Gabriel Garcia Marquez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gabriel Garcia Marquez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.5.18

Yüzyıllık Yalnızlık /Gabriel Garcia Marquez


Selamlar.

"Yüzyıllık Yalnızlık" kitabı bitti....
İyi ki "Yaprak Fırtınası" kitabını önce okumuşum. Çünkü ben daha önce e bahsettiğim gibi önce Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuyayım daha sonra da ince kitapları okurum diye düşünmüştüm.
İnstgram'dan Felida "önce Yaprak Fırtınası"nı oku öykü orda başlıyor deyince önceliğim bu kitaplar oldu.
iyi ki de öyle yapmışım. Çünkü en son Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuduğum da bazı şeyler daha bir yerine oturmuştu.
Daha önce karışık geldiği iin bir kaç kez yarım bırakmıştım kitabı.
 Ve doğru zaman şimdi imiş dedim kendime.

Neden bu kadar kitaptan bahsedildiğini ve hayran kalındığını anladım diyebilirim. O kadar güzel bir harmanlama yapmış ki yazar. Bazı gerçekleri öyle ince detaylarla hem masalımsı-fantastik olarak hemde "büyülü gerçeklik tekniği" ile anlatmış ki...

Türkiye’deki örnekleri arasında ise Peyami Safa’nın Matmazel Noraliya’nın Koltuğu eseri; Latife Tekin ve İhsan Oktay Anar’ın eserleri gösterilebilir. Ayrıca Gulyabani gibi bazı romanlarında Hüseyin Rahmi Gürpınar, batıl inanç ve hurafelerin saçmalığını göstermek için Büyülü Gerçekçilik’e başvurmuş yazarlamızdansır.

Büyülü Gerçekçilik zaman zaman Gerçeküstücülükle karıştırılabilmektedir. Ancak Gerçeküstücülükten farklı olarak Büyülü Gerçekçilik, gerçekle ilişkilidir. Düşünce deneyimlerini aktarmaz. Bizim dünyamızda bulunan ve nesnel olarak isimlendirdiğimizden farklı bir gerçeklik deneyimi yaşayan insanların bakış açılarını kullanır. Yani; gerçekliği farklı olan insanların gerçek dünyalarını anlatır.

Büyülü Gerçekçilikte gerçek ve fantastik, alışılmış ve alışılmamış olan bir arada, birleştirilerek; ancak okuyucuyu şaşırtmayacak şekilde kullanılır.
Perilerin, cinlerin, hayaletlerin, mucizelerin ve ilginç atmosferlerin yer aldığı yerel masallardan, mitlerden, destanlardan ve efsanelerden yararlanılır.
Hayatın gizemleri ifade edilir. Sıra dışı ve mantık ötesi olaylara yer verilir.
Zaman sıralı değildir, çevrimsel zaman algısı hakimdir, yer belirsizdir ve nedensellik özneldir.
Çift yönlü bir ayna gibi gerçek ve gerçek olmayan dünyalar arasında bir kesişimdir.
Melezlik ve ‘öteki’ kavramları ile üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan insanların bireysel, toplumsal ve ekonomik sorunları da işlendiği için bazı eserler politik kaygı taşımaktadır.


Kitabın konusuna gelince okuaynalr okumuştur ama benim gibi hala okumayanlarınız varsa belki yardımcı olur size. :)
Yüzyıllık Yalnızlık kitabında yazar, babaannesinin anlattığı gerçeküstü hikâyelerden yola çıkar. Gerçek hayattan beslenebildiği için dünya çapında bilinen ve sevilen bir kitaptır. Marquez kitabının arkasında Yüzyıllık Yalnızlık adına kendi dilinden şunları söyler;
“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”

Yüzyıllık Yalnızlık’ta Buendia ailesinin yedi kuşağının hikâyesine tanıklık ederiz.  Amca çocukları olan Ursula Iguarán ile José Arcadio Buendia çiftinin, ailelerinin karşı çıkmasına rağmen evlenmesiyle başlar bir bakıma hikâye. Geçmişte Ursula’nın bir teyzesi ile José Arcadio’nun  bir amcası evlenmiş ve domuz kuyruğu ile doğan bir çocukları olmuştur. Zaman içerisinde, Ursula ile José Arcadio, Aureliano, José Arcadio ve Amaranta adını verecekleri üç sağlıklı çocuğa sahip olsalar da, ensest ve sakat çocuk sahibi olma korkusu roman boyunca tıpkı bir gölge gibi kahramanlarımızın peşini bırakmaz. Ensest, romanın ana temalarından biridir. Nitekim aile nesiller boyu ensest ilişkiden yakasını kurtaramaz. Birinci nesilde amca çocuklarının evliliği ile başlayan hikâye, yedinci nesilde teyze-yeğen ilişkisinden domuz kuyruğu ile doğan çocuğun karıncalara yem olmasıyla son bulur. O ilk korku sonunda vücut bulmuş, bu da ailenin soyunun tükenmesine yol açmıştır.
Her ne kadar ensest, romanda önemli ve oldukça belirleyici bir role sahipse de, romanın ana teması hiç şüphesiz yalnızlıktır. Yedi nesil boyunca, roman kahramanları nasıl bir hayat sürerlerse sürsünler, onları bekleyen eninde sonunda mutlak bir yalnızlıktır. İster baba José Arcadio gibi denizi bulma hayaliyle dağları aşsınlar, ister yüzyıldan fazla yaşayan Ursula gibi aileyi bir arada tutmak ve evi – kendi tabiriyle delilerevini - çekip çevirmek için insanüstü çaba sarf etsinler, ister Albay Aureliano Buendia gibi otuz iki savaş yapsınlar, sanki ortak ve kaçınılmaz bir yazgıymışçasına – ya da bir seçim – vakti gelince koyu bir yalnızlığa gömülür ve yalnız ölürler. Bazen bir kestane ağacıyla neredeyse bütünleşerek, bazen yaşlılık gelip çatınca alıp başını giderek, bazen de bir çalışma odasına kapanıp tüm dünyayla ilişkiyi keserek… 
Gabriel Garcia MARQUEZ Yüzyıllık Yalnızlık kitabından alıntılar: 
“İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”
“İnsan ölme zamanı geldiğinde değil, ölebildiği zaman ölür.”
“Yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış, büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı.”
“Bir dakikalık uzlaşma ömür boyu arkadaşlıktan daha iyidir.”
“İnsanın en iyi dostu ölmüş olan dostudur.”
“Geleceğin belirsizliği, yüreklerini geçmişe çevirmişti.”
“Ölümü umursadığı yoktu, ama yaşam çok şey demekti. O yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil, özlem oldu.”
“Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamaz.”

Böyle işte...
Severek okudum her ne kadar ara da isileri karıştırsam da ve unutsam da... Gerçekten bazı isimler çoz zor yahu...... :)


 




16.5.18

Günce, biten kitaplar ve filmler...

Selamlar.
Ramazan Ayı'mız mübarek olsun. 🙏

Yine ara vermişim yazmaya. Havalar ısınınca ve park mevsimi başlayınca; eve geldiğimizde de önce duş sonra yemek sonra biraz daha oyun derken kızçem erkenden yatıyor. Sonrası da benim halim kalmıyor neredeyse.
Biraz oturuyorum bazen de ertesi günün yemeği derken bir bakıyorum gece olmuş.

Elbet bu arada iki film ve iki kitap bitirdim.😊

"Kırmızı Pazartesi ve Yaprak Fırtınası" kitaplarını okudum.

İnstagram'da paylaşınca bir arkadaş yorum yapmış ve "Yüzyıllık Yalnızlık öncesi diğer kitaplarını okuyun"demişti.
Çünkü daha önce başlamış ama devamını getirememiş ve kafam karışmıştı başlarda. Bende daha fazla zorlamayıp yarım bırakmıştım.
Yaprak Fırtınası aslında Yüzyıllık Yalnızlık kitabının ön kitabı gibi birşey. Çünkü kasaba önce bu kitapla başlıyor ve bazı kahramanlarımızın da hayatına dair kısa bilgile var. O yüzden şu an Yüzyıllık Yalnızlık okurken zorlanmıyorum. Tek sıkıntı uzun isimler 😀

KIRMIZI PAZARTESİ kitabına dönersek;

Herkesin bildiği bir cinayet olayı.... Namus cinayeti....
Gabriel García Márquez’in ölümsüz romanı “Kırmızı Pazartesi”, işleneceği herkes tarafından bilinen bir cinayeti konu almaktadır.  Kitapta bahsi edilen ana karakter Santiago Nasar, suçsuz olmasına rağmen bir cinayetine kurban gitmiştir. Márquez romanını, cinayetin yaşandığı dönemde küçük bir çocuk olan ve daha sonraları cinayeti inceleyip insanlarla röportaj yapan birinin ağzıyla anlatmaktadır. Olay örgüsüne bakılacak olunursa, Santiago Nasar’ın suçsuz olduğu açıktır. Başka çaresi kalmayan Angela Vicario, namus cinayetine kurban olarak Santiago’yu seçmiştir. Angela’nın ikiz erkek kardeşleri “Pedro Vicario” ve “Pablo Vicario” tarafından öldürülen Santiago, son ana kadar her şeyden habersizdir. Onun aksine, cinayetin işleneceğini duymayan kalmamıştır. Mani olmaya çalışanlar bile, cinayetin gerçekleştirileceğine pek inanmamıştırlar. Santiago Nasar’ın ağır bıçak darbeleri ile meydanda, herkesin önünde öldürülmesi üzerine; olaya tanık olan insanların ifadeleri alınmış, ikiz kardeşler tutuklanmıştır. Bu romanında Gabriel García Márquez, namus ve töre cinayeti temasını işlemiştir.
“Ataerkil toplumlarda; erkeğin, kendisinin ve ailesinin onurunu koruması beklenirken, kadından beklenen saflığını (bekâretini) korumasıdır. Bu nedenle kadının namus ve şerefi, erkekler tarafından manipüle edilir ve denetlenir.”
(Kardam, 2000)
diye yazar arka kapağında resmen özeti gibi bir şey.
Tabi asıl büyüleyici olan yazarın kullanığı kelimeler ve onları az ama içi dolu kullanması.
Okurken çok da yabancı gelmiyor kurgu bize. Çünkü biliyoruz ki bir çok insan konu" namus" adı altında olunca cinayete sessiz kalabiliyor. Bu kitabı ile  aslında nasıl da önyargılarımız olduğunu, kör-sağır-dilsiz olarak üç maymunu oynadığımızı anlatıyor yazar......

YAPRAK FIRTINASI kitabı ise;
Yaprak Fırtınası, yazarın yayınlanan ilk önemli eseri. Kitap 7 farklı öyküden oluşuyor. İlk ve kitaba ismini veren öykü (Yaprak Fırtınası) yazarın bundan sonraki eserlerinde mekanı oluşturan hayali Macondo kasabasını bize tanıtıyor. 
İlk bölüm bize yaprak fırtınasının ne olduğunu , kasabayı tanıtıyor. .''En önemli şey ilk paragraftır. İlk paragraf için aylarımı harcamışımdır. Bir kez istediğimi elde ettim mi, gerisi arkadan gelir'' diyen Marquez'in yapmak istediği gibi kitabın en can alıcı bölümleri işte bu ilk paragraflar. 
Kokuşuncaya dek, bir ölünün ölü olduğundan emin olamayız.... Zamanın geçtiğini ancak bir şeyler devinince anlayabiliyorsunuz....Saat, yeni gelen dakikanın ucunda bir kez daha ölecektir.....Aşık olmaya başladığını anlayan bir adamın gizi; gözlerinize asla bakamamasıdır..... İnsan bir işe kalkıştığında ne yaptığını bilir..... Eğer bir şey ters giderse, bu beklenmedik, insan gücünün ötesinde bir şeydir..... Olacak bir şeyler varsa, bundan kaçınılmaz. ...Tıpkı takvimlerin önceden bildirdikleri gibi. Mutluluk, bir zorunluluk değildir.Sadece bir tavsiyedir..... Ölüm, bir ziyaretten başka birşey değildir... bu cümlelerin sahibi Latin Amerikanın en ünlü yazarı Kolombiya'lı Gabriel Garcia Marquez Yaprak Fırtınasında kasabada pek de sevilmeyen bir doktorun ölümünü anlatırken hepimizi şaşırtan farklı bir anlatım yolunu seçmiş. Aynı olaylar farklı kişilerin ağzından sürekli geri dönüşlerle okuyucuya anlatılıyor. Böylece aynı olay farklı kişilerin gözünden, her defasında biraz daha genişletilerek anlatılırken, bizleri olayları geniş bir bakışla anlamamıza   olanak tanıyor.
Ancak tam da olayın sebebini  öğrenebiliceğiz diye heyecanlanırken., birden konu başka bir şahsından ağzından geri dönerek anlatılırken, bir türlü sebebe ulaşamamanın verdiği merakla diğer sayfaya geçiriyor.
Her bir hikaye biz yormadan sade ve yalın bir dille zorlamadan anlatılmış.
 Kesinlikle bir kez daha hayran kaldım yazara.....



Türkçe'ye "Yok Oluş" olarak çevrilmş bir film. Yorumlar da çok iyiydi film hakkında...
Gerçekten de görsel çekimler iyiyidi.
Konusuna gelince;

Görevleri araziyi haritalamak, örnek toplamak ve bütün gözlemlerini raporlamaktır. Akıl almayacak topografik anomalilere ve yeni yaşam biçimlerine şahit olan ekibin birbirlerinden sakladıkları sırların ortaya çıkması ise her şeyi değiştirecektir...  Tabi bura da yine doğanın dengesinin boxulması sonucu evrene manyetik bir alan yayılmakta ve hücreleri etkileyerek birlşip DNA'sını değiştiriyor ve gitgide de yayılıyor. Bunu araştırırıken bir grubun yaşadıklarını anlatıyor.

Şöyle evde tv keyfi yapayım derseniz bir izlenimlik ev sineması bir filmdi.

Özet ve Detaylar

Max ve Annie’nin çiftler için oyun gecesi, Max’in kardeşi Brooks sahte haydutlar ve federal ajanların olduğu gizemli bir cinayet ayarladığında iyice karışır. Brooks kaçırılır ve her şey oyunun bir parçası gibi görünür. Fakat bu altı aşırı rekabetçi oyuncu gizemi çözmeye ve oyunu kazanmaya çalıştıkça bu “oyunun” ve Brooks’un göründüğü gibi olmadığını fark ederler. Bu kaotik gece boyunca, her dönemeç beklenmedik bir olaya yol açtıkça arkadaş grubu boylarından büyük bir işe kalkıştıklarını fark eder. Kuralların ve puanların olmadığı, oyuncuların kimler olduğu bilinmeyen bu gece ya uzun süredir yaşadıkları en eğlenceli gece ya da oyunun sonu olacaktır. 
 
Konusunda böyle yazıyor. Hoştu  tek izlenimlik bir filmdi.
 
Ben kaçar, sizleri okudum, yorumumu yazdım, kendi yazımı da yazdım. Şimdi biraz kitap okuyayım. Malum kızı okuldan alıp parka götürücem. Biraz kendime zaman ayırayım. :)))