Haruki Murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haruki Murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.9.18

1Q84 Haruki Murakami Kitabı....

Selam.
Bugün 4.gün ve ben hala sabahları erken kalkabiliyorum 😏
Tabi dün akşam saat on gibi nasıl uyku bastırdı anlatamam. Direndim ve on iki gibi uyudum.
Bir de bunun hafta sonu olanı var bakalım bizim kız sabahtan uyanıyor biz ise uyumak istiycez...
Tabi ki sonu. belli değil mi? 😀 erken kalkıp kıza ayak uydurcaz.

Gelelim dün bahsettiğim ikinci kitaba. Hatta bir kitap daha bitti. O da İclal Aydın'ın "ÜÇ KIZ KARDEŞ" artık o da başka bir post yazısı. :)

Gelelim okuduğum son Murakami kitabına. Sanıyorum bir kaç tane  kaldı yazarın okumadığım kitabı.

internetten alıntıdır

Okumayı istediğim bir kitaptı "1Q84" Kobo 'da da 8 TL'ye düşmüştü geçtiğimiz dönem hemen alayım dedim. Nasıl olsa bu kadar kalını çantama atıp yanımda taşıyamayacaktım.

İyi ki E-Kitap olarak okudum.
Yazarı bilenler bilir ama hiç okumayanlar için bu kitabı başlangıç almayın derim.

📌 Çünkü çok fazla betimleme ve detay var.
1984 Orwell kitabından esinlenerek bazı detayları yazmış sanırım yazar. Kendinde kitapta sık sık orada ki Big Brother detaylarına gönderme yapıyor.

📍Konusuna gelirsek öncelikle kitap Büyülü Gerçeklik Akımı  ile yazılmış.
O da nedir derseniz;

20. yüzyılda ortaya çıkan ve post-modern sanat anlayışında önemli bir yere sahip olan Büyülü Gerçekçilik, Büyüleyici Gerçekçilik ya da diğer adıyla Fantastik Gerçekçilik; gerçekçi kabul edilen sanat akımlarında olmaması gereken sihirli, mantık dışı öğeleri barındıran bir sanat akımı olarak tanımlanabilir.

 internette tanımı böyle.

 📍"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…"
Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

(arka kapak yazısı)


Bana biraz da "Hasan Sabbah" olayı vardı hatırlar mısınız? Kitapları bayağı çok satmıştı. Ve hikayesi de ayrıca önemli detaylara dikkat çekiyordu.
Onu da anımsattı.
Müritlerin ve Cemaatin toplulukları etkisi altına alması.

Sonra bir kız düşünün ( Aome) aile aşırı dinine düşkün ve kapı kapı dolaşıp kişileri davete çağırıyor.
Ve bir gün Aome evi terk ediyor daha fazla dayanamıyor ve kendi başına yol alıyor.
İlk veya orta okuldu sanırım detayı tam hatırlayamadım. Sınıf arkadaşı Tengo'ya derin bir bağ ile bağlanıyor ve hayatı boyunca unutamıyor. Hayatına devam etse bile devamlı onu düşünmese bile bir gün ufak bir detay da aklına düşüveriyor.
Tengo'da aynı şekilde ve olaylar birden büyülü gerçeklik detayı ile 1q84 yılında geçiyor.
Burada ki "Q" aslında ingilizcede ki "soru işareti" anlamında kullanılmış. Nette biraz bakındım da böyle diyordu.


📍 Aslında öyle güzel bir akış yakalamış ki Murakami.. kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.
Özellikle kişi psikolojileri ve ikili ilişkiler arasında ki diyaloglar çok iyiydi. Aynı zamanda da düşündürücü.


📍Yine bu kitabında da şarkı isimleri, kitap önerileri ve kediler var. :)
Paralel Evren'e de göndermeler var. Özellikle iki karakterlerin hangi dünya da olduklarını kavrayamamış olmaları, ara da kalmaları ve çıkış yolunu aramaları.

Tabi bir de geçen "Little People" lar var. Bunları daha çok toplumun bize dayatmaları olarak düşünülebilir....

Uzun lafı kısası yine güzel ve etkili bir Murakami kitabı okumuş oldum.


27.6.18

Murakami ve Paramparça Kitabı Hakkında..

Selam. 😊

Geçtiğimiz hafta iki kitap üç film izlemişim/iz.
Kız uyuduğu vakit hemen kitap okuyorum yoksa zaman çok az.
Bir kaç gündür yağan yağmur ve sesi içime biraz iyi geldi. ☔
🖋 Yaş büyüdükçe çok keyifli oluyor Umay ile zaman. Artık birçok şeye yorum yapıyor yada fikrini söylüyor. En çok hoşuma giden "çözüm odaklı" olması.




🖋 Bu aralar devamlı olarak "Mahzuni'ye Saygı Albümü" dinliyorum..  Her bir sanatçı çok güzel yorumlamışlar. Geçtiğimiz seneler Orhan Gencebay böyle bir albüm yapmıştı ama tam bir vasattı bence. Çünkü o güzelim arabesk parçalar dijital saundlarla söylenmiş ve tüm duygu gitmiş. Sanki başka bir albüm gibi olmuş....
🖋 Kitaplardan da:

PARAMPARÇA/ MELİKE İLGÜN

Daha önce de yazarın "Kemal'e Eren Kadınlar/ Latife ile Fikriye" Yazısı için tıktık
kitabını Gamze(Yaşam İzi Bloğu) 'nin hediyesi ile okumuş ve çok sevmiştim anlarım dilini. Kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile..
📖Paramparça kitabında ise bu sefer karşımıza Nazım ile çıkıyor. Aslında  bir hayat ile başlıyor kitap. Zeynep ve yaşamı...  Yedi yaşında babasının terk etmesi ile başlayan... İlerde yaşamının etkileyen olaylar zinciri ve Nazım Hikmet....
Kitapta şiirler yok. Dah çok editörlüğünü yaptı Nazım Hikmet kitabına çalışırken ünlü büyük ustanın hayatına giren kadınlar, aşkları, acıları var. Okurken çok şey içinize işliyor.
Sonrası kendi hayatında bambaşka bir yol çıkması....
Daha fazla detay yok bende. 😊 Çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacak olabilirsiniz.
Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan oldu.
                    ♚ ♚ ♚♚♚♚♚♚♚♚♚

Bir diğer kitabım ise Haruki Murakami'nin "Haşlanmış Diyarlar Ve Dünyanın Sonu" kitabı.

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu. Yine müthiş bir hayal gücü ve olaylar zinciri vardı. Tabi okurken "yok canım" falan deseniz de hayal gücüne hayranım ve aslında hiçbir şey imkansız değil...
Burada da yine bir iç hesaplaşma, sistem ülke siyaseti ve bilim vardı.
Gölge karakteri çok iyiydi.
Tabi yine kitap isimleri, müzik ve Japon yaşam biçimi de etkendi.
Özellikle Uzak Doğu'nun ruh'a ve bedene baki açısını düşündüğümüz de kitapda yazılanlar çok da imkansız değil.
Not aldığım bazı bölümler...


Filmleri de başka bir yazıda anlatayım  😊 Sıkmayayım sizi dimi. 😊

5.6.18

ZemberekKuşu'nun Güncesi, Tanrıların Arabaları Ve Ruth Kitapları Hakkında...


Mr.Coco'dan selamlar arkadaşlar. .:)))
Kamyonculara benzememiş mi duruşu?  :))
Havalar ısınınca bizim Bulut'ta kendini nereye atacağını şaşırıyor. bakalım iyicene sıcaklar bastırınca ne yapacak? Ona diyorum ama biz napcaz asıl değil mi?

Haziran ayına nasıl başladık ne zaman bu aya geldik inanın hiç farkında değilim? Sanırım bunda biraz evde olmamın da etkisi var.
Çok fazla tarihe bakmıyorum ve sadece günleri yaşıyorum. O günlerde de ara ara sıkılıyorum. "Keşke çalışıyor olsaydım" diyorum.
İş bakınıyorum bakalım ne zaman olur?

Cuma günü bizim kız kreş de bir yılını tamamlamış olacak. Gerçekten de dedikleri gibi zamna nasıl geçti, bu bir yıl ne zaman doldu anlayamadım?
Seneye için iyi bir öğretmen araştırma işlemleri başlayacak yakında.

Bu arada üç  tane kitap bitirdim. Aslında bir tanesini mayıs ortasında başlamıştım. E-Kitap olarak ve ara ara okudum. Bu E-Kitap olayına iyicene alıştım. Hele bazı pahalı kitapları daha indirimli almak hoşuma bile gitti :)))


Yazarımız;
LOU ANDREAS-SALOMÉ (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas’la evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke’yle tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu.
Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir  yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894; Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.
🚩🚩🚩🚩hayatı böyle. Ben daha önce "ARAYIŞLAR" ve "FENİÇKA" kitaplarını okumuş ve hayran kalmıştım. İŞ Kültür Yayınları'nda bu kitabını da görünce hemen aldım.
Fakat açıkcası arada kaldım... Çünkü diğer kitaplarında ki kısa ama öz cümleleri, anlatıları bulamadım. Bazı yerler uzatılmış geldi. Evet kalemi kuvvetli ama diğer kitaplarında ki baskın kadın karakteri yoktu Ruth karakterinde.
Tabi yazarın hatrına bişey diyemiyorum. :)

🚩🚩🚩🚩🚩

"TANRILARIN ARABALARI" 
İlk evlendiğimiz sene almıştık yazarın kitaplarını. Eşim okumuş kitaplıkda da olsun istemiştik.
Sonra bende merak ediyordum ama bir türlü sıra gelmemişti.
Elimde ki tüm kitapları bitirince bu seriye başlayayım dedim.
Tabi internette bayağı kült yorumlar dolaşıyor.
Belki 20'li yaşlar da okusaydım ağzım açık kalır hayran olurdum. Fakat yazdıkları ve belgeledikleri şeyleri daha öncede okumuş ve araştırmış olduğumdan sadece okumuş oldum.
Ki zaten bu evren de yalnız olduğumuzu düşünmüyorum. Bizi Yaradan elbet başka tür, cinsiyet de yaratmıştır.
Kitapta tek katılmadığım şey" gerçekleşen olayları anlatırken devamlı "tanrılar" diye bahsediyor"
Ben tek tanrılı inancı benimsediğim için ve Yaradan'a da inandığımdan okuduklarım hayal ürünü gelmedi açıkcası.
Okuyanınız var mıdır bu kitabı?

🚩🚩🚩🚩🚩🚩🚩



Veeeeee son kitabımmmmmmmm "ZEMBEREKKUŞU'NUN GÜNCESİ"

Tam bir Murakami severim arkadaşlar. Daha doğrusu ruha dokunan, iç benliğinin de farkında olan ve karakterlerine bunu yansıtan yazarları seviyorum. Yaşamın, hayatın farkındalar ve önemini de biliyorlar.
Bu kitabını da çok beğenerek okudum.
Murakami’yi okuyanların dile getirdiği benzer bir durum söz konusudur: Anlatılanların Japonya’da geçtiğini, karakterlerin katıksız Japon olduğunu bilirsiniz ama okurken hayalinizde her şey Amerika’da geçiyor, karakterlerin hepsi çekik değil normal gözlü gibidir.  
Yine bolcana ana kahramanımız Okada müzik dinliyor özellikle de classic müzik dinlemektedir.
Aslında bu kitapla bir kere daha bir şeyi anladım ki hayatta hiç bir şey tesadüf değil....

Kitaptan bazı cümleler:

* Sorun neyin doğru olduğunu bilmekte değil. Gerçek bir kaç katmandan oluşur. Bu gerçekte beni öldürmeye niyetli olabilirsin ve ötekinde bunu yapmayı hi. istemedin. Sorun senin hangi gerçeği seçeceğin ve benim hangisini anladığımı bilmek.

* İnsanlar eğer sonsuza kadar yaşayıp hiç ölmeselerdi; hep bu dünyada sağlıklı ve yaşlanmadan kalabilselerdi gene de düşünmek için bu kadar kafa patlatırlar mıydı? ölüm olmasaydı eğer bu düşünceler, bu karmaşık kavramlar var olurlar mıydı?

* Hayaller adet görme gibidir; gelince gelir. Kapıda karşılayıp: "Üzgünüm şu anda müsait değilim, sonra gelin." diyemezsin.

*Kendimi ne kadar az düşünürsem merkezime o kadar yaklaşıyorum...

Bu kitabında da erkekler ev işlerine yardımcıdır eşlerine ve öyle kıskançlık gibi kadını kısıtlamalar yoktur.

🚩Beni sıkan tek şey teğmenin gelmesi ve Japonya savaşı hakkında anlattıklarının uzunluğu oldu...Belki de o kadar detayı bilmediğimden olabilir.
🚩Tabi öngörü meselesi de var. Şimdi şöyle düşünüyorum; kendi iç sesimizi dinlemiyorsak yada bu tarz öngörülere inanmıyorsak yavan gelebilir kitapta anlatılanlar.
Ama bir gerçek var ki... eğer kendimizi dinlersek bazı kapılar açılıyor.
🚩Kitap da anlatılmış az ama öz.

Böyle işte.......
Bana müsade biraz da kitap okuyayım sonra yatayım. Malum sabah erken kalkan bir Umay var. Ve başıma dikilip" anne anne anne hadi uyan, canım sıkıldı oyun oynayalım" diyor. :)

Selamlar. :)

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş. 

1.12.17

Sahilde Kafka Haruki Murakami

Yazar ile bundan bi 6 sene evvel Yaban Koyununun İzinde kitabı ile tanışmıştım. Kitap kulübümüz vardı ve her ay birimizin seçtiği bir kitabı okuyorduk.
Başta anlayamadım kitabı; nasıl yani , ne oldu, neden böyle bitti... falan demiştim kitap için. Sonraki günler de ise inanın hemen hemen birçok şeyi anlıyor ve yerine oturuyordu roman kafamda.
İşte dedim yazarın iyi olması burada yatıyor bence. İyi bir okuyucu kitlesine sahip.
Yalnız Murakami ince bir çizgide bir yazar bana göre. Ya seviyorsunuz ya da sevmiyorsunuz, sıkıcı gelebiliyor bazen  size yazarın yazım dili. Ama içeriği çok iyi yazarlardan.
Enteresan bir yazar ama. Sanki takıntıları varmış gibi geliyor kitaplarını okuduğumda. Sizi rahatsız etmeyen ama hissedebildiğiniz. Ödülleri bol oluyor kitaplarının ve her yeni çıkan kitabı çok satanlar listesinde yer alıyor. 

Çünkü bir çok şeyden bahsedebiliyor, birbirine bağlayabiliyor kurgusunu.

Sahilde Kafka kitabını E-Kitap olarak okudum, hatta diğer kitaplarını da E-Kitap olarak aldım
bekliyorlar okunmayı.

Yine bu kitabında da sevdiği yazarlara ve müziklere, classic müziklere yer vermiş.

Doğum günü yaklaşan ve kendisine Kafka'yı da sevmesinden yola çıkarak Kafka Tamura diyen ergen gencimizin, doğum gününde evi terk edip, tek başına hayata karışması ile başlıyor.
Ara ara geri dönüşler, ruhaniyet ve iç sesine Karga deyivermesi ile devam ediyor.

Tabi okurken bazı şeyler "olamaz, daha çok genç, babası neden aramıyor bu çocuğu" falan derken bulabilirsiniz.
Sanıyorum burada kültürler devreye giriyor. Japon kültürünü düşündüğünüzde, adet, töre, inanışları biraz bize benziyor.
 Annesi ve ablası tarafından çok küçük yaşta terk edilen bir çocuktur. Babası ile yaşar ama babası kendi halindedir.
Sonra iç sesini ( Karga'yı) dinleyerek başka bir şehre gider Kafka Tamura.
 Araya başka kurgular da girer, geçmişde ülkesinin yaşadığı savaşa ithafen başka bir hikaye de vardır. Ne şimdi bu derken birbirine bağlanır. Kehanetler de vardır hikaye de. Ama merak etmeyin hepsi bir nedene bağlanıyor yazarın kitaplarında.

Dediğim gibi yazarı seviyorsanız bu tarzna alışık oluyorsunuz.

Beni rahatsız eden tek şey annesi olduğunu düşündüğü kadınla ve abla dediği kızla cinsel ilişki yaşaması.
Bu arada cinselliğe yer vermiş ve o duyguları sizi rahatsız etmeden anlatan biri yazar.

Eğer daha önce Murakami kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç.


 


9.8.17

Temmuz Ayı Okuduklarım...Ev Hali...

Aslında tatil ile ilgili yazmak istediğim çok şey var ama döndüğümden beri çok az oturabiliyorum bilgisayar başına.
Bi yoğunluğumuz vardı. Anca ara ara yazabiliyorum.
 Daha önceki yazımda bahsetmiştim evin badana boya olacağından.
Döndüğümüz de bizi bekleyen bir yerleştirme, silme süpürme işi vardı. Tatildeyken camları, kapıları, koltukları sildirdim. Ki döndüğümde daha az iş kalsın bana.
En zoru yerleştirme kısmıydı benim için.
Kullanmadığımız giysi, obje, mutfak eşyasını tek tek elimden geçirip Sevgi Mağazası ile paylaştım.
Sonuçta bir şeyi bir iki yıldır kullanmıyorsam demek ki artık evden çıkartmanın zamanı gelmiştir.
Tabi böyle olunca toparlanmak zaman aldı. Birde çocuk olunca biraz daha yavaş yol aldık.
Tabi bütün yorgunluğa değdi.
Renk olarak Yeni Çağıl olsun dedik, daha önce ki renk koyu idi. Bu sefer aydınlık, ferah olsun istedik. Ve oldu da.
İyi günler de kullanalım :))))👪

 Tabi bu arada sizinle Temmuz ayında tatilde de olsam okuduğum kitapları paylaşmak isterim.
Geceleri okumalara devam ettim. Hem ruhuma hem kafama iyi geldi. Yoksa çok zor uykuya dalıyordum.................

1-  Muhtelif Evhamlar Kitabı/ Ömür İklim Demir

   Bu kitabı Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu) önermişti. Kadıköy'e indiğimde almış yine okunacaklar arasında bekliyordu. Hem ince bir kitap olması sebebi ile de bekletiyor ve tatilde okurum diyordum. Yanıma aldım ve okudum.
Aman Allah'ım... nasıl bir kalemi kuvvetli bir yazarmış.
Bu kitabı ile ödül almış. Konusuna gelince şehir hayatı, tesadüfler, içimizde yaşadığımız acı-tatlı duygular vs.. her bir öykü bir yerinden birbirine bağlanıyor lokomotif gibi.
Yazar öykülerinde günlük hayatın içinde yaşadığımız evhamlardan yola çıkmış....

Kitap biti kapağını kapattım ama beynimde daha bitmemişti öyküler, kelimeler...
Okuyun diyeceğim kitaplardan oldu benim için....👍

2-Karanlıktan Sonra Haruki Murakami

Yine yazarın bizi duygularla ters yüz eden kitaplarından biri.
Çok seviyorum bu yazarın kalemini.
O kadar doğal geliyor ki anlatım tarzı sanki karşımda anlatıyormuş, fonda da sevdiği müzikler çalıyor...
Bu kitabında da daha çok aile içi çalkantılara, birbirimiz aslında ne kadar az dinlediğimize, gözlemlediğimize ve mış gibi yaşadığımıza dikkat çekiyor.

Yine beğenerek okudum yazarı.







3- Unutkan Ayna-Gürsel Korat

En başta demek isterim ki lütfen bu kitabı alın ve okuyun.....

O kadar kalemi kuvvetli, kelimeleri, cümleleri dokunaklı ve sizi hüsrana uğratmıyor ki...

Konusuna gelince; 1915 1.Dünya Savaşı, Nevşehir'de gerçekleşen Ermeni Tehciri, değiş tokuş edilen, yurtlarından edilen insanlar.

Bu kitapta diğer bir güzel yan ise size aslında birşeyleri, siyasi olayları dayatmıyor.

Tamamen insani duygulardan, yaşananlardan bahsediyor. Ölüm, öldürülme korkusundan, bu topraklarda atalarından beri yaşadığın halde nasıl yabancılaştırıldığından bahsediyor. Ve her iki tarafıda anlatılıyor ötekileştirme yapmadan....

Kendi sitesinde şöyle yazmış kitabı için; http://gurselkorat.blogspot.com.tr/2016/04/unutkan-ayna.html

Geciktiren aynalardan Borges söz etmişti. Ben unutkan aynalardan söz edeceğim.
Öyle bir unutuş ki, her şey gözümüzün önüne gelecek. Ben öyle yapacağım öykümü.
Gerçi "yaptım" demem daha doğru artık.
Önce sözleri yazdım, yazdığım sözleri söyledim, sonra bir daha yazdım. Zaman geçti, yazdıklarımı beğenmedim, yeniden yazdım. Düşündüm, bir daha yazdım. Bunun bir sonu olduğunu bilsem daha da yazardım.
Metni tamamladığımda şunu anladım: Büyüklerimden öğrendiğim dili içimde döndüre döndüre yazıyorum ben. Bir de dinlediğim öyküleri kılcal damarlarına kadar ayırıyorum. Annemin anlattığı şeyleri görsem bu kadar derinden anlatamazdım.
Görmediklerimi, bildiğim yerlerde yazdım. 
Hindistan'da üç yıl esir kampında tutulan, savaş gazisi dedemin lakabı "Delisolak"tır. Onun solak torunu olarak yazdım. Yozgatlı akrabalarımdan, eşden dosttan dinlediklerimi düşündüm, Çandır'ın kuzeyindeki İğdeli'de gördüğüm okul binasının önünde bunları anımsadım, sonra satırla adam kesilen kanlı pınarların başında, söğütlerin dibinde oturdum, öyle yazdım. Develi'de dağları aşarak, Felahiye'de ırmak sularına bakıp coşarak, Erkilet'te Erciyes'e bakıp şaşarak yazdım.
Nefes nefese koştum yazdıklarımın peşinden. Anlattıklarımın hepsinin acısını çektim, sevincini kendimden ekledim.
Unutkan Ayna'yı eline alanlar da anlatıcının yaptığı gibi koşup duracaklar; onları ne etkiler bilinmez ama dilerim atın boyunduğuna astığım fener gözlerini kamaştırır.
Geciktiren aynalar birbirini izleyen, eş zamanlı hareket edemeyen görüntüleri aklımıza getirdiği için çok heyecan vericiydi. Unutkan aynalar, bir görüntünün kaynağından çok uzaklarda ve çok sonraki zamanlarda belirmesi anlamına geldiği için heyecan verir mi bilmem ama benim zaman konusunda söylediğim sözün sırlanmış halidir.
Bu romanımda zamanın aklımı kurcalama biçiminin ne olduğunu, bir soran olursa, böyle açıklayabilirim.



29.2.16

Yeni hafta, Biten kitaplar, Haruki Murakami

Az önce Facebook'a giriş yaptım, anammm demez mi bana sankim ben bu ayın kaç çektiğini bilmezmişim gibi... :)))
"Sevgili Gülşah, dört yılda bir gerçekleşen Şubat Ayının 19 çekmesi şerefine bugünün tadını çıkart..." 
Sağolsun düşünmüş tabii amaaaa ne diycen işte.. bilmiyor sanki ben rahatsızım, boğazlarım ağrıyor, kemiklerim üşüyor... bu haldeyken nasıl tadını çıkartayım.....
Gerçi bugün şükürler olsun daha iyiyim. Dün sağolsun eşim ilgilendi herşeyiyle Umay'ın bende uyudum dinlendim...
Bugün de acısını çıkarttım dinlenmenin. Evi dip köşe temizledim, balkonumuzu bahara hazırladım.. Aaa bir ara fotoğrafını paylaşayım sizinle. Çok severim güzel havalar da balkonda keyif yapmayı, oturmayı....Siz?


Geçtiğimiz hafta iki kitap bitirdim. Herkesin çook beğendiği Santraç kitabını okumuş ama beğenmemiştim. Tamam yazarın hayat hikayesi, düşüncesini özgürce ifade edemeyişi, sürgün edilmesi, eşi ile intihar etmesi hiç hoş ama hiç hoş değil... Ki böyle kalemi kuvvetli yazarların erkenden bu dünyadan gitmesi, hele de eceli ile değil de kendi istedikleri zaman hayatlarına son vermesi çok üzücü...
Bende yinede yazara ikinci bir şans vereyim dedim ve "Amok&Usta İşi" kitabını okudum.
Bu arada ben Yordam Yayınlarından olan kitabı aldım ki çevirisi bir harikaydı...İki öykü kitabını birleştirmişler. Özellikle Amok çok başarılı bir hikayeydi, başta sıkılır gibi oluyorsunuz ama Dr.hikayesini anlatmaya başlayınca, elinizden bırakamıyorsunuz
Bide Amok demek; psikolojik bir rahatsılığın ismi. Delicesine koşmak, önüne gelen herşeyi yok ederek komak vb.. gibi bir anlamı var. Kitapta da Dr.yaşadığı olayın pişmanlığı üzerine bir Amok gibi koştuğunu ve yaşadıklarını gemide karşılaştığı ve hiç tanımadığı birine anlatır....
Usta İşi öyküsünü ise sevemedim. Sanırım benim bu yazar ile aram hep mesafeli kalacak...

Murakami kitabı hiç okumayanların yada yazarı sevenlerin okumak isteyecekleri bir kitap aslında bu: Koşmasaydım Yazamazdım" 
Anlatım dili o kadar yalın ve sade ki okurken yer yer sıkılsanız bile elinizden bırakmak istemiyorsunuz . Koşma macerasını okurken ki ben koşamayanlardanım, hem sevmiyorum hemde koşamıyorum Anemi rahatsızlığım olduğundan.
Kitaplarını nasıl yazdığı, hayata bakış açısı, yaşam amacı, yaşayış biçimi ki bunları yazarın bize aktardığı kadarı ile okuyoruz.
Yine bu kitaptan öğreniyoruz ki yazarımız konuşmayı pek sevmediğinden yazdığını, yaşamı, ülkeyi, adaleti çok sorguladığını öğreniyoruz.
Aslında bu kitabı roman gibi değil de ara kitap olarak okuyabilirsiniz.
Kitaptan birkaç alıntıyı paylaşayım sizinle;
"Acı kaçınılmazdır ama acı çekmek bir tercih meselesidir" (Kitabın girizgahı)
"Yürekte açılan yaralar, bir insanın bağımsızlığı karşısında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok zor bir bedel"
"Murakami Bey, insan sizin gibi sağlıklı bir yaşam sürünce zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?" Arada sırada insanlar bu soruyu sorar bana. Roman yazmak, sağlıksız bir eylem; yazar olan kişi de sağlıklı olmak dediğimiz çemberden uzak bir yerde, mümkün olduğunca sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmek zorundaymış gibi. Biz roman yazmaya çalıştığımızda, insanlığın temelinde bulunan zehir gibi bir şeyi istemesek de çekip çıkarır, görünür kılarız. Yazarlar az çok bu zehre maruz kalır. Bu zehir işin içine girmediği sürece, gerçek anlamda yaratıcılık eylemi ortaya konulamaz çünkü (tuhaf bir benzetmeyle söyleyeceğim ama balon balığının zehirli kısmının aynı zamanda en lezzetli kısmı olmasıyla tıpatıp benzeyen bir durum galiba). Ama gerçekten sağlıksız olan şeylerle uğraşmak için insan mümkün olduğunca sağlıklı olmak zorundadır. Bu, benim tezim. Yani sağlıksız bir ruh bile, yine sağlıklı bir vücuda gereksinim duyar. İşte bu yüzden, böyle biri sanatçı olamaz, dense bile ben koşmaya devam ediyorum."

"Okul işte öyle bir yerdir. Okullarda bizim öğrendiğimiz en önemli şey, en önemli şeylerin okullarda öğrenilemeyeceği gerçeğidir"




Böyle işte blog.
Hepimize iyi haftalar. :)

15.4.12

Yaban Koyununun İzinde / Haruki Murakami

Nisan ayı kitabımızda bu kitap. ( Thyke grubumuzun) Yazarın adını "Sahilde ki Kafka" isimli kitapla duymuştum ama yeni kitap almadığımdan bekliyordu. Ama ayın kitabı yine aynı yazarın başka bir kitabıydı.
Enteresan bir kitap, bittiğinde "eee ne oldu şimdi" duygusu uyandırıyor. Diğer arkadaşlarla da aynı duyguda mutakıp kaldık. Başlangıçta ölen bir kızla konu başlıyor 15-20 sayfa devam ediyor. Ve başka başlık altında konu değişiyor ve bir daha o kıza geri dönmüyor konu. Ayrıca bir çok konu askıda kalıyor, her detay yok. Kitapta kahramnalara verilmiş bir isim de yok. Zaten yazar sayfalar arasında bir cümlede " isim" vermekten hoşlanmadığını, isimlerin öneminin pek olmadığını yazıyor.
Her ne kadar yazar Japon olsa da batıya olan hayranlığı, sorumsuzca yaşamayı, olsa da olur tarzı bir yaşamı anlatıyor. Kitabında batıya olan hayranlığını fazlaca buluyorsunuz. Hatta kendi kültürüne ait bilgiler yok denecek kadar az. Ama kitap içinde verdiği örnekler, betimlemeler zekice.
Tek kötü yanı ayrıntı fazla, konular kopuk. Öyle biterkende sizi heyecanlandıracak bir son yok.
Diğer kitapları da bu şekildeymiş. Kitap sahibi diğer kitabınıda okumuş ama bu kitaba göre daha iyiymiş.
Ben beğenmedim, diğer arkadaşlar da pek beğenmemiş. Kötü müydü? hayır, zekice kelimeler, örnekler var ama o kadar....
Güzel olan yanı yazarı ve kitabını okuyarak fikir sahibi olmamız. Grubumuzu bu yüzden seviyorum. Belki hiç okumam dediğim yazarı okuyup, fikir sahibi oluyoruz.
Birde kitapta çeviri hatası, imla hatası bir çok yerde vardı. Editörün daha dikkat etmesi gerekir diye düşündük...

Bu arada arka kapak yazısına aldanmayın, içerik hiçde böyle değil....

ARKA KAPAK.....
Çeviren: Nihal Önol
Kitap Hakkında:
“Rüyaların, sanrıların ve inanılmaz bir hayal gücünün, somut ipuçlarından çok daha önemli olduğu postmodern bir dedektif öyküsü.”
Publisher Weekly

Japonya hakkında tüm bildiklerinizi unutun…
Haruki Murakami’nin yarattığı, insanların tek bir kimono görmeden, meslekleri için ter döktükleri, aşırı içtikleri ve dağılmış evliliklerin
girdabında sürüklendikleri dünyaya girin.

Bu değişik, unutulmaz öykünün yirmili yaşlardaki kahramanı, çok ünlü bir dedektifin küçük erkek kardeşi ya da en azından Japon kuzeni olabilir pekâlâ. Kadınlarla ilişkileri ve kadın kulağına duyduğu aşırı ilgi yüzünden başının derde girmesi yetmiyor, bir de sırtında krem rengi bir yıldızı olan esrarengiz koyunun peşine düşmek zorunda kalıyor.
 
Yazar Hakkında
Haruki Murakami, 1949’da Kobe’de doğdu. Vaseda Üniversitesi’nde klasik drama eğitimi gördü. İlk romanı Kaze no oto vo kike, 1979’da yayımlandı. Ardından Gunzou Edebiyat Ödülü’nü aldı. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’yla (1985) Tanizaki Ödülü’ne, Yaban Koyununun İzinde’yle (1989) Amerika’dan Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü’ne ve Zemberekkuşu’nun Güncesi’yle (2005) de Yomiuri Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Murakami’nin İmkânsızın Şarkısı (2004), Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında (2007) ve Sahilde Kafka (2009) adlı romanları da Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Japonya’nın en önemli ve popüler yazarlarından biri olan Murakami’nin eserleri kırkın üzerinde dile çevrildi.