Bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.9.17

İyi Bayramlar, Tarık Tufan Söyleşisi...




İyi bayramlar.

Bizim yine bu bayramımız buruk... belki zamanla daha da alışıcaz ama.........

Sabah kahvaltı sonrası kayınvalidemlere gittik, apartmanda da görüştüğüm iki ablam var onlara gittik, bayramlaştık...
Bitti bizde bayramlaşma.
Kardeşimlerle de dünden bayramlaştık....

 Geçtiğimiz hafta Kadıköy İthaki Yayınlarının Cafe'sinde konuk yazar söyleşisinde Tarık Tufan vardı.

Bu arada bende İnstagram'da denk geldim İthaki Yayınları Akademi Cafe açmışlar.
Söyleşi, seminer, imza günleri vb... düzenlemeler yapıyorlarmış.
Sitesi için linke tık tık http://ithakiakademi.com/

İlk kendisini 24Tv'de Kafa Dengi programında diğer iki arkadaşı ile haftada bir gün program yaparken denk gelmiştim. Sonrası hemen hemen her hafta konusuna göre takip ediyordum.
Çünkü 3 sunucununda anlatımı, bilgi birikimi ve yorumları hoşuma gidiyor.







Geçtiğimiz hafta da Kadıköy'de söyleşi ve imza günü olduğunu öğrenince gittim.
Sonuna kadar dinleyemedim ama o bir saat bile çok keyifliydi.

Zaten hayata dair felsefi düşünceleri olan, "neden böyle de olmasın, illa ki böyle mi olmak zorunda "diyen düşünce tarzını seviyorum. 
Çünkü deneyimledikçe öğreniyoruz, hele ki farkında yaşıyorsak değişime de açık oluyoruz.

Elbet yanlış anlaşılmasın, bir duruşumuz, bir netliğimiz olmalı... Yalnız kesin çizgilerle, asla olmaz demelerle de hayat yaşanılır olmuyor....


 Mesela dedi ki Tarık Tufan;

Anlamıyorum "benim hiç pişmanlığım yok, keşkelerim yok hayatta" diye övünen ve bunları çok matah bişeymiş gibi söyleyenleri...
Çünkü yaşadığımız hayatta, deneyimlediğimiz yaşamlar da nasıl olur da hiç hatanız olmaz yada pişmanlığınız.
Yada kişi neden bunu övünmek adına söyler, övünür.
Kardeşim insanız ve hayatta herşey bizim için...vs.....

Benim için iyi ve kaliteli bir dinleti oldu.

Hayatta herşey bizim için gerçektende ve önemli olan ders almak ve tekrarlamamak..
Önemlisi değişime açık olmak....

Bu anımı da buraya kaydedeyim ve kaçayım. :)))))



24.6.17

İyi Bayramlar...

Ramazan Bayramınız Mübarek olsun...

Şeker bayramı diyince aklıma birçoğumuzun çocukluğunda olduğu gibi kapı kapı dolaşıp şeker topladığımız anılar geliyor..

Bu ailecek bizim ilk annemsiz bayramımız...
İçim buruk, kırık, yaralı...
Ama ne yapıcaz işte biz yaşayanlar için hayat devam ediyor....

Bir hafta öncesinden bayram temizliği yapılırdı. Sonrası kadayıf tatlısı..
Baklava ve yaprak sarması babaannemin evinde olurdu bide babanem sağouk ayran çorbası yapardı her bayram.
Şimdi hepsi anılar da kaldı. Ruhları şad olsun...

Anılar, anılar, anılar...

İyi bayramlar efenim tekrardan...













15.9.16

Feniçka, Dört Anlaşma Ve BAyram...

İyi bayramlar hepimize.

Bir çok yazıda "nerde o eski bayramlar" yazısı okudum.
Sonra düşündüm neden bu cümleyi çok sık duyduğumu. Çünkü çevremde de oluyor, bazen bende kullanıyorum...
Sanırım bunun sebebi; artık daha çekirdek aile modelinde ve izin günlerini de tatil modunda yaşıyoruz.
Eskiden "babaanne, anane" dendi mi daha doğrusu büyükler oldu mu herşey başkaydı. Şimdi hepimiz daha bireysel yaşıyoruz. Hep çalışıyoruz, hep yoğun ve yorgunuz.
Bayram izinleri de uzun olunca "hop tatile" diyebiliyoruz.

Hayat şartları, yaşam standartları biraz da buna sürüklüyor. Öncelik anne babalarımızda. Onları ziyaret ettik mi tamamdır gibi hissediyoruz.
Aman blog yanlış anlaşılmasın kimse eleştirmek yada yargılamak gibi bir düşüncem yok. Sadece yaşadığımız zamanı düşününce aklımdan geçenler bunlar. Ki bizde anne-babaları ziyaret ettik sonra da evde dinlenme modunda takıldık. :))

Hazır eşim de evdeyken ve bana daha çok zaman kalmışken Dört Anlaşma kitabını tekrar bir okudum. Öyle tüm sayfayı değil de altını çizdiğim cümleleri okudum. Arada iyi geliyor böyle okumalar bana. Zaten kitap aslında ara ara açıp okunabilecek türden. Duyanlarınız olmuştur hatta Youtobe kanalında videolarıda döneüyor anlaşmalar ile ilgili.
Ana konusu; kendimize yaptığımız haksızlıklara dair. 
Dört Anlaşma kuralına gelirsek;
  1. Kullandığınız sözcükleri özenle seçin.
  2. Hiçbir Şeyi Kişisel Algılamayın
  3. Varsayımlarda Bulunmayın ( ki benim en çok yaptığım şeydir)
  4.   Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap

 Okurken basit şeyler gibi geliyor ama hayatımıza uygulamaya kalktığımızda hiç de öyle olmuyor.
Başkalarının lafları, düşünceleri bazılarını çok fazla etkiliyebiliyor...
Bir çok şeyi üstümüze alınabiliyoruz ve sözcükleri gerçekten de çok hor kullanıyoruz... Oysa ki hayatta herşey bir enerji ve ağzımızdan çıktığı an gerçekleşmeye başlar bir çok şey...
Kitabın devamı olan Beşinci Anlaşma da var ama henüz almadım. Okuyanlar o kitabı da alın okuyun diyor. Sizden okuyanınız var mıdır?

Bir diğer bitirdiğim kitap ise; Feniçka / (12 Şubat 1861- 5 Şubat 1937)


 Kadıköy'de ki İşKültür Yayınlarına sık sık uğrarım. Bu kitabı da yine bir gün uğradığımda gördüm ve arka kapak yazısını okuyunca almak istedim. Kitap kısa ama öz olarak o kadar güzel yazılmış ki. Yazar aslında ünlü bir "İlk Kadın Psikanalist"miş. Ve o dönemin ünlü birçok erkeğin de aşkıymış. Fakat kendisinin yaşam tarzı, hayata bakışı dönemine göre çok feministceymiş. Kitapta da bunun etkisini görebiliyorsunuz. Yaşadığı dönemde kadınlar belirli bir yere kadar okutulurken kendisi Freud'dan ders almış birisidir.
Kitabında da rüyalara ve erkek kadın ilişkileri, profil analizleri ile ne kadar başarılı olduğunu hissettiriyor.
Feniçka
Diğer kitapları da alınmak ve okunmak üzere listeme eklendi.
Eğer okumayanınız varsa bir not edin inceleyin derim. O kadar yazıları kaliteli.

 İŞ Kültür Sitesinden alıntıdır aşağıda ki yazı; 

Lou Andreas-Salomé modern anlamda “feminist” olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu. Nietzsche, Rilke ve Freud gibi önemli şahsiyetlerle kurduğu dostluklarla ve onlar üzerindeki etkisiyle gündeme geldi. Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan biri olarak, erkeklerle ilişkileri çağının kadınlarına göre farklı bir seyir izlemişti.
Feniçka, Andreas-Salomé’nin Alman oyun yazarı Franz Wedekind’le yaşadığı, daha sonra Alban Berg’in Lulu adlı operasının librettosuna da konu olan bir deneyime dayanır. Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre’de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadının bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikâyesidir. Anlatıcı yapıtın akışı içinde Feniçka’yla dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenir.
LOU ANDREAS-SALOME (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas ile evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke ile tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu. Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Ruth (1895), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894: Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.

Filmlerden de " Uyumsuzlar" ı izledik...
Yine dünyanın sonu gelmiştir, doğa yok edilmiş ve yeniden insanlık için yaşanabilir hale getirlmek istenmektedir.
Yalnız böyle filmlerde dikkat ediyorum da hep bir üst daha var olaylara müdahele eden....
Ve hep yeniden doğayı canlandırma var...
Ne ironik değil mi? zamanında yok ediyoruz yaşam alanlarımız sonra da yeniden calandırmaya çalışıyoruz...

Kıymetini bilmek lazım yaşadığımız nefes aldığımız yerin.



30.9.15

Kavim Ahmet Ümit, Cinderella, Hızlı Ve Öfkeli 7, Kung Fu Jungle veee bizzzzz... :)

Veee Sonbahar tatlı tatlı yüzünü gösterdi. Şikayetçi miyim? Aslaaaaaaaaaaaaa.
Üşümeyi, üstüme bir şey alıp dışarı çıkmayı özlemişim. :)

Yağmurlu ve serin havayı seviyorum. Yağmurun sesini dinledim dün balkonumda. Kızçem uyuyunca kitap, kahve ikilisini yanıma alıp kendimi balkonuma atıyorum. Ve esen hava da kah gözlerimi kapatım içimi dinliyorum havanın sesi ile birlikte kah kitabımı okuyorum. Eğer böyle ufak kaçamaklar yapmazsam günler zor geçer benim için sanırım. Çünkü şu aralar havalardan dolayı pek dışarı çıkamıyoruz kızçemle, birde bunları yapmazsam çok sıkılır içim çokkkk.....

Bayramı da geçirdik çekirdek ailemle. Sabahtan kayınvalideye kahvaltıya gittik. Öğlen de kardeşimgiller geldi. Güzel bir sofra kurduk el birliği ile ve keyifle akşamı ettik. Çok seviyorum böyle toplanmaları....
Ertesi gün de gidilecek bir kaç yer vardı onları ziyaret et, komşularımızı da ziyaret ettik elbette. Yoksa bayram havasını nasıl aşılardık kızımıza. Büyüklerimize gitmek, secdiğimiz görüştüğümüz, arkadaşlarla, komşuları ziyaret etmek çok keyifli. Çalınan kapılarımız hiç susmasın bence. :))

  Umay'ı ikinci gün Bostancı Lunapark'ına götürdük. Akşam üzeri götürdük ki o renkli ışıkları görsün. :)
Açıkcası içten içe biraz tereddütlerim vardı; acaba ürker mi, korkar mı? Ağlar mı? binmek istemezse ya korkupta... diye...
Ama nerdeeeeeee. Akıllı kızım benim ya. Etrafını " aaaaaa" diye diye bakınıp durdu. Bineceği hepi topu üç şey vardı onlara da ma aile bindik. Çoook keyifliydi Umay, tabi onunla bizde keyiflendik. Seneye daha bir keyifli olur lunapark artık bizim için. Çook kalabalıktı. Eee tabi ki bayram çocuklar için benceeeee.

 Kitaplardan da Kavim/ Ahmet Ümit kitabı bitti. Valla çok heyecanla ve keyifle okudum kitabı. Ama bu ara üst üste o kadar çok A.Ümit kitabı okudum ki aa vermemin zamanı geldi sanırım. Birde evet polisiye romanında usta bir yazar, katili saklamayı ve ters köşe yapmayı okura çok iyi biliyor. Ama bence biraz ara vermeli polisiye romanlarına. Çünkü artık yazım dili çok aynı olmuş... Bu kitabında da dinler adı altında işlenen ama asıl amacı farklı olan bir cinayeti anlatmış yazar. Ve tarihi romanlar konusunda daha çok kitabı olmalı sevgili Ahmet Ümit'in. Çünkü hiç sıkmadan işliyor konuları.
Kitabın konusunda daha fazla bilgi gelmiyo benden biliyorsunuz. :) Tek diyebileceğim okuyun güzel bir kitap.



Filmlerden de bir klasik olan Cinderella'nın yeni çekimini izledik. Hikaye bildik olunca fazla birşey beklemeden bir izlenimlik film olarak ara fil diye izledik.
 Veee serini son filmi olan Hızlı Ve Öfkeli7 yine benim için tabi çok keyifliydi. Görsel sahneler ve yarışlar çok heyecanlıydı. Nedense bu seriyi çok sevdim :))

Dün izlediğimiz bir diğer film ise Kung Fu Jungle idi. Özellikle sizde uzak doğu filmlerini ve öğretilerini seviyorsanız bu filmi beğenirsiniz.
Çok istiyorum uzak doğuya gitmeyi. Öğretilerini kendime çok yakın bulduğumdan sanırım. Bu filmde de dövüş sanatında uzman olan bir öğretmen dövüş sırasında karşısında ki kişiyi istemeden öldürür ve hapse girer. Başka bir dövüş sanatı konusunda uzman olan kişi de kafayı bizim bu ustaya takar ve dışarı çıkması için şantaj yapar. Amacı büyük ustayla dövüşmek ve onu öldürüp kendisinin usta olduğunu kanıtlamak. hapisteki öğretici de polisle iş birliği yapıp dışarı çıkar ve olaylar gelişir.
Kung Fu harika bir dövüş sanatı. O hareketler, o içe dönüşler  çok önemli.... Araştırıyım da öyle detaylı yazayım dimi ama blog. :))

Öyle işte eylül ayını bitirdik neredeyse. Bizde haberler böyle, sizden naber blog?.

5.10.14

Geldik 19/20.soruların cevabına.... İyi Bayramlar.




 Blogger ailesiii iyi bayramlar. :)





19. gün: Filmi çekilmiş olan sevdiğin bir kitap  

20. gün: En sevdiğin aşk romanı






Zülfü Livaneli'nin bu kitabını çok beğenerek okumuştum. Ve sinemaya uyarlandığında da kötü çekim olmuştur, senaryodan uzaklaşılmıştır düşüncesi ile üzülerek gitmiştim. Oysaki tam tersiydi. Bence en iyi uyarlanmış filmlerden biriydi Mutluluk.









Bu sorunun cevabı benim için çok zor çünkü aşk romanı okuyan biri değilimdir. Ama içinde aşk geçen Akıl Ve Tutku kitabındaki aşk ilişkisini, tutku

yu beğenmiştim. İlk aklıma gelen bu.



27.7.14

İyi Bayramlar...

Hemen hemen tüm evlerde bayram temizliği var. Bugün bizde yaptık temizliğimizi,; süpürdük, sildik, tozlar alındı, örtüler değişti... Ütüler yapıldı. Yarına hazırız. Bize gelen bi kardeşim oluyor bayramlaşmaya; onlarla da bi bayram biz gidiyoruz bi bayram onlar geliyor. Anlayacağınız öyle kapımız hurralı bir şekilde çalınmayacak.

Hatırlıyorum da ben bekarkene :)))) annemle bir hafta önceden bayram temizliğine başlardık. İstersem yardım etmeyeyim, klasik anne söylenmeleriii....... Annemin yükseklik korkusu olduğundan camları ben silerken annem de kapıları silerdi. Koltuklar, halı silinir, vitrin dökülür tozu alınır tekrar yerleştirilir. Bu sebeptendir ki toz almaktan nefret ederim ama mecbur alıyorum....

Ve sonrasında babaannem kimin evindeyse ona gidilirdi. Hemen hemen herkesle orda görüşüldüğünden kısa süredi bayram gezmeleri. Sonra anne tarafı gezilirdi. Bana ve kardeşime hep garip gelirdi ve sonrasında da sorguladık zaten;" neden normal günde görüşmediğimiz akrabalarımızla sırf bayram diye gidiyoruz?" derdik. Annem de ayıp büyük onlar bayramda ziyaret edilir gibi şeyler derdi.
Hala aynı düşüncedeyim ve artık sadece düğünde, cenazede gördüğüm akrabalarımla, eş-dostla sırf bayram diye görüşmüyorum. Saçma geliyor bana çünkü.
Aklıma eski anılar geldi işte................... Neyse......

Kızımla ilk bayramımız yarın. İlk bayramlığını aldık Umay'ımıza. Saklamayı düşünüyorum kendisine. 

Böyle işte blogcanlar. 

Hepinize iyi bayramlar. Kapılarımızın dostlar, aileler tarafından çalındığı......

1.5.14

1 Mayıs.... Regaib Kandili...

Bizim için hızlı geçen günlerden merhaba.
Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Bir bakıyorum sabah, bir bakıyorum akşam,  o da ne; ertesi gün olmuş bile :)
Kızım iki gün sonra 2 aylık oluyor. Gün geçtikçe büyüyor ve huylarıda yavaş yavaş değişmeye başladı. Örneğin; 3-4 saat uyurdu gündüzleri, şimdi ise ya birer saat uyuyor yada iki saat. Çok şükür ki akşam uykuları derin ve sabahları dinç uyanıyoruz. İnşallah ilerleyen günlerde değişmez. ;)
Çocuk sabır işiymiş bir kez daha anladım. Biliyordum ama tecrübe etmek ayrı bir mesele vesselam. Artık hayatımıza dair birçok şeyi Umay'ıma göre ayarlıyoruz. Allah'tan huysuz bir bebek değil de bizde rahatız. Hatta geçtiğimiz hafta Kumburgaz'a bile gittik arkadaşlara.
Huysuz olsa, devamlı ağlasa işimiz zordu tabi.
Bunların dışında bize yaşattığı duygunun tarifi yok. Emzirmek hele öyle güzel bir duyguymuş ki... Elleri tenime temas ettiğinde, gözlerimin içine baktığında eriyorum resmen. Annelik başka birşeymiş anladım.
Artık tepkide vermeye başladı. Gülüyor kendince birşeyler anlatıyor... sevimli sevimli....

Televizyonda çocuk vahşetlerini, katliamlarını izledikçe nasıl kıyıyorlar yavrularımıza anlam veremiyorum, içim parçalanıyor resmen. Bide hep yakınları olunca insan kime güveneceğini şaşırıyor.... Bu yüzden uzun zamandır televizyonda haberlere bakmıyorum. Denk gelirsem izliyorum.
Gün içinde bizim bızdık uyuduğunda ev toparla, yemek yap modundayım. Bir çok işimi kolayladım sayılır. Bir mutfak temizliği kaldı o kadar. Diğer işler zamanla oturuyor yerine. Ağladığı zamanda hemen kucağıma almıyorum, kendi kendine uyumaya alıştırmak istiyorum ama sanırım biraz erken daha. Çünkü şuandaki tek refleksi emmek, mıçmak ve yatmak. :)

1 Mayıs İşçi Bayramınız kutlu olsun. Yine devlet büyükleri yaptı yapacağını ve kutlanılması gereken yer olan Taksim'i kapattılar. Oysaki izin verilseydi çok güzel bir anma ve bayram kutlaması olabilirdi.

Unutmadan Regaib Kandilimiz kutlu olsun. Üç Aylara da girmiş bulunuyoruz.

Aaaa yine unutmadan izlediğim ve çok beğendiğim filmden de bahsedeyim hızlıca çünkü bizim kızçe uyandı. :) Ödülü hak etmiş bir film. Tavsiye ederim.


Türkçe'ye Sınırsızlar Kulübü olarak çevrilmiş. Özellikle baş kahramınımızın  Matthew McConaughey nasıl zayıflamış olduğuna inanamadım.
Konusu;
uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı Ron Woodroof'un hayatından esinleniyor. Ron Woodroof'a 1986 yılında AIDS yüzünden 30 günlük ömür biçilir. Teşhiş sonrası FDA kurumundan yasal onaylı olarak kullanabileceği tek ilaç olan AZT'yi almaya başlayan Ron hızla ölümün eşiğine doğru sürüklendiğini fark eder. Çareyi ABD'de yasal olmayan ama dünyanın dört bir yanında bulunan, doğal ilaçlara başvurmakta bulur. Kendisiyle ilgilenen doktorlardan biri olan arkadaşı Eve Saks'ın da yardımıyla Ron farkıdna olmadan çevresindeki hastlar içinde bir iletişim ve satış ağı kurmuş olur. "Dallas Buyers Club" olarak bilinen bu oluşum FDA'nın tedavisi yerine alternatif tıbbı tercih edenlerin çaresi olur ve dahası hastalar üzerinde onaylı AZT'den daha çok işe yarar. Fakat durum çok geçmeden fark edilir ve ilaç firmaları ve FDA Ron'a karşı büyük bir savaş açar. Film 30 günlük ömrü kaldı dendikten sonra kendi doğal yöntemleriyle 2191 gün daha yaşamayı balşaran Ron Woodroof'un kişisel mücadelesine odaklanıyor.

Haydin ben kaçar, kızçenin yemek vakti.