Otobiyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Otobiyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.3.18

Bir Film Bir Kitap Ve Günce...

Çok şükür bugün daha iyiyim. Hafta sonuna kadar iyicene düzelmiş olurum.
İyi dilekleriniz için teşekkür ederim.🙏
Sabah bir açtım camı; kandırdıkçı kar yağmış. Bu sene az da olsa gösterdi bize yüzünü.⛄☃☃☃







 Son Nefes Havaya Karışmadan kitabı beni çok etkiledi.
36 yaşında ki Beyin Cerrahı doktorun son evre Akciğer Kanseri olması ve sonrası beyne sıçraması... tedavi süreci...kemoterapi seansları...
Resmen annemle yaşadığımız şeyleri okudum ve çok ağladım okurken....
Tabi kitap aslında umutsuzluğun değil resmen yaşamın değerli olduğunu anlatan bir kitap. Belki biz bu süreci yaşamasaydık.. bu kadar duygusal bakmayacaktım olaya.
Bir doktorun verdiği mücadele.. Ve en çok kendine sorduğu ölüm ve öncesi yaşamı anlamlı kılan ne sorusu...
Kusursuzluğa ne kadar yaklaşırsanız yaklaşın asla ulaşamazsınız, ama yaklaşmak için hiç durmadan çabalayacağınız sonsuz bir hedefe pekâlâ inanabilirsiniz.
Çünkü ölüm bir anlıktır, ölümcül bir hastalıkla yaşamak ise her anlık! 

 Otobiyografik bir kitaptı. Aslında okurken sizde yaşamınızı sorguluyorsunuz, " yaşamın anlamı ne?" " önceliğim ne? sevdiklerimle yeterli zaman geçirebiliyor muyum?" vs gibi soruları size sordurtan ve şöyle bir silkeleten bir kitaptı....




 Dün akşam fil olarak da Oytum'la Hayat bloğunun yazarı Şebnem'in sayfasında okuduğum bir filmi izledik.
Suyun Sesi filmi hem kurgusu hemde müzikleri ile muhteşemdi. Evet fantastikti ama başrol oyuncusunun dilsiz bir kadına hayat vermesi ve o duyguları yansıtması... o kadar zor olan bir rolü başarı ile oynamış...
Bu haftayı da böyle bitiriyoruz işte ey okur. :)
Ben kaçar, sizleri okudum, yorum yazdım, kendi yazımı yazdım ve şimdi iyicene demi oturmuş çayımı alıp kahvaltı zamanı.





5.2.18

Biten Kitaplar; Zaman Makinesi Ve İki Devir İki Kadın...

Ocak ayı hızla başladı benim için. Bakalım şubat ayı okumalarım nasıl olacak.
Okudukça çok mutlu oluyorum. 👀😍
Şubat ayı kitap kulübümüzün kitabı idi" İki Devir İki Kadın/ Ülker Banguoğlu Bilgin"
Gerçek bir hayat hikayesi. Aslında yazar annesinin anılarını dinlerken ve kitaplaştırmak isterken bakmış ki ananesinin de hikayesi kitap olacak kadar kıymetli.
Bir döneme tanıklık ediyoruz aslında, içinde Atam var yaverleri, halk var hemde bir hayat var.  İyisi ile kötüsü ile ama en çok yaşanan zorluklar, bir kadının ayakta durmaya çalışması... takdire şayan bir kitaptı. Nasıl hayatlar varmış diyorum okurken ve keşke bende ailemin geçmiş geçmiş hikayesini bilebilseydim.
‘İki Devir İki Kadın’ı yazmak uzun süre düşündüğünüz bir şey miydi?
Süreci başlatan 2012 yılında, babamdan kalan evrakları derleyip onun biyografisini yazmam oldu. Onların çok değerli olduğunu düşünüyor ve kaybolmalarını istemiyorduk. Türkiye’nin yakın tarihine ve siyasi hayatına ışık tutan üç büyük kutu evrak vardı. Başta bunları derlemek için başka bir yazar arıyorduk. Ama içimde bunu yapabileceğime dair bir his vardı. Ben yazarsam babamın insan olarak da anlatılmış olacağını düşünüyordum. O kitap daha çok belgesel bir eser oldu. Sonra da annemi de anlatsam mı diye bir fikir geldi...
Kitapta hem kurgulanmış bölümler hem de gerçek olaylar var. Bu bilgiler size nasıl aktarıldı?
Annem, bilhassa hayatının son dönemlerinde eskiye ait çok şey anlattı. Ondan önce de geniş ailede dayımlar falan, ailenin özelliklerini bazı tanıklıklarla aktarırlardı. Ama bu kopuk kopuk anıları bir araya getirirken bir arka plan oluşturmam gerektiğini de hissettim. Araştırma yaptıkça onları ve yaşadıklarını daha iyi anlıyordum. Bir yapbozun parçaları gibi hepsi bir araya gelmeye başladı. Onların anlattıkları anlam kazanmaya başladı.
 Yukarıda ki alıntı yazarın Hürriyet gazetesine verdiği röportajdan.


Uzun zamandır rafda bekliyordu bu kitap. Alırken biraz bakmış ve dönemin neredeyse bir numaralı kitaplarından biri olarak adlandırılıyordu.
Zaman Makinesi- Wells 
Benim aldığım yayınevi Kırmızı Kedi yayınevi. Ama nette bakındığım da İthaki yayınlarının da var ve bu yayınevinin çevirileri de çok iyi.
Kırmızı Kedi Yayınevi çevirisi de iyiydi.
Okurken hep aklıma Geleceğe Dönüş filmi ve oradaki çılgın mucit geldi. :)
Çok da istemezdim ben zamanda çoook ileriye gitmeyi... Düşünsenize olacakları, yaşamın nasıl olduğunu biliyorsunuz. O zaman da yaşam amacınız azalır, hüsran fazlalaşır ve nasılsa böyle olacak demeler başlar...

Tabii hala insanlığın en büyük isteklerinden biridir herhalde zamanda yolculuk yapmak. Zaten yabancı dizilere baktığımız da hep gelecekte geçiyor....
Bu kitapta da aslında profesör  biraz da okuyucuyu muallakta bırakıyor. İster rüya de ister gerçek san diyor sonunda olanlara....
Benim gibi geç kalmayın bu dönemine göre çok iyi hayal gücü olan kitabı okumaya....


6.11.17

Bir Film Bir Kitap. The Best Offer ve Değişim.

 Hafta sonu çoook güzel bir film izledik. Film 2013 yılı yapımı ve adı Türkçe'ye En İyi Teklif olarak çevrilmiş.
 Romantik, gerilim tarzı bir film diye geçiyor ama biraz da psikolojik bir filmdi.
Az, öz detaylarla o kadar çok şey anlatmışlar ki.
Oyuncular ise en sevdiğim kişiler diyebilirim, hayranım oyunculuk kalitelerine...
Müzakere yönetici olan Virgil takıntılı biridir, hayatını da buna göre düzenlemiştir.
Ve en büyük koleksiyonu da "dönemin ünlü  ressamlarının kadın portreleridir."
 

 Aşk taklit edilebilir mi?.. Virgil’in kafasını kurcalayan bu soru, aslında filmin temel taşı neredeyse...
Fazla detay vermek istemiyorum çünkü bu filmi izleyin isterim...
finalin ertesinde kafalarda oluşan soru işaretlerini yanıtlama yoluna gitmektense ana karakteriyle seyircisini baş başa bırakıp onun çaresizliğini keşfetmemiz için hikayenin geri kalanını fazlalıklardan arındırmaya çalışması Tornatore’nin En İyi Teklif’te yaptığı iyi hareketlerden biri.


Kitaba gelirse de; Mo Yan/ Değişim
Aslında yazarın diğer kitaplarını okumayı çok istiyorum, henüz almadıysam da... Çünkü elimde çook kitap var, biraz eleyip öyle güzel bir kitap alışverişi yapmak istiyorum.
Nette biraz bakınırken yazarın; "Mo Yan, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken Çin’de doğan ve Çin’de yaşamayı sürdüren ilk Çinli Nobel ödüllü yazar oldu." cümlesini okudum.
Bu kitabı otobiyografi tadında öykü kitabı.
Aralar da geriye ve ileriye dönüşler yaparak Çin'de yaşanan kültürel değişimi anlatıyor.
Aslında diğer kitaplarını okumadan bunu okumak iyi oldu. Artık neden ve nasıl yazdığını okurken daha iyi anlarım diye düşünüyorum.
Bu haftaya da yeni bir kitap ile başladım. Artık oda diğer yazıda
İyi haftalar.

3.10.17

Ev Hali, Sevdalım Hayat Z.Livaneli ...

 Artık Umay akşamları erken yatıyor... Bize de vakit kalıyor. Sabahlarıda erken kalkıyor... Benim için hem iyi hem kötü. Gece artık çok geç saatlere kadar oturamıyorum. Oysaki yazın ne güzeldi üçlere dörtlere kadar oturuyordum.
Okul düzenimiz artık tamamdır. Çocuklar nasılda adaptepe oluyorlar yeniliklere... 👧
Okul kavramı oturdu kafasına bizim kızın. Yeme düzeni bile değişti. Okulda öğlenci olduğundan, tek öğün besleniyorlar ve eve aç gelmiş oluyor. Önceleri tek çeşit yerdi ve bir saat sonra falan diğer yemeği isterdi. Şimdi iki çeşit yemeği aynı anda yiyor.
Hatta uyumadan önce de ya tost, ya ekmek peynir yada biraz çorba içip yatıyor.
Sanıyorum bu gidişle yemediği yemekleri de yiyecek okul sayesinde. :))

Yeşillikleri bu şekilde saklamayı nette görmüştüm deneyeyim dedim. İnsatgram'da gelen yorumlar da eğer buzdolabında saklamazsam ve suyunu değiştirmezsem çabuk bozulacağını söylemişti arkadaşlar.
Gerçekten öyle... Hele o suyu nasıl fena kokuyor..
Benim derdim buzdolabında da uzun süre dayanmamasıydı.
Burdan yeni evlenecek olanlara sesleniyorum. İÇİ GENİŞ BOZDOLABI ALIN.
Benim gibi dar alırsanız; hem yiyecekler çabuk bozulur hemde tıkış tıkış olunca buzlanma sorunu yaşarsınız benden demesi... 
Velhasıl böyle de olmadı çünkü bu kavanozları buzdolabına koyarsam yemeklere yer kalmıyor, bende eski usul havlu kağıda sarıp buzdolabı poşeti ile sebze bölümüne koydum..


Geçenler de bahsetmiştim Kobo'dan size. Almak istediğim bazı kitapları bu siteden E-Kitap olarak almıştım. Bunlardan biri de Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat kitabı idi.
Nasıl bir hayattır dedim okurken.
Öncelikle aydın bir kişiliği var ve hep de öyle olmuş hayatı boyunca. Çocukluğundabile böyleymiş.
Gerçekten de bazı şeyler, bazı yaşam biçimlerimiz çocukkende ortaya çıkıyor ve biz büyükler farkına varırısak o yönde çocuklarımıza örnek olabiliriz.
Çok zor dönemlerden geçmiş yazar.
Oysaki tek derdi, tek yaşama biçimi okumak, yazmak, üretmek olmuş hayatında. Ama o kadar çok engellenmiş, kıskanılmış ki...
Hem sağ koldan hem sol koldan....
Birde parti yanlısı olmaması da etkili olmuş.
Aslında yazarı ilk bu kitap ile okumak lazım. Çünkü yazdığı kitapların nasıl ortaya çıktığını, konularını daha farklı bir gözle okuruz diye düşünüyorum...

İçimi acıtan en çok işkence görmesi ve sürgün yaşamsı konuları oldu.
Ki hala içim acır o sokakta kavga edenleri gördükçe.....

Duyarlı, hassas, bir döneme ait anı-biyografi kitabı idi.
Birde okurken eşinin sabrına ve ona destek olmasını çok takdir ettim.. Kolay değil göçebe gibi yaşamak, eşini bir anda içeri almaları ve sebei yokken bile görüşememek...

Velhasıl iyi bir kitaptı...

26.5.17

Toza Sor John Fante kitabına dair...

John Fante okumak istediğim bir yazardı. Kampanya dahilinde görünce alayım başlangıç olsun diye düşünmüştüm.
Geçtiğimiz hafta okudum. Tam bir yeraltı edebiyatı dedikleri türdendi. 
"Derken bir gün bir kitap çektim, açtım ve kalakaldım. Birkaç paragraf okudum. Sonra çöplükte altın bulmuş biri gibi kitabı masaya götürdüm. Cümleler sayfada yuvarlanıyordu, kayıyorlardı. Her cümlenin kendine özgü bir enerjisi vardı. Cümlelerin özü sayfaya bir biçim veriyordu; sayfaya oyulmuşlardı sanki. Duygusallıktan korkmayan birini bulmuştum sonunda. Mizah ve acı olağanüstü bir kolaylıkla iç içe geçmişti. O kitabın ilk sayfaları benim için çılgın ve büyük bir mucizeydi. Evet, Fante beni çok etkiledi. O kitapları okuduktan kısa bir süre sonra bir kadınla yaşamaya başlamıştım. Benden daha ayyaştı ve korkunç kavgalar ederdik. Bazen ona, “Bana orospu çocuğu deme! Bandini’yim ben, Arturo Bandini” diye bağırırdım. Fante benim Tanrı’mdı ve Tanrı’ların rahatsız edilmeyeceğini, kapılarının çalınmayacağını biliyordum. Ama “Angel’s Flight”ın neresinde oturduğunu tahmin etmeye çalışır, hala orada yaşadığını tahayyül etmeyi severdim. Hemen her gün ordan geçerdim. Camilla’nın tırmandığı pencere bu muydu? Lobi bu mu? Hiçbir zaman emin olamadım.”


Diye başlar Fante’nin en etkileyici eserlerinden Toza Sor’unun önsözü. Bu satırlar  Charles Bukowski’nin kaleminden dökülür.

Kitabın içinde, yazılarda hayata dair sıkılganlıklar, sitem ve devamlı eleştiri var ama bu biz okuyucuyu rahatsız edici türden değildi.
Hatta yer yer bakış açısını o kadar sevdim ki; he ya aynen böyle Artura Bandini derken buldum.
Aslında yazdıklarında haksız da değildir yazar...
Biraz da otobiyografik bir roman. Kendi hayatında sorunlar eksik olmamış...
Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche'yi okudun mu? Ne kitap..." 
der kitabın bir yerinde ve başlar oradan anlatmaya.... 

Yer yer umursamazlığı, hayatı ayklakça yaşamasını, aşkını içinde yaşamasına, yazar olma yolunda ilerlerken yaptığı hatalara bazende gurura kızarken buldum kendimi.

Toza Sor ve başka bir kitabı da filme alınmış ayrıca. İzleyeyim diyorum. Sizden izleyen biri  var mıdır acep?

Böyle işte bu yazarı okumadıysanız değişik anlatım dili olan ve bakış açısı ucundan isyankar olan yazarı tanıyın derim.

27.10.16

Beklerken okuduklarım...

Her geçen gün diğer günden çok az iyi. Bu hafta daha iyi ama. El ayak hareketleri daha seri oldu ara ara bilinç de açılıyor. Çoğu zaman halisünasyon görüyor. Bazen de iyi hatırlıyor ama değişiyor tabi bu durumlar...
İlk başlarda hiç bir şey yapamıyordum. Sonra sonra hastaneye gidip gelirken kitap okumaya başladım. Yoksa o metro bana dar geliyordu.....

Bitirdiğim kitaplardan biri Mösyö Songe. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bir kitap. Yazarın aynı zamanda bir iç dökümü gibi. Sanki günlük bulmuşum da içini okuyormuşum gibi hissettim. Özellikle de ileri yaşın getirdiği davranışları,  düşünceleri öyle güzel aktarmış ki....Okurken bir bakmışsınız kitap bitmiş ve siz çevrenizden birinin hayatını okuyormuşsunuz gibi oluyor. Gözünüzün önüne, sabit, huysuz ama arada sırada iyliği tutan bir tip geliyor...
mösyö songe
Bir diğer kitap; Her Melek Korkunçtur Susanna Tomorrow....otobiyografi kitabın yazarın. Yaşadıklarını anlatmış. Ama diğer romanlarında ki gibi akıcı  ir dili yoktu bunda. Birde kapak resmi ve kitap ismi İçeriğe çok da uygun değildi bence...
Küçüklükten başlamış hayata dair  evrakı,  soruları ki çocukluğu çok trajik geçmiş sorumsuz anne baba,  sorunlu abi,  meraklı kendisi....
Eee bu yaşadıkları olmasa o güzel duygulara dokunan doğal yazları nasıl kitap olacaktı... 😊
Diğer iki kitabım daha var ama onlarda diğer yazı konusu olsun..
her melek korkunçtur