlayacaktı.... Gerçekten  de annem örmeyi; dantel olsun örgü olsun çok severdi. Öyle hatırlaması çok daha iyi kızçemin.

Okulların açılması ile nasıl bu kadar hızlı zaman akıyor anlamıyorum. Şunun şurasında ne kaldı yeni yıla? Geçen sene hiç bir  karar almamıştım. Zaten ondan önce aldıklarımın da yarısını gerçekleştirmiştim.
Bu yıl yeniden yazasım var defterime.


Gelsin yeni planlar, kararlar 😊 artık ne kadarı gerçekleşir onları da bir sonra ki yıl analiz ederiz. 😁



Proust okumalarımız devam ediyor. Araya ince kitaplar ekleyerek okuyorum. Olay örgüsü ve kısa cümleler olmadığından Kayıp Zamanın İzinde serisinde, ince kitaplar iyi oluyor.
Ama müthiş bir kafa Proust....

"Ağaçların Özel Hayatı /  Alejandro Zambra" ilk kez yazarın bir kitabını okuyorum. Biraz karışık geldi anlatım dili. Bir anda ileriye bir anda geriye gidiyorsunuz kitapta.
Biraz bakınınca nete seveni sevmiş sevmeyeni sevmemiş. Arası pek olmamış.



Şili'li bir yazar Zambra. Diğer ses getiren kitabı " Bonzai" olmuş. Bir kitabını daha okuyup öyle adıma karar vericem. Çünkü dolu bir yazar okuduklarıma göre.
Arka kapak yazısı şöyle;
"Şilili yazar Alejandro Zambra, İspanyolca yazan en iyi yazarlar arasında gösteriliyor. İkinci romanı Ağaçların Özel Hayatı’nda geçmiş ve geçmişin belkileri ile gelecek ve geleceğin getirebilecekleri üzerine bir hikâyeler zincirini takip ediyoruz. Ağaçların Özel Hayatı, Verónica’nın resim kursundan dönmeyişiyle başlıyor. Öğretmen ve pazar günü yazarı Julián’ın önce küçük Daniela’yı uyutmak için anlattığı doğaçlama hikâyeler olarak. Bekleyiş uzadıkça Julián hikâyeleri istemsizce kendi hayatlarına döndürüyor. Anımsayışlarla, çağrışımlarla, gözlemlerle ve bunlardan yaratılmış bir gelecekle, Daniela’nın geleceğiyle dolu özel hayatlar Verónica’nın yokluğuyla şekilleniyor, her sözcüğünde onun dönüşünü bekliyor. “Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor.”"
Kararsız kaldığım bir kitap oldu. Nedense oturmadı bir şeyler kafamda okurken...
Karıştı, gitti....
Siz okudunuz mu hiç yazardan bir kitap?




Bir diğer kitabım; Haydar Ergülen'e ait. Sait İle Sabahattin Ali Üzerine Yazılar

“Sanki iki yazar birbirlerini tamamlamak üzere yazmışlardır. Köyleri, kasabaları, adaları, kentleri paylaşmışlar ve ikisi de gerçekliklerini en çok da yazarken kavramışlar, varlıklarına en çok yazarken inanmışlardır. Yazmak için yaşamak kadar, yaşamak için yazdıkları da doğrudur.
‘Yazmasam deli olacaktım!’ diyen Sait’tir ama ‘yazmasam nasıl ölecektim?’ diye yazının karşısına ömrünü koyan da Sabahattin’dir...” der arka kapak yazısında.

İki yazarı da ele alarak hem benzer hem benzemeyen yönlerini anlatı şeklinde yazmış Sn.Ergülen.
İki yazar da çok büyük ve önemliler bence de ve çok erken yaşta kaybetmişiz..... İki yazarı da okurken içim hep cız ediyor. Ki öykü okuyamayan biri olarak Sait Faik'in hikayelerini bambaşka keyfile, hüzünle okudum. Ve yazar bu kitabında da aslında bundan bahsediyor. Şair gibi, şşir gibi yazıyorlar ve okutuyorlar. Bir başkalar iki büyük yazar da...

Sait Faik'in insanın içine karışarak yazması, Sabahattn Ali'nin hem kişi analizleri hem toplumsal olaylara bakışı ve bunları yazıya döküşü... hep başka bir dünya....


 


20.2.19

Sabahattin Ali Kitapları...


Selam. :)

Gecenin Sonuna Yolculuk kitabından sonra okuma hızım düştü diyebilirim çünkü o kadar dolu bir kitaptı ki anca kafamda okuduklarımı hazmettim ve elimdeki kitaplara başladım.

Sabahattin Ali'nin yeri başkadır bende. Özellikle Türkçe'yi kullanım biçimi, kelimeleri ve duygusu ve aşkı tanımı ve sevdaya bakışı, memleketimize duyduğu sevgi, ülkemizin eğitimini, kadının değerini önemseyen yazarlarımızdan bana göre...

Tabi ne hazindir ki çok erken yaşta "failli meçhul" olarak ölüme gönderildi...................


Geçenler de BKM Kitap yazarın kitaplarını 4,90 TL olarak indirmişlerdi bende eksik olanları aldım. Kaldı bir iki kitabı almadığım.

Tabi önce öykü kitaplarından başladım okumaya. Ki gerçekten de bende öykü kitabının sayfaları ilerlemiyor... Ama yinede okudum.  :))

Çok az vardır severek okuduğum öykü kitapları. Mine Söğüt, Yalçın Tosun'dur okuduğum ilgi ile.


O yüzden de "İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN" kitabını en sona bıraktım okumak için.
Gerçekten de tek kelime ile müthiş bir kitap. Hatta ben size diyeyim "Kürk Mantolu madonna" kitabından bile daha güzel...

Yine aynı mevzu olacak ama reklamı iyi yapıldığı için bence çok satanlar arasında kitap. Yoksa yapsınlar bakayım hem bu kitabın hemde Kuyucaklı Yusuf'un deli gibi reklamını nasıl da çok satanlar, okunanalar arasında yükselişe geçecek.


İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN; kitabının sayfasını kapattığım da yer yer Ömer'e yer yer Macide'ye çok kızdım.

Konuları itibari ile genelde bireysel olsa da toplumsal konular, ülkede yaşananlar ve en önemlisi aşk, sevgi ve içsel dünya hep var.
 Özellikle İçimizdeki Şeytan kitabında ki kişi psikolojisi ve toplumsal güdülenmeyi çok iyi anlatmış.
 Ömer'e sinir oldum yer yer.
Özellikle toplumsal gündemin kişilikler üzerinde ki baskısı ve güçsüz kişiliğin "kapana kısılmışlığı" ve herşeyi "içimde ki şeytandan dolayı böyleyim" cümlesinin arkasına sığınmasını çok iyi anlatıyor....
 Aydın geçinenlerin veya daha mutaasıp yaşayanların bile bir anlık gaflet ile neler yapabileceğini anlatan kitaplardan...


 Siz ne dersiniz?




26.5.17

Sabahattin Ali 110 Yaşında Ve Soner Olgun Konseri...



 Bu hafta çok yoğundu benim için. Sevdiğim ve gitmek istediğim iki dinletiye gittim/k.

Tomurcuk Vakfı yararına verilen konserde Soner Olgun vardı. Dinlediğim günden beri çok seviyorum Soner Olgun'un yorumunu, duruşunu, hayata bakışını ve anlatışını.....
Nasıl güzel bir ses anlatamam size...
Hem ağladım, hem keyifle dinedim bu müthiş sesi.
Tabi Tomurcuklar( melek çocuklar, anneleri ve vakıf geneli bu çocuklarımıza böyle dediklerini belirttiler) ritim konseri verdiler başta. Buraya video eklemeyi bilsem sizinle de paylaşacaktım ama bilmiyorum henüz.
tomurcuk vakfı sitesi için tıktık   

Kurulum amaçları sitelerinde şöyle açıklanmış;

Tomurcuk Vakfı, zihinsel engelli çocuğu olan aileler tarafından 2010 yılında kurulmuştur.
Zihinsel engelli bireyleri, eğitim ve üretim ortamında kendilerine yeterli hale gelecek şekilde eğitmek, topluma uyumlarını, iş edinme becerilerini geliştirmek, üretken hale getirmek ve sosyal rehabilitasyonlarına destek olmak üzere çalışmalar yapan Vakıf, özellikle ebeveynlerin vefatından sonra vakıf çatısı altında korumaya aldığı engelli bireylere yaşamlarını sürdürecekleri, üretim ve sosyal yaşamlarını devam ettirecekleri “ Yaşam Merkezi”ni de zihinsel engelli bireylerin hizmetine sunmayı amaçlamaktadır.
Vakfımızdan yararlanan kitlenin büyük çoğunluğu sosyo-ekonomik yönden dar gelirli sayılabilecek ailelerden oluşmaktadır. Bu çocuklara Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilgili mevzuatlara göre okullara ödenen  eğitiminin yanında Vakıf tarafından sosyal yönden gelişimlerini sağlamak amacıyla haftanın 2 tam günü Vakıf Atölyelerinden faydalanma olanağı sunulmakta ve ücretsiz öğle yemeği imkanı tanınmaktadır.

Çoğunluk Down Sendrolu bu çocuklarımız için tüm desteklerini ellerinden geldiğince, imknaları dahilinde sunuyorlar.
Bu geceden elde edilen gelirde bu vakfa aktarılıyormuş. Ve sevgili Soner Olgun hiç bir ücret almadan destek oluyormuş birkaç yıldır kendilerine.
 Gönlüne ve desteğine sağlık...





 Sonraki dinletimiz de "Aysun Ali Kocatepe ile Sabahattin Ali 110 Yaşında" etkinliği idi.
Bir şey diyeyeim mi size... gerçekten de üreten, araştıran ve bildiğini paylaşan insanlar kendilerini, duruşları ile öyle güzel belli ediyorlar ki...
Gerçekten de bu çifti imkanınız olursa mutlaka canlı performans da dinleyin. Nasıl bir uyum ve nasıl bir sestir.....

Yeşil Mürekkep kitabını tam zamanında okumuşum dedim.

Yazar yaşasaydı bugün 110 yaşında olcaktı ama maalesef ki en verimli, en genç yaşında öldürüldü.
Ki yaşına rağmen hayatına öyle önemli ve çok eserler sığdırmış ki.

Bu dinleti de hem şiirlerine yer yer değinildi, hem hayatına dair kısa anekdotlar anlatıldı hemde Ali Kocatepe sevgili Sabahattin Ali'nin 8 şiirini bestelemiş bize bunları okudular.
Konuk sanatçı olarak da Edip Akbayram, Zara ve Koray Avcı vardı.
O bildiğimiz şarkıların, sevdiğimiz dillere düşen şarkıların çoğu yazara aitmiş meğersem.
Melankoli, Aldırma Gönül vb...
 Bu dinletiden de büyük bir keyifle ve gururla çıktık karıkoca. :)

Dün gece de CKM salonunda kardeşimin( kaynım olur ama kardeş benim için kendisi) yılsonu gösterileri, konseri vardı.
Maramara Üniversitesi'nin son sınıf öğrencilerinin konseriydi.
Öyle güzel eserleri icra ettiler ki kulaklarımızın pası silindi resmen.

Bu haftayı böylece kapattık.

İnan tüm müslüman aleminin Ramazan Ayı mübarek olsun.

Bana müsaade yazımı yazdım, sizleri okudum. Şimdi sıra kitap okuma da . :)))))
 

 

 

21.5.17

Sabahattin Ali Romanı Yeşil Mürekkep ...

Yani nasıl yazsam, nerden başlasam bilemedim.
Bu kitabı elinize aldığınız da iki güne bitirirsiniz, yazar o kadar akıcı bir dille yazmış.
Yalnız "Sabahattin Ali" nin eserlerini seviyorsanız çabuk bitiremiyorsunuz kitabı...

Yazarın ilk "Kuyucaklı Yusuf" eserini okumuştum ve tek kelime bakış açısına, anlatım dline ve olayları aktarışına hayran kaldım. Tabbi yıllar önce kısaltılmış şekillerde yada tam baskısı ile okuduğum çok klasik eser var ama bu yaşımda okuduğumda " okumuşum ama hiç böyle bakmamaştım" dediğim olduğundan  bazı eserleri tekrar okuyorum.

 Daha sonra da şu son yıllarda reklamı iyi yapılan ve sanki tek iyi eseri bu kitapmış gibi lanse esilen Kürk Mantolu Madonna kitabını okudum.

Tabi bu benim şahsi görüşüm ama Kuyucaklı Yusuf daha dokunaklı daha içli daha.... diye gider.
Elbet yayınevlerinin reklam politikası farklı biz okurlara göre..
Bazen gerçekten ama gerçekten de hiç de iyi olmayan bir kitabı bir numara gösterebiliyorlar... ah şu reklamlar...


Kitaba dönecek olursak;  yazarın gençlik yıllarından başlamış Osman Bey.
İlk Almanya'ya gidişi, eleştirisel yaklaşımı, çabuk aşık olabilen Sabahattin Ali'yi öyle güzel anlatmış.
Kesinlikle aydın ve entellektüel diyebileceğimiz biriymiş S.Ali. Tabi ister istemez ülkesini eleştirdikçe göze batmaya başlar.
Bu arada çevresinde, dostluklarında kimler yoktur ki... Aziz Nesin, Pertev Ailesi, Cimcöz Ailesi vs...

Okurken kendinize sormadan edemiyorsunuz sonu böyle mi olmalıydı...

Sonrasında yazı macerası, yazma tutkusu desek daha doğru olur. Geçim derdi sebebi ile öğretmenlik yapması, fakat düzeni eleştirmesi sebebi ile hapishanelerde geçirdiği süre.
Tabi Sabahattin Ali hapishane de bile mapus arkadaşlarını dinler ve Kuyucaklı Yusuf kitabını burda dinlediği gerçek öyküden esinlenerek yazar.
Sonrası bu eser yüzünden başı yine devlet ile derde girer...
Sonra evlenir ve baba olur. Ama ailesini geçindirmek için Ankara-İstanbul arası mekik dokur.

Eşinin yerine kendimi koyduğumda " aman Allah'ım dedim ben o kadar sabredebilir miydim bilmiyorum?" dedim.. çünkü o zamanın şartlarını düşünecek olursak, telefon yok, ulaşım zor, hem sabıkalısınız.

Eşi ve kızı da kendisi ile beraber çok çekmiş.. Sonrasında babasının büyüyüen bir kız çocuğu.. yaşamı...

Sonrasında pisi pisine öldürülmesi çok acı...
Oysa ki tek derdi ülkesini daha aydınlık yarınlarda görmek istmesi...

Gerçekten de yazar olmak aydın olmak çok zor... düşüncelerimizi özgürce; hakaret etmeden, karşımızda kini ezmeden söyleyememek çok kötü.

Oysa ki ülkelerin ilerlemesi, gelişmesi okuyan nesillere  ve snata, spora, tarihi kültürümüze sahip çıkmaya bağlı.

Evet şimdi Sabahattin Ali en iyi Edebiyat Yazarlarımızdan biri, kitapları çok satıyor... neye yarar ki.. gencecik yaşında, en üretken olduğu yaşta, ailesi ile geçireceği onca zaman varken öldürülüyor.....

Zor dostum zor deidm kitabın kapağını kapatınca...







12.11.15

Canım Aliye Ruhum Filiz / Sabahattin Ali ...

Bu aralar evdeyiz genelde ve bende Umay uyuduğu zaman hemen kitaplarıma sarılıyorum. 
İyi geliyor okumak içime, yüreğime, aklıma.....

Uzun zamandır İnstagram'da görüyordum bu kitabı... Tabi Sabahattin Ali'yi seven biri oalrak geçtiğimiz aylarda almıştım , okumak şimdiye kısmet oldu.

"Canım Aliye, Ruhum Filiz/ Sabahattin Ali" kitabı mektuplardan oluşuyor. Kitapta sadece yazarın eşine ve kızına yolladığı, hasret, özlem dolu mektuplarını okuyoruz. Aliye hanımın ve kızının mektupları yok sanırım kendileri istemedi yada başka bir sebepten ötürü. Belki de özel kalsın istediler.
Tabi bilenler biliyordur Sabahattin Ali çok genç yaşında suikasta kurban gitmiş bir yazarımız. Kırklareli'nde ülkemsinden kaçmak zorunda kalırken faili meçhul bir kaçakçı tarafından öldürülmüştür diye biliyoruz. Elbet gerçeği bilmiyoruz belki de hiç bilemiycez.
Ailesi için ne kadar acı bir olay..
Ki bu yazarımızın kalemi ne kadar güçlü, özellikle köylüye verdiği değer....

Allah'tan eserleri hala yaşıyor ve bizde kendisini okuyarak yad ediyoruz...
Aslında yazarın önce bu mektuplar kitabını okuyup daha sonra hikaye ve romanlarını okumak; kendisinin düşüncesini, yazarken hangi ruh hali ile yazdığını ve bakış açısını anlamak adına bir adım olabilir.

Bu kitap bittiğine göre yeni kitabıma başladım. Sahaf festivalinden aldığım Zülfü Livaneli'nin 29 yıl sonra tekrar düzeltmeler yaparak yayınladığı "Bir Kedi, Bir Adam,Bir Ölüm" kitabına başladım. 


30.8.12

Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali


Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişilere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.
    diye yazıyor arka kapağında. :)))
İlk defa bir kitabı telefonumdan e-book olarak okudum. Her ne kadar bu teknolojiye karşı dursamda bazen iyi oluyormuş. Örneğin kısa mesafeli bir yere gittiğimde telefondan kitap okumak epey bir konforluydu. Ki ben kitapsız çıkmam sokağa ama bazen olabiliyor.

Neyse konuyu değiştirmeyeyim. Bu kitabı çok beğendim. Özellikle yazarın kişi üzerinden hayata bakışı, aşkı anlatması karşı tarafın tavırları ve psikolojileri, dönemine göre iyi anlatılmıştı. Anlatım dili akıcıydı.
Bazen tanıdığımızı sandığımız kişiyi yada hiç konuşmayan, sessiz birini nasılda yanlış yargılarız bunu kitapta güzel vurgulamış yazar.
Bence okuyun derim.

18.3.12

Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali

Hastane de kitabın çoğunu bitirdim, eve geldiğimizde de akşamına bir solukta okudum diyebilirim.

  Çok kitap okuyan biri olarak yazarın ilk kitabını okudum. Aslında daha çok Kürk Mantolu Madonna kitabını merak ediyordum fakat evde bu kitabı olunca bundan başlayayım dedim.
Yusuf'un yaşamı, yaşantısı, Kaymakam Bey, ülkenin hali... bugüne baktığımda aslında pek değişen bir şey yok bir kaç şey dışında....
Bu kitabı okurken geçtiğimiz hafta TRT Türk kanalında Sabahattin Ali belgeseli vardı. Kızı ile söyleşi yapmışlar. Ve o belgeselde öğrendiğim; yazarı Komünist diye öldürmüşler ve 15 yıl boyunca yazarın kitaplarını yasaklamışlar. Kızı artık Ankara'yı hiç sevmediğini, kötü anılardan dolayı gitmediğini söyledi. Ne kadar kötü ki bir yazar düşüncelerinden, yazdığı toplumsal kitaplardan dolayı öldürülüyor ve ne garip ki pek değişen bir tablo yok hala........
Yazım dilinde vurgulana şive, konu akıcı. Sıkılmadan bir solukta okunabilecek bir kitap. Çok fazla özetini anlatmak istemiyorum kitabın...