İşKültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İşKültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.2.26

Okuduğum Kitaplar... Ocak ayı özeti

 Selâmlar. Yoğun, gri, yağmurlu bir haftayı sokaklarda geçirmiş biri olarak diyorum ki; böyle havalarda evde oturmayı özledim yahu ☺️

Bu hafta eşimin okulunda toplantılar olunca kızçeyi almak bana düştü. Bir bakıyorum sabah, bir bakıyorum okul çıkış saati. O arada okula gitmişken arkadaslarla kahve içiyoruz, eve dön yemek derken akşam olmuş. Bu sene listeler yazmadım ama aklıma mottolar, manifestler yazmıştım. Onlardan  biride daha çok hareket ve sokağa çıkmaktı. Bıraksanız bütün haftayı evde, kahve, kitap, müzik üçlüsü ile geçirebilirim ☺️ bu yüzden en ufak bir şeyde sokağa atıyorum kendimi. Canım çıkmak istemese bile çıkıyorum. Sonrada; iyi ki çıkmışım diyorum :)


yeni bir diziye sardım izlemesi keyifli. Netflix dizisi " Younger" 


40'lı yaşlarında olan kızımız iş arar fakat bukamaz. Yaşını 26 olarak söyler ve yayınevinde çalışmaya başlar. Olaylar da bundan sonra başlıyor.komik, eğlenceli ve düşündürücü bir dizi. Bölümler de 20'şer dakikalık.

Okuduğum kitaplara gelince de;



Kitap bitince insanın içinde tuhaf bir sakinlik bırakıyor...

Benim için kitap; ustalık, ölçülülük ve gösterişsiz güç üzerineydi. Kahramanlık bağırmıyor, felsefe nutuk atmıyor; her şey “olması gerektiği kadar”. Doğu estetiğiyle Batı aksiyonu arasındaki o soğuk denge çok etkileyici. Bir de şu fikir hoşuma gider: En zor şey, zirvede sakin kalabilmek.


. Kahramanlık bir poz değil, bir hâl. Okurken hızdan çok dengeye, sonuçtan çok duruşa odaklanıyor insan. Bitirdiğimde kalan şey aksiyon değil; sakinlikti.


Şibumi’nin felsefesi çok derindi. Tam anladım mı emin değilim. Sindirmek, durmak ve belki bir gün tekrar okumak gerek. Bazı kitaplar hemen açılmaz; bekler.

Felsefesi derin, hatta biraz ketum. Şibumi’yi okudum ama bitti diyemem. Kitapta geçen tanımı;  

Şibumi, gösterişten tamamen arınmış bir mükemmellik hâlidir.

Çaba görünmez, ustalık bağırmaz. Etkilemek gibi bir derdi yoktur ama yine de derinden etkiler. Basit, sade, doğal ve sessizdir; tam da bu yüzden güçlüdür. Fazlalık yoktur, iddia yoktur. Sadece olması gerektiği gibi olmak vardır.

"Şibumi; gösterişsiz bir ustalık, sessiz bir derinliktir." 


Aslında böyle okuyunca ne kadar sade, basit gibi okunuyor ama öyle değilmiş..... Okudukça,. okudukça fark ediliyor...




"Bir çocuğun babası olduğunuzda, o çocuğu büyüttüğünüzde-yani büyüdükleri sırada orada bulunmanız anlamında söylüyorum bunu çünkü ben onları büyüten şeyin daha çok hayat olduğuna inandım - bunun onları anlamanızı sağlayacağını, aranızda kendiliğinden bir bağlantı kurulacağını düşünürsünüz.......
....." ( Sayfa: 29)


Çok uzun zamandır seri kitap almıyordum. Bunu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları değiştirdi ☺️ #çağdaşdünyaedebiyatıdizisi her çıkan kitabını okumaya başlamadan bile almaya başladım:)) 
Yılın son ayi Ferda ile konuşurken, onda da bu seriden vardı ve bu sene başlayalım dedik. Veee Ocak ayında serinin ilk kitabı ile bizi kalbimizden vurdu. #bilinmeyenülkedeyolculuk bir anlatı bir nevi. İçsel huzurluklar, aile içi acının ruhumuzu nasılda üzdüğünü, bazen konuşmanın iyi geldiği bazende sessizliklerin.... Ve o içeride olan sırlar... Kimselere anlatılamayan duygular.... Bir babanın oğluna bir nevi ağıtı gibiydi.... 
İyileşme sürecinde yaşanacakları çok iyi anlatmış yazar 👏🏻 epeydir İrlanda Edebiyatı'nq denk geliyorum ve onların olaylara bakış açıları ile bizimkilerin çok yakın hissediyorum... 
Kitaptaki hayal kırıklığı çok üzücüydü. Baba olarak baba-cocuk ilişkisini ele alışı, yorumlaması, anne baba arasındaki ilişkiyi de çok iyi anlatmış. Öyle cümleler vardi ki... Kitap sakin ve derinden akan bir kitap oldu. Hâlâ okumadıysanız ekleyin diyeceğim bir kitap oldu... 






Okurken böyle böyle notlar almışım. Kitabı çok sevdim. Aslında yazarın her kitabı bu kadar kolay ve akıcı okunmuyor, o yüzden bu kitap harika bir tanışma kitabı. 


Kaydetmeyi unutmayın. Sizde hangi kapılar açılacak okurken? 


Yazarın güçlü bir entelektüel arka planı var ama asıl mesele bilgi göstermek değil. Kitap, bilginin insanı özgürleştirip özgürleştirmediğini sorguluyor. Çok bilmek mi önemli, yoksa anlamak mı? Bu ayrım metnin alt katmanında sürekli dolaşıyor.


İnsan tek başına olgunlaşmıyor. Tekâmül, karşılaşmalarla oluyor. Bazen bir insanla, bazen bir fikirle, bazen bir kitapla… Ve her karşılaşma aslında bir eşik. Ya büyüyorsun ya direniyorsun.

Felsefi olarak bu, biraz kader–irade dengesine dokunuyor.

Karşımıza çıkan insanlar tesadüf mü, yoksa içsel ihtiyacımızın bir yansıması mı? Tekâmül sürecinde karşımıza çıkan kişiler çoğu zaman bizi rahatlatan değil, sarsan kişiler oluyor. Çünkü dönüşüm konforla değil, yüzleşmeyle geliyor.Tekâmül doğrusal bir ilerleme değil. Düşüşler de sürecin parçası. Yazarın bunu sezdirme biçimi çok kıymetli. Olgunlaşma bazen kayıpla, bazen hayal kırıklığıyla, bazen yalnızlıkla mümkün oluyor.


 kitap bana şu soruyu bıraktı:

“Benim hayatımdaki karşılaşmalar beni nereye doğru dönüştürüyor?”



Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.

Ruhun, ihtiyacı olan dersi çağırır.

Bir insan çıkar karşına;

sarsar, aynanı tutar, kaçtığın yerleri gösterir.

O an anlarsın ki tekâmül, huzurlu sularda değil,

dalgaların içinde olur.

Her yüzleşme bir eşiktir.

Ya eski hâlinde kalırsın

ya da kendinin bir üst versiyonuna doğru yürürsün.

‘Kitap’ın Yolcuları’ bana şunu fısıldadı:

Olgunlaşmak, başımıza gelenleri değil,

onlarla kim olduğumuzu seçmektir.”


.... Doğru sıralama yapılmazsa bu bir çözüm değildi. Mağdurun ümitsizliği, üzüntüsü ve öfkesi kabul görmeden önce ihanet eden kişi suçu kabulü yüzünden övülmemeliydi. Bu kabulün yokluğunda pişmanlık yere bir taş gibi düşerdi. 


Bir aile portesi... İçeride yaşanan travmalar, susmalar, gözden gelmeler ve olayı yaşayan çocuğa yapılan sessiz baskı.... Bu kadar iyi anlatılırdı.... Konu #miras olunca, çok da kardeş olunca ve iletişimde olmayınca zor bir süreç sanıyorum "miras" 

Aslında konu burada paradan çok bir kızın yaşadığı olaylar... Ne yazık ki ailemizi seçemiyoruz, ne yazık ki her kadın, her kardeş güçlü olamıyor... Herkes gerçeklerle yüzleşmek istemiyor.... 

Hikaye, anlatılanlar çok ağır... Eğer hâlâ benim gibi okumadiysaniz listeye ekleyin derim.... 

Bu kitabı Sevgili Zelişim ve Tuba ile okuduk. İyi ki kitaplar var✌🏻☑️📖


Böyle işte. Ocak ayının özeti böyle.☺️ 



 






14.1.26

Yılın son kitabı, Retorik


. 🍂📖


 


Yılı #retorik kitabı ile kapattık.
      Retorik: Söz söyleme sanatı demek.
Kitap bir nevi uzun açıklamalar ve örneklerle başarılı bir söylevin nasıl hazırlanacağını anlatır. Gerçektende hitabet bir sanattir ve kişinin hele de duygularının farkında olup, onu sanata dönüştürmek bambaşka bir olay.... Sohbet sırasında ortak bir düşüncemizde; insanın olduğu her dönem bazı şeyler değişmiyor. Çok az insan değişime açık. İnşallah bizde o farkındalığı olan ve defisime açık olanlardan olalım...
         Altını çizdiğim çok cümle oldu.... Her ne kadar söz söyleme sanatida olsa verdiği örnekler, durumlar üzerinde yaptığı açıklamalar çok ileride döneminin.....

Kitaptan kalan; sözün potansiyel bir gücü vardır . Ve retorik bize bunu nasıl ortaya çıkaracağımızı hatırlatıyor...
Son olarak her duyguyu ve davranışı öyle bir incelmiş ve anlatmış ki #aristoteles zekasına ve gözlemlerine hayran kalmamak mümkün değil.  Başlarda biraz okurken sıkıldım, bildik şeyler desende okudukça anladım/ k ki öyle değil kitap. Eğer başlayacak olursanız, mutlaka bırakmadan okuyun derim. 

15.12.25

Son dönem okuduklarım...

 Selâmlar, son dönemlerde okuduğum kitapların yorumlarını bırakmak istiyorum bloğumada. ☺️


"Zaman kördür, insansa ahmaktır. "


"Notre Dame'in Kamburu" aslına bakarsanız bildik bir hikâye. Yıllarca çizgi filmi olsun, filme uyarlaması olsun izledik.... Fakat okumak başka. Özellikle o alt detaylar çok ince işlenmiş.... 

Viktor Hugo detayları seven bir yazar, bu kitapta da Paris'e dair, sokaklarına, kilisesine, toplumsal davranışlara kadar o kadar çok detay ve betimleme var ki anlatamam... Yer yer özellikle ilk bir kaç kitaplık bölümde, Paris'i anlattığı kısımlarda çok sıkıldım. Çünkü bahsettiği hiçbir sokağı bilmiyorum ve o uzun anlatımları okumak bana iyi gelmedi 🙈 sonra hikâyenin başladığı kısma gelince 'oh be' dedim. :))


Konuyu biliyorsunuz, kitaba başlarken on sözünde der ki; yazar kiliseyi gezerken, duvarda" KADER" yazısına denk gelir ve o kelimeden o kadar etkilenir ki; bu kitap, o sözcük vesilesi ile yazıldı....

     Özellikle "ayaklanma" bölümü muhteşemdi.... Kitapta yok yoktu; özellikle din ve toplum üzerinden yürütülen olaylar, iç dünyamızın karanlık yönlerinin açığa çıkartılması olayları dil zenginliği açısından betimlerle harmanlanmış.... Dış görünüşü yüzünden hâlâ dışlananlarin olduğunu bilmek üzücü..... Okurken Esmeralda'ya çok üzüldüm... İşte burada "Kader" olgusundan ne demek istediğini anlıyorsunuz...


Özellikle sonuna hayran kaldım. Tabiki yazmıyorum çünkü spoiler vermeden dile getirmek zor...

Geriye serinin son kitabı "SEFİLLER" kaldı.... Bakalım bu kitapta bizi neler bekliyor...




#AgustinaBazterrica


İnsanlığın barbarlığını sorgulatıyor "Leziz Kadavralar" herkes okuyabilir mi emin değilim! Konusu itibari ile başta itici geliyor, sonuçta bir distopik Dünya ve insan etinden bahsediliyor. Yalnız bahderken insan eti olarak değil de hayvan eti olarak geçiyor ve resmen bizim hayvanlara baktığımız, uyguladığımız şekillerde yazılmış. Bilmeseniz konuyu, hayvan mezbaasından bahsediliyor sanırsınız. Tabi altta yatan duyguyu çok iyi işlemiş yazar. Tekinsizlik, toplumsal uyum, politik sebepler ile yapılanlar çok iyi işlenmiş.

Çok beğenerek okudum. Canım Aylam tavsiyesi ile almıştım. Yine yanıltmadı arkadaşım ✌🏻❤️


Arka kapak yazısı;


İnsan olmanın anlamını, medeniyet ile barbarlığın sınırlarını sorgulayan Leziz Kadavralar, bir yandan kederli bir baba-oğul hikayesi anlatırken diğer yandan kan dondurucu fakat tanıdık bir toplum portresi çiziyor. Hayvan eti bir salgından dolayı tüketilemez olduğundan yemelik insan "yetiştiren" bir dünya yaratan Bazterrica, psikolojik unsurlarla derinleşen bu politik anlatıda Latin Amerika yazınından aşina olduğumuz tekinsizlik duygusunu özgün ve çarpıcı bir biçimde şahlandırıyor ve çağımızın korkunç fakat kanıksanmış hakikatlerine ayna tutuyor.

Leziz Kadavralar, distopya edebiyatında yeni bir sayfa açılabileceğini gösteren, kapitalizmi, sömürüyü, tüketim kültürünü ve nihayetinde uygarlığın geldiği noktayı acımasızca eleştiren, güncelliğini uzun süre koruyacak ve unutulmayacak bir roman.


Çevirmene çok teşekkürler 🤗 #sedaersavcı


 #gulsahinkitapligi #lezizkadavralar #sirenkitap @sirenkitap


“Algı Kalesi, zihnin karanlık odalarını açtıran ve özellikle zaman algısı üzerine çarpıcı sorular bırakan bir kitap. Okurken yalnızca düşünmüyor; yerleşik doğruların sarsılıyor. Zamanın aslında akıp giden bir şey değil, ona yüklediğimiz anlamlarla şekillenen bir algı olduğunu öyle net gösteriyor ki, ‘geçmiş dediğim ne, gelecek sandığım ne?’ diye kendinle yüzleşiyorsun. Her bölüm, algılarımızın nasıl yönlendirilebildiğini tokat gibi hissettiriyor. En çok da şu etkiledi: Zamanı kontrol edemiyoruz belki ama algımızı değiştirdiğimiz anda zamanın akışı bile değişiyor. 


Bakış açısı ve anlamlandırma önemli, bu kitapta da bunu görüyorsunuz. Masalsı bir anlatımla vurgulamış.

 

28.1.25

Melankoli 1-2 ve günlük haller

 Yeni yıl öncesi Kadıköy'de gezerkene :) hemen Bahariye'nin girişinde, sağ kolda pasaj vardır, çantacılar ve ayakkabıcıların olduğu ( adını unuttum pasajın 🙈 sık gitmediğimden sanırım) pasaj... Oraya çanta tamiri için gitmiştik.

Hadi dedik çantalara bakalım. Her dükkanda turuncu rengi cüzdanlar vardı. Meğerse bu senenin rengi turuncu imiş ve bolluk, bereketi simgeliyormuş, dükkan sahibi öyle dedi. :) 

Bide kendi kendimize değil arkadaşımızın bize alması gerekiyormuş. Bizde birbirimize beğendiğimiz cüzdanları aldık, te Allah'ım ya🙈😂😂😂😂 neyse çocuklarda vardı yanımızda onlarada da şenlik oldu.

Filmlerden "Kardeş Takımı 2" yi izledik. Umay hastası ikilinin ☺️ çocuklar için fena değildi.

Dizilerden de "succession" izliyoruz. Böyle dizilere bayılıyorum. Sanki çevremde oluyor olanlar ve izliyorum gibi... Çekimin kalitesi, oyunculuk bir harika. Dizi, küresel medya ve eğlence şirketi Waystar RoyCo'nun sahipleri olan Roy ailesini ve ailenin reisinin sağlığıyla ilgili belirsizliğin ortasında şirketin hakimiyeti için verdikleri mücadeleyi konu almaktadır. Dizi, 28 Mayıs 2023'te dördüncü sezonunda final yapmıştır. Brian Cox aile reisi Logan Roy'u canlandırıyor. Diye yazıyor internette.

Bu ay iyi kitap okuyorum, başlarda böyle oluyor. Umarım yıl içinde de böyle devam eder ☺️


Yazar ile tanışma kitabım oldu #melankoli1 #melankoli


Başlarda tekrarlar sıksada , grupta ( 1nobel1klasik grubumuzun bu ay ki okuma kitabı idi) konuştukca ve bilgilendikçe, aslında kitaptaki tekrarların olması gerektiği gibi olduğunu anladım. O zaman kitapta ki anlatım anlamlı gelmeye başladı.

Fosse, bu romanla hem bir sanatçının yaratım sürecini hem de melankoli, yalnızlık ve delilik temalarını anlatmaya çalışmış....

Yalnızlık, hayal kırıklıkları ve melankolinin derinlemesine tasvir edildiği bölümde, Lars’ın sanatını ve yaşamını anlamlandırma çabası ön plandadır. Jon Fosse, bu bölümde Lars’ın iç dünyasına daha derin bir şekilde inerek okuyucuya yoğun bir psikolojik yolculuk sunar.

Roman, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış olup, Lars’ın düşüncelerini, anılarını ve hayallerini katman katman işler.


‼️ Yalnız bu kitabı herkes sever mi? Bence sevmez, hatta sıkılabilirsinizde. Ama eğer yukarıda yazdığım bilgilerle okursanız, neden o şekilde tekrarlar olduğunu anlar ve devam edersiniz. 

#gulsahinkitapligi #gulsahreads #monoklyayınları #jonfosse




Bir evladın gözünden #hasanâliyücel ailesi ve hayatı.... Ülkesi için verdiği mücadele, yaptıkları, ön ayak olduğu girişimler... Kızının nehir söyleşi ile kağıda dökülenler.... İlgiyle okudum.

Gelsin yeni kitaplar.🪷 

Selam ederim 🤗 🙋🏻‍♀️

15.1.25

Ortaya Karışık 🌟

 Selâm.🙋🏻‍♀️


Ne zaman okullar açıldı ne zaman ara tatil geldi modundayım bu hafta..

Ocak ayına hızlı bir giriş yaptık. Bu ay yoğun geçiyor. Resmen ayı yarıladık... Her ne kadar bir kaç senedir " yeni yıl kararlarını" yazılı yapmasamda, kafamda tik atıyorum 🙈 

Bu ay ne çok kayıp oldu sanat dünyasından.... Tanımasamda için buruluyor, TV'den tanıyor, izliyorduk...bir nevi uzaktan tanıdık gibi....

Okuma olarak da hızlı başladım. Yine ortaya karışık bir yazı oldu 🤭☺️


Enis Batur'un kendi deyimiyle "kitaplarla tutkulu ilişkisi" üzerine kurulu olan Kitap Evi, yazarın kişisel kütüphanesi ve bu kütüphaneyle kurduğu bağ üzerinden ilerleyen bir deneme. Kitapların yazarın hayatındaki yeri, kitaplarla kurduğu bağ ve bu bağın hayatına etkileri. Ozellikle "eril bakış açısı" yorumları ve kitaplarını evlat gibi sahiplenmesi üzerine düşüncelerini düşünürek okudum. Gerçekten de iyi bir okur olduğunuzda, kitabınızla kurduğunuz bağ bambaşka. 

 Başta hep kitaba ismini de verdiği konuyu bekledim, hangi satırda " mirası kimin bıraktığını" öğrenicez diye. Oysaki kitap bitiminde anladım ki önemli olan o değil. Yazarın da arayışları vardı ve o arayışlarda anılarına dönmesi, hissettiklerini anlatması vs.. asıl onlardı kıymetli olan.



"Erzurum Yolculuğu", Rus edebiyatının önemli yazarlarından Aleksandr Puşkin'in kısa bir hikayesidir. Puşkin, bu eserinde, bir yolculuk sırasında karşılaşılan insanlarla ve gözlemlerle ilgili izlenimlerini aktarır. Kitap, genellikle insan doğasının farklı yönlerini, kişisel gözlemleri ve toplumsal etkileşimleri derinlemesine ele alır. 


Yolculuk temasını, yalnızca bir yerden başka bir yere gitme anlamında değil, aynı zamanda içsel bir yolculuk olarak da görmek mümkündür. 


Puşkin'in eseri, aynı zamanda bir dönemin sosyo-politik yapısını anlamamıza da yardımcı olur. Erzurum'un kendisi, bir zamanlar Rus İmparatorluğu için stratejik bir önem taşıyan bir yerdi, bu yüzden Puşkin, bu yerin insanları, kültürü ve gelenekleri hakkında derin bir gözlem yapma fırsatı bulur.


Eserdeki anlatım tarzı, gerçekçilik ile romantizmin birleşimi olarak nitelendirilebilir. Yolculuk boyunca karşılaştığı halkı, orduyu kendi bakış açısı ile betimler. 


Puşkin'in edebi gücü ve gözlemci bakış açısı, hikayenin hem dönemin Rusya'sını hem de insanın evrensel özelliklerini derinlemesine yansıtmasına olanak tanır.

Kısa ama dolu dolu bir kitaptı. 


19.12.24

Merhaba....

 

Azra Erhat


Çok uzun bir zamandan sonra "merhaba"

Bu sene bir çok şey oldu  hayatım/ızda.... Can sıkıcı olaylar silsilesi yaşandı.... Bitmesi gerekenler bitti... Tabiki sancıları da oldu. Herhalde en çok sabır sınavı verdiğimiz bir sene olmuş olabilir.... 🥺 Bazen anlatamamak, susmak, beklemek çok zormuş..... 

Neyse ... Yeni seneden umudumuz, ümidimiz çok,🙏🏻

Olan'da vardır bir hayır 🙏🏻 

Ara ara sizleri okudum, bazen yorum yazmadım 🙈 ama buranın yeri hep ayrı. Bu sene "yapılacaklar, alınacaklar vs.." gibi listeler yapamadım.... Bu seneyi de geldiği gibi yaşayalım dimi ama🤗 an-da daha fazla kalarak, akışa bırakarak yaşayalım. Birde böyle deneyeyim bakayım:)

Güzel kitaplar okudum. Daha çok Instagram'dan paylaştım.

Şu an "Azra Erhat" okuyorum. Yılın son kitaplarından olacak. 

Böyle işte blog dostları,🪷 ses vermek , yazmam istedim.

6.12.22

Devlet Platon


 "Devlet / Platon" kitabını ikinci okuyuşum. İlk okuduğumda daha çok siyasi ve sonrası kişiye dönük diye algilayarak okumuşum. Okumuşum diyorum çünkü ikinci okumamı Sevgili mineilebirlikteokuyoruz grubumuzla okuduk... Canım Mine moderatörlüğünde toplandığımız sohbette bambaşka kapılar, bilgiler açıldı.... Oysaki " devlet=insan" demekmiş. Mesela 7.kitapta anlatılan "mağara benzetmesi" hiç yoktu algımda sonra bir araştırdım ki..oooo aslında bilindik bir bilgi aktarımıymış...ve toplantı sonrası, hem içsel olarak hem de mantıksal olarak daha bir netleşti. İnternette bakınırken; Webtekno.com sitesinden aşağıda paylaştığım bilgiye ulaştım...

Platon’un mağara alegorisi nedir?

Platon’un Devlet isimli eserinin yedinci kitabında Sokrates tarafından anlatılan Platon’un mağara alegorisinde bir mağaraya zincirlenmiş üç insandan bahsedilir. Bu insanlar yalnızca mağara duvarını ve birbirlerini görebilirler. Doğuştan beri bu halde olan üç insan, duvarda mağara girişinden yansıyan gölgeleri ve yankı yapan sesleri duymaktadırlar. Yani gerçeklik, onlar için yalnızca gölgeler ve yankı seslerdir.

Derken bu insanlardan biri zincirini çözer ve kendini mağaranın dışına atar. Yoğun ışık yüzünden geçici körlük yaşadıktan sonra gözü alışarak aslında gördükleri şeylerin yalnızca birer gölgeden ve duydukları seslerin yalnızca yankılardan ibaret olduğunu anlar. Bir akarsu kenarına gidince sudaki yansımasını ve gölgesini görmesi ise her şeyi anlamasını sağlar.

Büyük bir hevesle mağaraya dönüp bu durumu anlattığı zaman ise arkadaşları tarafından deli olmakla suçlanır. Onları kurtarmak istediğinde zincirli iki insan onun gibi delirmek istemediklerini söyleyerek mağarada kalmayı sürdürürler. Hatta zincirlerinden kurtulmuş olana saldırmayı bile denerler. Ne kadar anlatırsa anlatsın zincire vurulmuş iki insan bu durumu anlayamaz ve hayatlarını orada sürmeye devam ederler.Platon’un mağara alegorisindeki benzetmeler:
Platon’un mağara alegorisi
Mağara: Toplum
Mağarada zincirlenmiş insanlar: Toplumun parçası olan bireyler
Zincir: Toplum içinde yaşayan insanları sınırlayan kurallar
Geçici körlük: Yolunu kaybetme, şaşkınlık hissi
Mağara duvarına yansıyan gölgeler: Toplum tarafından gerçek kabul edilenler
Zinciri kıran insan: Filozof ya da sorgulayan insan
Platon’un mağara alegorisi bize ne anlatıyor?
Platon’un mağara alegorisi
İnsanlık, kalabalık gruplar halinde yani toplum olarak yaşamaya başladığı günden beri belirli kurallar belirlemiş ve bu kurallar zaman içinde bazen genişlemiş, bazen daralmıştır. Farklı inançlara göre vahiy yoluyla yaratıcı tarafından gönderilen emirler, toplumsal kurallara eklenerek zaman içinde daha katı ya da daha rahat bir hale gelmiştir. Yani kurallar her zaman vardır.

Birey, toplumla uyum içinde yaşamak istiyorsa belirlenen kurallara uymalıdır. Kurallar çerçevesinde yaşayan birey için tüm gerçeklik, bu çerçeve içinde yaşananlardır. Kurallar çerçevesinin ve toplumun dışında kalan şeyler ise çoğu zaman zaten rahatı yerinde olan bireyin ilgisini çekmez. Ancak bazen istisnalar olabilir.

Bir şekilde toplumdan daha meraklı olan bireyler, toplum ve kuralları dışındaki hayatı da öğrenmek isterler. Ancak içinde yaşadıkları ortamın dışına çıktıkları zaman bocalarlar. Sabırla yoluna devam eden birey, aslında içinde yaşadığı toplumun ve kuralların yalnızca kendi gerçeklikleri olduğunu fark eder. Aslında gerçeklik, onlara öğretilenden çok daha farklıdır.

Elbette artık gerçeği öğrenmiş birey, toplumuna dönüp de aslında içinde yaşadıklarının gerçek olmadığını söyler. Kurallarına katı bir şekilde bağlı olan toplumlar gerçekleri reddeder ve gerçeği söyleyenin başına olmadık şeyler getirir. Kurallarına çok da bağlı olmayan toplumlar ise gerçeği de göz önüne alarak bazı yeni kurallar getirebilirler. Ancak kurallar, her zaman var olacaktır.
( Netten kopyaladigim yorum burada bitiyor)

⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️



Ve aslında kuralların, devletin, yasalarn  nasıl çıktığını da anlatan kitaplardan biri.... Hepimiz biraz gölgelerden çıksak, özgürlük adı altında her davranışı kendimize hak görmesek... Hakikat ile gerçek arasında ki farkı anlasak... Veee güç ile güçsüzlüğü fark etsek... Zenginliğin size her hakkı vermedigini anlasak... Yoksulluğun daha kıymetli olduğunu bir görsek.. elbet buradaki yoksulluğu maddi olarak algılamayın.

En çok geçen konulardan biri de; araştırarak karar vermek, yönetmek gibi işler kafaya özgüdür. Yaşamak, kafanın işidir. Kendisine özgü değerleri olmayan kafa iyi işlemez. Doğru kafa, doğru işler yapar ve mutlu olur. Eğri kafa da mutsuz olur.. Bu konuda şüphe yoktur. Asıl araştırılması gereken eğriliğin ve doğruluğun ne olduğudur.

Kitaptan alıntı:



⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️Bu doymak bilmeyen, başka değerleri küçümseyen özgürlük isteği, demokrasinin değişmesine ve zorbalık yolunu tutmasına sebep olur....


⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️Başa geçme, bir tutku olmamalı insanda. Tutku olan yerde ister istemez kıskançlıklar ve kavgalar olur....


⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️"Şunlara: Yaşlılar yanında edeple susmak, yaşlılara yer vermek, görünce ayağa kalkmak, ana babaya saygı göstermek, saç kesmek, giyinmede kuşanmada, davranışlarda geleceğe uymak. Bütün bunlara dönülmez mi dersin?

--- Dönülebilir!

--- Böyle şeyleri kanunlaştırmak saflık olur bence. Bunlar hiçbir yerde de kanunlaştırılmamıştır, çünkü bunlar sözle, yazıyla yaşatılacak kurallar değildir.

23.11.22

Kasım Dökümü...

 Aslında aklımda bambaşka bir yazı vardı... lakin sabah deprem haberi ile uyandık.

Hissetmemiştik. Ama hisseden de bir çok arkadaşım var.......Geçmiş olsun hepimize...

Bir kaç önce deprem çantası hazırlamıştık eşimle, şimdi içice kalan bir kaç eksiğide eklemek gerek....

Doğanın kendini hatırlatması olarak bakıyorum deprem gibi olaylara... düşünsenize, elinizden gelen bir şey yok, müdahele edemiyorsunuz.... Tabi kadercilik ile bağlamayın bu sözümü. Tedbir almak, hazır olmak da bir o kadar elimizde.....demek istediğim, kendini bilmezlerin doğayı katletmesi, doğada yaşayan canlılara duyulmayan saygı, varlıklarını yok saymak v.b....


Bu ay hem mutlu anlarla dolu hem de hüzün....... Eşimin bir yaş daha aldığı bir ay kasım.... İnşallah daha sağlıklı, uzun yıllar birlikte yaş alırız sevgilim... Pazar gününe de antreman koyunca kızın hocaları, sabahtan bir kahvaltıya gittik, orada mumları üfledi :) Happyıde börtday dedik :))) Sonrası hop kızı antremana götürdü....


Bir tarafımda çok buruk; annemin kaybını yaşadığım bir ay.....hayat ne garip.... kutlama yapıp, mum üflerken, bir kaç gün sonrada annemin mezarını ziyaret ettik..... Biraz içimden sohbet ettim  ziyaretimde, anlattım, ağladım, güzel anılarla anmaya çalıştım.... koskoca 6 yıl nasıl geçti bilmiyorum...... tabiki ilk gün gibi değilim, daha dirayetliyim artık... İçimin bir yanı hep eksik, hani diyorlar ya o kadar hissediyorum ki o duyguyu; annen ölünce büyüyorsun... işte bunu yaşayarak hissetmek ne fenaymış..... evet hepimizin yaşayacağı bir an... ama yinede erkenden olmasın hayatlarınız da.....

İşte böyle.... içimde ki gelgitlere şaşıyorum bazen... bildiğim bir şey varsa, anne olmak daha da bir güçlü yaptı beni.... 

Onun dışında ara tatilde de kızçenin anteramanlları ful idi... o yuzden cuma ve cumartesi arkadaşları ile planlar yapıp, çocukları yemeğe, oradanda sinemaya götürdük. Keyifleri yerindeydi.  Cumartesi günüde yakın arkadaşının annesi ile haberleşip, kızları Akasya Lunapark'a götürdük. Biraz ufak ama çocuklar için çok çok iyi. Sadece çocuklara özel o yüzden de sakin... tadına vara vara, rahat rahat biniyolar aletlere...

Kore dizileirne başladım :))) fenada değiller,  ama favorım olan başka bir diziden bahsetmek isterim....


"House Of The Dragon" tek kelime ile heyecan ve görüntülerle müthişti.... Bize Game Of Throns'da geçen ejderja hanesinin öncesini anlatıyor...... Game Of Throns'u yeniden izlemek istedim.... :)

hadi birazda okuduğum kitaplarımdan bahsedeyim:))



Bayan Caliban......
İçerik olarak bir canavara aşık olan kadının romanı gibi ( canavarı tırnak içinde belirtmek isterim) okusak da öyle değil..... Bir kadının  kısıtlanması, yaşadığı duyguları bastırması, aynı şeyi yaşayan erkeğin ise kendine bir çok şeyi hak görmesinide okuyoruz aynı zamanda....
Kitabın arka kapak yazısında "Anglo-Amerikan Edebiyatının gömülü kalmış cevherlerinden biridir kitap" yazıyor... Biraz araştırdım. O zaman daha net oturdu kafamda detaylar .... Tabiki savaş ve savaş sonrası ruhsal çöküntüler yaşan toplum ve yazarların anlatımı da o yönde olacaktir.... O yüzden buradaki canavar ile ilskiye giren, içinde ki boşluğu doldurmaya çalışan Dorothy'i bu sekilde değerlendirmek gerekir.
🦎
Mesela kitapta dikkatimi çeken cümlelerden biride; ....her şeyi halı altına süpürmek daha kolay  olmuştu; başka hiçbir şey yapamayacak kadar tükenmişlerdi. İşte böylece sürüp gitmişti; suskunluklar, uzaklaşmalar, işe yaramayacağını bildikleri konuşmalar yapmaya çalışmanın verdiği umutsuzluk..."
Bu cümle yaşadıkları kayıplar üzerine geçiyor.... Anne baba olarak evlatlarının kaybını yaşamak ve erkeğin bu süreçte kadınla olan ilişkisini değiştirmeye başlaması... Aldatması, sadece görev gibi kağıt üstünde süren evlilikleri.....

Velhasıl kısa, öz bir kitaptı Bayan Caliban... Sonunu da Yeşilçam sonuna bağlamasa iyiydi :⁠-⁠[
Zelisim'le beraber okuduk Prospero Serisinden 5.kitabi.... 🙏🏻  sırada diğer kitaplar var serinin...
Ve çevirmene de ayrı bir teşekkür, akıcılığı bozmadan bize aktardığı için,🙏🏻💐  #gulsahinkitapligi


 

 

 
💫İyi oyuncu olduklarını gördüm tüm kibirlilerin: oynuyorlar ve beğenilerek seyredilmek istiyorlar- tüm tinlerini kaplamıştır bu istem.

💫💫: vicdan yarası yaralamayı öğretir insan....

Bir nevi diğer yarımızla yüzleşme kitabı gibi Zerdüşt... Hani kimseye göstermediğimiz, hatta bazen kendimize bile dile getirmediğimiz yönlerimiz... Mesela;  toplum içinde ki tavırlarımiz, başkası ne der diye yaptıklarımız, iyi kötü davranışlarımız... O kadar çok şeyi sorguladım ki... İkinci okuyuşum Zerdüşt'ü. Naçizane tavsiyem ilk okumada sadece okuyun, sorgulamadan, ne dedi, neden dedi, ne demek istedi demeden okuyun . Sonra da bir süre sonra tekrar okuyun, o zaman taşlar yerine oturacak.
Kitapta bahsedilen "Üstinsan" kavramı vardır. Sürekli tekrar edilen...
Tabi arada Hristiyan dünyasına da eleştiriler vardır. Tabi bunlari biraz da kendi yaşamında yaşadığı olaylar sebebiyle de der Nietzsche....
Ve en çok da eylemlerimiz sorumluluklarını almamızdan bahseder ... Dünyevi şeylere nasıl da bağlandığımızdan...
O kadar çok duygu var ki anlatmak istediğim kitaba dair......
Bunları yazıyorum ama gözünüzü korkutmasın.... Zamanı geldiğinde, kitap sizi çağırdığında alın ve okuyun. Elbet bir yerde size de geçecek anlatılanlar...
Ekim ayı okuma kulübümüzün kitabı idi Zerdüşt. O ay yetistiremedim okumamı... Ama acelesi de yoktu. Amaç okuma sayısı değil, kitabın bize ne anlatmak istediği... Dimi 😉
🙏🏻💫

 

29.6.22

Biraz Günlük Biraz Kitaplarım :)

 Selammmmmm :)

Tatile hızlı bir giriş yaptık. Okulların kapandığı hafta okulda neredeyse hemen her gün bir etkinlik vardı...En son sınıf pikniği düzenlendi ve çocuklar kadar biz de şendik :))

İp atladık, top oynandı, sofralar kuruldu, çaylar demlendi..... pasta kesildi ve senenin yorgunluğu atıldı. Artık 3.sınıfa hazırız dedik.....

Umay, öğretmenin isteği üzerine Bilsem sınavına girdi. İlk sınavı bir yanlış ile kazandı. Bu hafta başında da ikinci sınava girdi, sonucu henüz açıklanmadı. Eğer kazanırsa ( müzik bölümünden girdi sınava) seneye okul sonrası alanında eğitim görecek..... Bakalım nasıl olacak sınav sonucu?

Onun dışında masa tenisi devam ediyor, hatta okul kapalı olduğu için kamp tarzında full her güne antreman koydular. Şimdilik hiç şikayet etmeden devam ediyor. Antreman olmadığında ya da erken çıkışlarda muhakkak keyif alacağı bir şeyler yapıyoruz ki, çocukluğunu da yaşasın. Akşamları bizim burda ki parka devam ed

ioruz üç arkadaş... termosa kahveleri yapıp, gidiyoruz. Onlar oynarken biz de sohbet ediyoruz... Bu sene Fethiye'ye gidemiycez..... tabi biraz üzülüyor Umay. Gidemiyoruz çünkü masa tenisin de ara belki bir hafta olacakmış, o da tam net değil.... Bide üstüne malum ekonomik şartlar.... her şey ateş pahası. Evet çok şükür geçiniyoruz... ama her şey el yakıyor.......

Onun dışında rutin ev halleri devam ediyor..... Fırsat buldakça okumalara devam.. :)

 bu sefer okunacak çok kitabım birikti elimde... ara ara oluyor böyle ben de... sanıyorum çok üst üste okuyunca aslında; hem ruhen hem zihnen bedenim uyarıyor "es ver gülo" diye :)

 Aynı zaman da bu ay evlilik yıl dönümümüz vardı. 13.yılımıza başladık :) gerçekten de zaman nasıl geçti anlamadım. Ve artık üç kişilik kutlamalar çok hoş.... Evde yemek yiyip, cadde üzeriniz de dondurmalarını çok sevdiğim mekana gittik, dondurmalarımızı yedik. Sonra eve gelip, abur cubur sofrası hazırlayıp sohbet ettik, dans ettik. Umay kızın çok hoşuna gitti :))

Dün "Dr. Strange" son filmini izledik. Resmen hastasıyım Dr'un :) o mimikler , o karaktere uyumu on numara beş yıldız kendi adıma. :)




Tabi öncesin de "Wanda Vision" izledik. O zaman daha net oturdu karakterler kafam da... Ve neyi neden yaptığı... Zati böyle filmleri, dizileri çok severim. Bunlara da bayıldım. Bu aralar ezoterizm de okuduğumdan, çoklu evren, kuantım, başka yaşamlar derken... filmleri de o gözle izlediğimden, anlamlar  kafamda oturuyor......

Uzun zamandır aklım da Faruk Duman okumak vardı. Hatta " Sus Bartabus" okumak istiyordum... Elim de " VE BİR PARS, HÜZÜNLE KAYBOLUR" olunca bununla başladım....

Kısacık kitapta, azcık kelimelerle dünyayı anlatmış resmen Faruk Bey. Özellikle o alt metinde işlenen aile, küçük bir yer de yaşamanın getirileri, götürüleri.... Masal tadında ormanın o en ince detaylarını aktarmış kelimelere ve siz de okurken bunu çok hissediyorsunuz.....
🐯
"Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur'un kahramanı, yüksekokulu yarıda bırakmış, askerliğini yaptıktan sonra, annesinin ölümü üzerine çocukluğunu geçirdiği kasabaya dönmek zorunda kalmış bir genç. Günlerini ormanda gezintiler yaparak, tüm dikkatiyle doğanın sesini dinleyerek geçiriyor. " der ARKA Kapakta....
#gulsahinkitapligi


 Arkadaşlarım bu kitaba başlayınca, hiç ertelemeyeyim dedim ve ben de okudum... Beynim yandı mı? yandı :)

Bir söz nasıl da hayatımızın yönünü değiştirebiliyor... Otelde bagaj taşıyıcısi olan Gustav, müşterisinin bir lafı ile nasıl da işine yön verdiği anlatıldığı kısım.. Çok iyi.

✔️ Olaylar bundan sonra başlıyor kitapta. Çoklu anlatım tekniği ile yazıyor yazar. Günden Kalanlar kitabında da başlarda noluyor demiştim, biraz durağan gidiyor demiştim. Ama sonra olaylar oturunca ilerliyor kitap.
#Avunamayanlar da da
ünlü bir piyanist olan Mr. Ryder'ın dününü ve bugününü okuyoruz aslında... Ve o arada olanları.... Tabi herkesin bir beklentisinin olması, herkesin kendisinden bir ricada bulunması ve Mr. Ryder'ın kırmadan o ricaları yerine getirirken nasıl da kendi hayatından, zamanından çaldığını okuyoruz... Ara ara öfke patlamaları da bundan sanırım....

✔️ İyi bir şeyler yapmaya çalışırken çuvallamak... Resmen kitabı okurken bunu hissettim ana karakter için.... İşinde iyi yerlere gelmek için verdiği mucadele,başarısını anne babasına kanıtlama isteği ve geçişler...
Evet kitap başta sizi zorluyor, noluyor şimdi diyorsunuz... Nerden nereye geçti de diyebilirsin... Ama çok sorgulamadan devam ederseniz o günlük olaylar ile iç yaşamında ki acıları, yaşanmamışlıkları, yarım kalmışliklari... Bir seçim yaparken nelerden vazgeçtiğini daha iyi anlıyorsunuz....

✔️ Bu kitabı okumama vesile olan Can'ım Mine'me teşekkür ederim 🙏🏻 🌸 ❤️ Veeee beraber okuduk; Mine, Zelis, Ümran ve ben... 🙏🏻 ❤️


Veeee Dickens serisinde sona doğru geliyoruz. Bu ay ki #mineilebirlikteokuyoruz etkinliğimizin kitabı "David Copperfield" idi. Kelimelerle umut yazan bir yazar #charlesdickens
David Copperfield ile hem yalnızlığı, hem ayakta kalmayı, hem dostluğu, vefayı hem de hayatta iyi şeyler de oluyor hissini yakalıyorsunuz.....
Her ne kadar hayatının daha başındayken annesiz-babasız kalmanın zorluğunu okurken içiniz üzülseniz de, sonrasında hayatına giren kişilerle, doğru yöne ilerleyen bir yaşam okudum.

✔️ Ve bence "İki Şehrin Hikayesi" nden sonra bu kitap muhteşemdi... Evet hacim olarak çok kalın ama okurken sayfalar nasıl da akıyor anlamıyorsunuz bile....

4.4.22

Biten Kitaplar 📚


 #evinkızları

Bir solukta okuduğum ve sevdiğim bir roman oldu. Tabi yer yer boşluklarda yok değildi ama kitaptaki akış yine de iyiydi. Değişik yazarlar ve kitaplar okumayı seviyorum. Bu kitabı da İmge Yayınları'da her indiğimde  görüyordum. Sonra çok sevdiğim bir arkadaşım okuyup, yorumlayinca, almak farz oldu. ✌🏻 

📍 Michéle Roberts'in cesur ve zengin düşgücünün ürünü olan Evin Kızları aynı yaştaki Fransız ve İngiliz kuzinler Therese ile Leonie'nin, savaştan sonra büyütüp yetiştikleri eski Normandiya evinin kalın duvarları içinde geçer. Ebeveynlerin ve hizmetçilerin suçlu sessizlikleri ile örülü gizemli bir atmosferde kendi incelikli fantezilerini kuran kızlar ormanda gömülü buldukları yıkık bir türbe yoluyla, farkında olmadan köyün gizini ve derin bir utancı ortaya çıkarırlar. Bu olay ilerideki yıllarda da peşlerini bırakmayacaktır.

Michéle Roberts'in incelikli ve aynı zamanda çarpıcı üslubu romana ayrı bir özellik kazandırıyor. Evin Kızları 1992 Booker Ödülü´ne aday gösterilmiş, Nadine Gordimer, Jean Rhys, Doris Lessing gibi yazarlara verilen WH Smith Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır.


Ah! Yine kafamda deli sorular.... Voltaire okuyupta, zihnin uslu durması ne mümkün..... 🤔😒🙄🧐

Yine hiciv sanatı ile din, din üzerinden aldatmaca, popüler düşünce tarzına oklarını yönelttiği bir kitap.... Safdil....

Okurken yeni dünya da çok az şeyin değişmiş olması da şaşırtıcı....

Kızılderililer tarafından büyütülen Safdil'in boş ve saf bir beyin ve yürekle din ile tanışması, sorgulaması... Okudukları ile çevresinde gördüğü davraniskarjn ve yorumların örtüşmedigini gören Safdil'in şaşırması, bunu dile getirmesi.. Getirince de çevresi tarafından yargılanması.....

.vs...bir sürü yazılacak cumle ve düşünce ile bitti #safdil

📍 📍 📍 📍

Mesela kitapdan bir alıntı ;

... Erkeklerin özgürlüğü ile kadınların şerefini bu kadar kolayca harcayabilen mühim ve yarı mühim adamların karakteri üzerine derin düşüncelere dalmış olarak çalışma odasından çıktı.... "

📍 📍 📍 

Görüyorum ki burada her gün kitabınızda yer almayan bir sürü iş yapılıyor, fakat kitapta söylenen hiçbir şey yapılmıyor...

📍📍📍

Okumadıysanız mutlaka okuyun diyeceğim kitaplardan oldu. ✌🏻


Bayadır merak ediyordum bu kitabı.

📚 Bir edebi metnin özellikleri nelerdir? Hangi unsurlar bir metni edebi eser olarak okunmaya değer kılar? Karakteri tipten ayıran incelikler nasıl ortaya çıkar ve esere nasıl bir zenginlik katar? Bir kullanma kılavuzu ile bir edebi metni birbirinden ayırt eden noktalar nelerdir? Diyor nette kitap için.

📚 📖 📚📖📚📖📚📖📚📖Açıkçası beklentimi karşılamadı. Evet bilindik eserlerden yola çıkmış ama analiz yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlamadım. Örneğin en son "Büyük Umutlar" kitabını bitirdim. Bu kitapta da yer alıyor ama bildiğiniz özetini verip, ara ara açıklamalar yapıyor ama siz başka bir kitap okurken nelere dikkat etmeniz gerekiyor belirli değil. Belki de bu kitabın böyle olması gerekiyordur. Çünkü daha önce bu tarz okumadım. Ama bildiğim bir şey varsa öğrenmek istediğim şey bu değildi. Karakter analizleri, mekan analizler nasıl yapılır gibi beklentim vardı.

Nette biraz araştırdım, seveni çok fazla kitabı. O yüzden okumak istiyorsanız, imkaniniz olursa almadan önce ön okuma gibi bir şey yapın derim..... 

20.3.22

Biraz bizden biraz kitaplarımdan....Hayata Dair..

 Bu sene kar-a iyicene doyduk sanıyorum.....Hele geceleri o pencereden, sokak lambasından görünen manzara; muhteşemdi.

O kadar özlemişiz ki karda oynamayı, gece çıkıp kaydık, kaynımlarla kar savaşı oynadık, Yoğurtçu parkına yürüdük.... içimizde ki o çocukça sevinci hissetmek çok iyi geldi. :))

Mart ayına yoğun başladık, ne zaman bugüne geldik anlayamadım.... Artık masa tenisini de haftada altı güne çıkardılar. Bize kaldı bir pazar günü........😳 

Gün be gün büyüdüğüne şahit olmak çok enteresan bir duygu..... mesela artık esprileri daha bir değişti, büyüdü, her şeyin daha da bir farkında.... yorumları, bazen verdiği fikirler derken....zaman akıyor...

Bu hafta haberlere hiç bakmadım, çevremden ve İg'de gördüğüm kadarıyla savaş devam ediyor...... can sıkıcı bir durum..... Allah Yar Ve Yardımcıları Olsun...keşke diyorum elimden bir fazlası gelse....

Okuma grubu arkadaşlarımızla "KURTLARLA KOŞAN KADINLAR" kitabını bitirdik. Bölüm bölüm okuyup, konuştuk. Bazı kitaplar beraber okununca daha bir anlaşılır ve içe dokunur oluyor. Bu kitapta böyle..... Her ne kadar masal ve mitolojiden alınan hikayeler olsa da...öyle yerlerinize dokunuyor ki... hele bir de içselleştirirseniz; ruhunuza şifa oluyor...🙏

Aldığım notlardan bir bölüm;

Dün akşam ki KKK toplantımızın konusu; Özel araziyi belirlemek: Öfkenin ve bağışlamanın sınırları idi.
Hepimiz için çok önemli bir konu. Çünkü içimizde, kızdığımız, kırıldığımız, öfke duyduğumuz, anlamlandıramadığımız bir çok duygu oluyor. Ve bunlar hepsi de bir yük aslında..... Bağışlamak karşı tarafla ilgili bir durum değil aslında, kendimizle ilgili bir durum. Eğer bunun mantığını anlar ve hissedersek, işte o zaman ruhumuz hem bedenen hem zihnen özgür kalır....
Kitabın bu bölümünde çok çok güzel anlatmış Clarissa P. Estess.. Tabi bursa şu yanlış anlaşılmasın; her şeye tahammül etmek anlamında değildir; bağışlamak ve öfke kontrolü.... Sınırları belirlemek ve kontrol etmek...
Mesela demiş ki;
📍 Duyguların dengeli bir şekilde değerlendirilmesi kesinlikle bir kendine - saygı duyma işidir.
⚖️ Düşüncesiz ve denetimsiz öfkenin ötesinde bir hayat vardır.
📍Bağışlamanın esas önemli kısmı başlamak ve devam etmektir. Gerçekten her şeyi anlayabilseydik, her şey daha bağışlanabilirdi.
📍Ancak, gerçekten iyileşmek için kendi gercegimizi söylemeliyiz; sadece pişmanlığımızı ve acımızı değil, bize zarar veren, bizde kızgınlıklar, nefretler doğuran ve kendimizi - cezalandırma ya da intikam arzusunu uyandıran şeyleri de hesaba katmalıyız. Bağışlama bir yaratma eylemidir. Bunu yapmak için zamanla değerini kanıtlamış birçok yoldan birini seçebilirsiniz.
📍Bir bakımdan, hayatı eziyetler içinde geçen ve bunu beynine iyice kazıyan bir kadın, kesinlikle tahmin edilemez bir derinliğe sahiptir.
📍Hayatlarımızda, genellikle de orta yaşlarda, ister acı verici olsun, ister olmasın, karar vermemiz gereken bir an gelir ve bu karar, gelecekteki hayatımızın muhtemelen en önemli psişik kararıdır. Kadınlar bu noktaya çoğu zaman otuzlarının sonun da ya da kırklarının başında ulaşırlar. Kulaklarına kadar her şeyle dolu oldukları bir noktadadırlar ve artık " bıkmış" lardır, "Son damla bardağı taşırmış" tır ve "bitip tükenmiş"lerdir....
📍Saygısızlığa, tehdide, incinmelere karşı derin tepkiler göstermek, sağlıklı içgüdüsel psişenin görevidir. Yürekten tepkiler, ruhun ve psişenin ortak  noktasıdır.

 

Ve Regaib Kandili'nde de "MESNEVİ" ye başladık. Her gece yarım saat ne kadar okuyabilirsek okuyoruz ve sonra kendi içimizde düşünüp, nefsimize sorular soruyoruz. Telegram üzerinden yazışıyoruz ve her kitap bitiminde de sohbet açalım dedik.

Benim 3.okuyuşum ama sanki ilk kez okuyor gibiyim. Her seferinde içimde bir yerlere dokunuyor ve şifa oluyor. İlk okumam da hızlıca okumuştum sadece kelimelere hakim olmak için. Çünkü öyle roman gibi hızlıca okuyayım, bitsin diyebileceğiniz bir kitap değil... Ve her okuyanda da farklı kapılar açan bir öğreti. Evet Mevlana hakkında bir sürü spekülasyonlar ve söylemler var... Bana göre sizin olaya nerden ve nasıl baktığınızla ilgili.... Sonuçta hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir ve her söylenen de doğru olmuyor....

Hadi biraz da bitirdiğim kitaplarımdan bahsedeyim. :)


 

Prospero Kitaplığı/8.kitap #semenderlerlesavaş

Semender Savaşları olarak da tercüme edilen Newts ile Savaş, Çek yazar Karel Čapek tarafından 1936 hiciv bilim kurgu romanıdır. Pasifik'te, başlangıçta köleleştirilmiş ve sömürülen akıllı bir semender türü olan denizde yaşayan bir ırkın keşfiyle ilgilidir. Wikipedia (İngilizce)
📍 1936 yılında yayınlanmış bir kitabı okurken... Sanki bir kaç sene sonra biz yaşayacağız hissi uyandırması hem ürkünç hem de inanılmaz..... 🦎 Biraz yazarın hayatını okuyunca şöyle diyir; 20. yüzyılın önemli Çekoslovak yazarıdır. Adı Karel Çapek olarak okunur. Yaygın kullanımı ile robot kavramını ortaya atan kişi olarak bilinir.
🦎🦎🦎🦎🦎🦎
Yükselen Nazizm’in ayak seslerinin gölgesinde yazılmış olan Semenderlerle Savaş, insan ırkının kendi yarattığı “öteki” ile olan kavgasını, şiddeti ele alırken, açgözlülük, para hırsı, ticaret kaygısı nedeniyle “akılcılık”tan akıldışına nasıl kolayca savrulabildiğini gösteriyor.
🦎 Aklıma kitabı okurken, "Ben, Robot" kitabı da geldi. Gün geliyor ve insan elinden çıkan bir çok robot veya semender bize savaş açıyor..... Kitapta son bölüm var ki... Of diyorum... Her şeyi çok iyi anlatmış aslında.....
Bir grup Canım kız arkadaşlarımla okuduk, sohbetini yapicaz.... Bakalım daha neleri konusucaz. Alt metni fazla olan bir kitaptı çünkü.... 📖 👌🏻  



Mis gibi kar eşliğinde, ruhuma o kadar iyi gelen bir kitap okudum ki....
Okuduğum Sufizm üzerine kitaplar arasında bu kitap başı çekiyor. Özellikle anlatıcının sade anlatımı ve kendi deneyimlerinden yola çıkarak paylaşımları içiniz de bir yerlere dokunuyor ve sizde de kapılar açıyor. Çünkü bu yola baş koyduğunuzda süreklilik, azim ve istek çok önemli 🙏🏻
Bir önemli detay da içinize dönerken hayattan, yaşamdan vazgeçmeniz gerekmiyor, bunu bilmek, uygulayan birinden okumak da iyi geliyor ✌🏻
Hani hep denir ya; öğrenci hazırda öğretmen onu bulur diye... İşte! Bu kitap tam da bunu anlatıyor bir nevi..... Ve mutlaka okuyun diyeceğim bir yol gösterici kitaplardan....
📍 Kitapda ki anlatıma gelirsek, anlatıcı da bazı yaşadığı olaylar sonrası ve içinden gelen bir dürtü ile arayışa giriyor ve sonrası karşılaşmalar, meditasyon, dersler derken bu süreçte yaşadıklarını anlatıyor.
⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️
Suflzm, İslam'ın mistik kalbidir ve batini yüzünü ifade eder. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve daha niceleri bu ekolün I temsilcileridir. Her biri eserleriyle ve yaşam biçimlerimle insanlığa | ışık tutmuş kişilerdir. Elinizdeki kitabın amacı, işte bu kapıyı aralayan bir kişinin gördüklerini |sizlerle paylaşmasından ibarettir. Ancak kitabın belki de en Önemli tarafı, konuyu teorik olarak ele almaktan çok, pratik uygulamaları aktarıyor olmasıdır.
#sufizm #ogreti #ruhaiyigelenkitaplar

 
 

 
Bu kitap "erken dönem yazılan yazılar" dır bir nevi. Hatta sunuş kısmında şöyle bir cümle okudum :
"Metinler, yüksek sesle okudukları veya müzik eşliğinde terennüm edildikleri için tekrar ve kalıplar içermektedir. Metin içeriğine zor uyum sağlayan ve günümüz okuyucusu tarafından tam anlaşılmayacak kalıplar sıkça kullanılmaktadır. Bu destanlar, okunmak için değil dinlenmeleri amacıyla yazılmıştır... "
📍 Nacizane fikrim eğer bu tarz okumalar seviyorsaniz, tek kitap ile kalmayın bir çok bu tarz kitap okuyun, masallar dinleyin veya okuyun. Çünkü tek başına hadi bu kitabı da okuyayım derseniz havada kalabilir. Bir çok söylem aklınıza yatmayabilir. Zati çevirmenlerin de dediği gibi okurken tekrar kısımları aklınıza hep anlatım olarak gelsin.....
Bir de okurken anladım ki, doğamız da hep Bi korku var... Hangi zamanı anlatırsa anlatsın destanlar insan olarak yakınma, korku, büyüklüğüne göre davranma... Savaş isteği, sahip olma isteği vs... Hep var!
📍📍📍📍📍📍📍📍📍📍

MÖ 22.-17. Aşağıdakia tarihlenen pek çok nüshaya göre, Mezopotamya'da destanlarıyla öne çıkan üç büyük Uruk küçük Enmerkar, Lugalbanda ve Gılgamış'tır. Elinizdeki eser, Sümer Kral'nde Uruk kentini kurduğu ve 420 yıl boyunca devam eden saldırı projesi Enmerkar ile Ur kentinin hakimiyetine girmeden önce 36 yıl boyunca devam eden oğul kral Lugalbanda'nın destanlarını oluşturun. Enmerkar'ı konu alan “Enmerkar ve Aratta Kralı” ile “Enmerkar ile Ensuḫkešdana”; Luganbanda'yı konu alan “Lugalbanda Dağ Mağarasında” ve “Lugalbanda ile Anzud Kuşu” destanları Sümerceden çevrildi ve Türkçede ilk kez Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nde okurla buluşuyor 


 
Nerede kalmıştık? 🤔🙄
Bâbil... Her dönem esprilere, hikayelere konu olan destan..
Arka kapak yazısı özetlemiş demek isteyeceklerimi... üstüne diyeceğim tek şey.... Dünya ve Yaratılış bir mucize... Görmek isteyene, duymak isteyene ve farkında yaşayana... Gerisi teferruat 🙃😉


Evrenin, dünyanın, kozmik bölgelerin ve insanın yaratılışı, ardından da tüm bunları yaratan Bâbil tanrısı Marduk’un diğer tanrılar tarafından zikredilişini içeren bu destan, Gılgamış Destanı ve Bâbil Hemeroloji Serisi’nden sonra en iyi bilinen Mezopotamya eserleri arasında yer alır. Bu destan okullarda, tapınaklarda, yılın belli günlerinde belli ayinlerde okutulan kutsal bir kitap, edebi bir yapıt aynı zamanda da bir kültür hazinesi olarak Bâbil’de, Bâbil Devleti’nin Tanrı Marduk’u temel alan dini, kültürel ve siyasi mirası sayesinde de tüm Mezopotamya’da büyük saygı görmüştür. 
 

 bu kitabı Bi Mukaddes Kitap olarak değil de yol gösterici olarak okursak daha iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü ye yer kitapta bazı cümleler biraz kutsal kitaplara yakın cümleler....
İnce bir çizgide aslında anlatılanlar... Sizin nasıl okuyup, anlamak istediğinize bağlı bence. O yüzden bu düşüncemi de yazmak istedim.
Kitaba dönersek, kendi ruhsal düşüncelerimize bir nevi yoldaş oluyor.....insanız, beşeriz elbet oluyor kaygılarımız, korkularımız, hırslarımız... Ve bizi hayat yolunda aslında bu duygular tökezletiyor ve kitap da bunu öyle cümlelerle anlatıyor ki.... Seviyorsanız bu tarz okumaları bu kitabı da seversiniz.
Daha önce hiç görmemiştim. Bu kitabı okumama vesile olan arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim. 🙏🏻❤️🌸

Bu kitap, "MİRDAD’IN KİTABI"dır; derman arayanlar için
bir deniz feneri, sığınmak isteyenlere bir limandır.
Mirdad’ın Kitabı, sayısız okuyucunun yüreğine dokunmuş bu muhteşem hikâye, bir insanın bilincini genişletmenin ve içindekini ortaya koymanın nasıl mümkün olabildiğini yeni nesillere de gösteriyor.
Kitap, temelde Mirdad ile öğrencileri arasındaki diyaloglardan oluşuyor. Bu diyaloglar, Sunak Tepesi’ndeki Nuh’un Gemisi’nde göreve hizmetkâr olarak başladığı sırada geçmektedir. Diyaloglar, Mirdad’ın baş öğrencisi Naronda’nın anlatımıyla, daha çok soru cevap şeklindedir.
Bu kitap dünyanın en büyük spiritüel edebiyat klasiğidir #mirdadınkitabı

30.11.21

Biraz Kitap, biraz biz

Selaaammmm :)
Bu ara tatil ne zaman bitti anlamadım 😬
Umay ile kosturmaca ya devam ettik. Biraz dışarısı biraz kursları derken hafta bitti. Tenis dersleri okul olmadığından daha erken saate çekildi. Oyle olunca da gün bölünmüş oluyor.... 
Okullar açılınca da benim tatil başladı 😁
Bu hafta alerji testi vardı Umay Kızın. Neyse ki besin alerjisi çıkmadı, bir test daha kaldı, onuda yaptırınca belli olacak sanırım. Ekim ayıydı, hafif öksürüğü vardı, malum okullar açık olunca... Ben de bebe aspirini vereyim en masumu o diye düşündüm. Birde şöyle bir şey var bizim evde ağrı kesici dışında ilaç yoktur. Çok şükür Umay'da hastalanan Bi çocuk olmayınca gerek de görmedik... Bu gün doktor başka bir doktor arkadaşına bizim kızı anlattı, hiç ateş düşürücü, ağrı kesici kullanmamış bu çocuk diye :)) 
Tabiki ufak tefek nezle oluyor ya da öksürüğü... Lakin balgam da çıkartan biri olduğundan, alt solunum yoluna inmeden doğal yolla iyileşiyor. Çok şükür bin şükür diyeyim 🙏🏻 darısı tüm çocuklara... 
Yazmadığım süreçte hep aklıma buraya yazmak geliyor lakin yazacağım dediğim şeyleri unuttum.... Demek ki aklıma geldiğin de buraya da not almalıyım ki, yazmaya başladığımda kolaylık olsun. 
Kulüp dizisini izledik, çok beğendik hele o şarkı söyleyen çocuğa bayılıyorum, mimiklerine, tavrına. Çok başarılı... Damızlık Kızın Öyküsü'nde de 4.sezona geldim. İzledikçe tedirginliğim artıyor. Neden olmasın diyorum. Düşününce doğurganlık çok azaldı, sebebi bilinmeyen kısırlık da fazla... Dünya' da bir döngüye girdi, her olumsuzluk bizim nesili buldu..... 
Neyse efenim enseyi karartmayalim dimi.... 
O kadar güzel kitaplar okudum ki sizinle de paylaşayım. 
Selam ederim çok 🌸


Ne zamandı hatırlamıyorum ve hangi kitaptı emin olamıyorum lakin bu kitabın okunması gerektiğini okumuş ve listeme eklemiştim, 🙈 tabi keşke dedim yanına not alsaymışım... Neyse...
#michselkohlhaas kısa ama öz bize ⚖ adalet duygusunu, mücadele duygusunu anlatan bir kitaptı. Ayrıntı Klasikler'den çıkmış bir eser. Ayrıntı Yayınları hem kapak tasarımı hem çevirisi hem de seçtiği eserler adına biz okuyucu yanıltmayan bir yayinevi.... 
⚖ ⚖ ⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
Kitap 1811
 yılında basılmış...Alman tüccar Hans Kohlhase 1532'de Leipzig panayırına giderken, bir Sakson soylusu iki atına el koyar. Kendisine tazminat ödenmesi için mahkemeye yaptığı başvuru sonuçsuz kalınca, tüm Sakson soylularına açıktan açığa meydan okumaya başlar... .
⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
📍 Tabi o zamandan bu zaman değişen şeyler olduğu kadar değişmeyen durumlar da var. Mesela bir tanıdığınız varsa, hele de güçlü bir tanıdıksa, bir adım önde olabilmeniz gibi....
Velhasıl çevirmene teşekkürü bir borç bilirim.... #figensilekosebay #heinrichvonkleist


Yazari ilk #ustailemargarita kitabı ile tanıdım. Çok da merak ediyordum. Yalnız ilk tanışma kitabı olmamalıymış onu anladım. 😁
🐶 Sonrasında #köpekkalbi kitabını okudum. Bazı insanlar sizi okurken hayran bırakır. Bence #mihailbulgakov da öyle. Yazdığı dönemde çok cesurmuş ve insan bakışıyla hayvan bakışını birleştirip hem eleştirmis hem de iki taraflı bir bakış açısı sunmuş.
Köpek Kalbi kitabında da bir doktorun deneyi sonucunda, köpek-insan karışımı bir canlının yaşama karışması sonrası olayların gelişimi... Var olma savaşı her iki taraf içinde hep Bi muamma sanırım 😒
Bu hiciv kitabın arka kapak yazısı da şöyle ;
Bulgakov Köpek Kalbi’nde sokak köpeği Şarik’in öyküsünü anlatır. Dünya çapında bir bilim insanı olan Profesör Filipoviç, evine götürüp beslediği Şarik’i ameliyat ederek, er bezlerini ve hipofiz bezini adi bir suçlununkilerle değiştirir. Köpek arsız, yüzsüz, şehvet düşkünü ve kaba saba bir insana dönüşür. Şarik insan haliyle profesörün hayatını cehenneme çevirse de, Sovyet bürokrasisinde kendine bir konum edinebilecektir.
Komünistlerin küçük burjuva değerlerinin üstünde yeni bir Sovyet insanı yaratma ideallerini hicveden Köpek Kalbi, Bulgakov’un en çok tartışılan yapıtıdır.

10.11.21

Biraz biz biraz kitaplarım....

 Ah! O siren sesi nasılda gözümde yaşlara sebep oluyor.....

Kızın okulunda anma töreni vardı. Sabah oradaydık..... Gerçekten de düşününce, kalplerde bu sevgi olunca, başka bir anlamlı bugün....

Allah razı olsun Atatürk ve silah arkadaşlarından, nur içinde uyusunlar....... O kadar çok şey borçluyuz ki şehitlerimize, bu topraklar için savaşan atalarımıza, kadınlarımıza, çocuklarımıza......

Okulumuz önemli gün ve haftaları gününde yapma konusunda çok iyi... Şanslıyız. 

Yine yoğun bir haftayı bitirip, yoğun yeni haftaya başladık ma aile.... 😁 Cumartesi Umay'ın dersi sonrası, ne zamandır aklımda olan Kanlıca'ya gittik. 

Meşhur "Kanlıca Yoğurdu" yedik. Başta biraz değişik geldi Umay Kız'a. 😁 Sonra sevdi tadını. Sokak aralarında dolaştık, sahilde yürüdük. Oradan öğretmenevine geçip yemeğimizi yedik, sonrası hop eve dönüş. :) 
Pazar günü sınıf kahvaltısı programı vardı. Fenerbahce Khalkedon'a gittik. Bence özellikle böyle toplantılar, buluşmalar için mis gibi, temiz, büyük ve uygun bir yer. Geçen sene Pandemi nedeniyle neredeyse kimse kimseyi tanımıyordu. Böyle iyi oldu. Hatta anneler olarak kahve içme planları yaptık 😉

Hafta sonu yoğun geçince pazar akşamı resmen pilimiz bitmişti. Ödevler, banyo yemek sonrası cumburlok yatak.... 😁 Haftaya ara tatil, iple çekiyoruz. Biraz olsun dinlenmiş olacaklar baba kız. Akşamları yine tenis devam edecek ama sabahları erken kalkmak yok en azından. 😁 

Bu ara yine çok güzel kitaplar okudum. 

📍 


Yalnız baştan diyeyim biraz depresif bir kitap o yüzden okurken ruh haliniz eğer biraz içe dönükse bu kitap sizi biraz sıkabilir veya zorlayabilir. Onun dışında konusu itibari ile tespitler, iç konuşmalar bir harika idi.....

🍂 Başlarda biraz kafa karışıklığı olsa da okudukça bazı taşlar yerine oturuyor. En çok etkilendiğim ise; Malina'nın ve anlatıcının kendini tanıması, iç sesi ile yaptığı konuşmalar, yorumlar ve olaylara bakış açısı. Elbet savaşı, zorbalığı görmüş insanların, toplumların bazı açılardan daha içe dönük olması ve kapı tıkırtısından bile ürkemsi çok normal.

🍂 Birde "varoluşsal bir sorgulama" kitabı aynı zamanda.

🍂 " Yaşayacak bir Niçin'i bulunan, hemen hemen tüm Nasıl'lara dayanabilir." der yazar... Çevirmene teşekkürü borç bilirim 🙏🍁 #ahmetcemal

📍 

O kadar uzun zaman olmuştu ki kafka okumayalı.... Yine azıcık kelimelerle dünyaları anlatmış cezasömürgesi ile.... Adı belirtilmeyen bir adada alışılmadık bir karmaşıklıkla tasarlanmış bir ceza aygıtını iş başında incelemekle görevli bir gezginin gözünden aktarılan öykü, savaş yıllarının şiddetini, totaliter rejimlerin irrasyonelliğini ve bireyin otoriter rejimler karşısındaki çaresizliğini anlatan gerçeküstü bir fabl. 

Kızı kurs çıkışları beklerken yanıma genelde ince kitaplarımdan alıyorum ki hem taşıması rahat oluyor hem de o bir buçuk saat içinde bitiyor 🙈😁

#volga kitabı da öyleydi, alın çay ya da kahvenizi ve Bi bakmışsınız kitap bitmiş. Solame'nin en güzel yanlarından biri okurken o tasvirleri size de hissettirmesi 😊

Bu kitapta da gemide başlayan ve gemide biten bir flörtü anlatıyor. 16'sında gencecik bir kız ile doktor bir adamın duyguları....

Daha da anlatmayayım kitap yeni sayılır... Okuyacak olanlarınız vardır. 😉 #louandreassalome

27.9.21

Biraz Bizden Biraz Kitaplarımdan...

 Selam, nabersiniz?

Biz de durumlar aynı. Haftaiçi okul hafta sonları da hava güzelse açık alan oturmaları. 

Okul iyi gidiyor, şimdilik bizim sınıfta covid vakası görülmedi, ama 2.sınıflardan iki sınıf kapandı. Hatta o sınıflardan birinde arkadaşımın oğlu okuyordu ve önce çocuk covid oldu sonra hepsi geçirdi. Allah'tan aşılı idiler de hastanede değil evde geçirdiler bu süreci. Elbet çok ağrıları olmuş.... Zor bir süreç..... 

Tabi okul olunca, resmen hayatımız düzene girdi..... hatırlarsanız "erken kalkmak istediğimden" bahsederdim :)

Tabi sabah yedide uyanınca akşamda en geç birde yatıyorum. Çoğu zaman oniki gibi... nasıl iyi geldi vücuduma, ruhuma anlatamam... şimdi ki hedefim sabahları 06:00'da uyanmak.... 

Biz MüzeGazhane'ye bir dadandık ki anlatamam.... :) havalar güzelse kızlarla kızlarımızı alıp soluğu Gazhane'de alıyoruz... ( yalnız cümle de pek kafiyeli oldu 😁)

Haftasonları da genellikle akşamları canlı klasik müzik dinletisi oluyor, gösteriler ve gündüzleri de atölyeler var.... o kadar özlemişiz ki böyle şeyleri...... resmen belediye can evimizden vurdu bizi :))

Tabi benim favorim "kütüphanesi" ve o kütüphane de yeni basım kitapların bile olması.... o kadar istiyordum ki evime yakın kütüphane. Elimde ki kitaplar bitsin, okumak istediğim kitapları oradan alıp okumak istiyorum.... bide akşam 9'a kadar açık, oh misssss :)

Tabi gündüzleri bana kalınca kahve kitap ikilisi de bana eşlik ediyor :)

Gelelim okuduğum kitaplara, yalnız şunu demeden edemeyeceğim bu ara okuduğum kitapların hepsini çok beğendim....  

 


 

Bir Kutu kitap seçkilerinden biri idi #delioyuncak ...
Yeni yazarlarla tanışmak çok heyecanlandırıyor... Roberto Arlt'da benim için öyle. Tabi kendisi yeni bir yazar değilmiş.....bu okuduğum roman 1926 yılında yayınlanmış... Aynı zaman da otobiyografi özelliği de taşıyormus...
Konusuna gelirsek, biraz haydut hikayeleri biraz okumayı seven ama okuyamayan Astier'ın yaşadıkları, çelişkileri, sefil yaşamdan kurtulmak için başvurduğu ve sonrası pişmanlık duyduğu çeteler... Ve sonunda içinde bir dengeye ulaşma yolunda adım atması....
📚📚📚📚📚📚📚

Arlt’ın bu ilk romanı, haydutluk hikâyeleri dinleyerek ayrıksı duygular içinde büyüyen genç Silvio Astier’in zorluklarla dolu sefil yaşamından kurtulma mücadelesini dört bölüm halinde anlatıyor. Hayata “kaybeden” olarak başlayan Silvio bir çıkış yolu arar. Herkesi kendine hayran bırakan icatlarıyla, “deli oyuncak”larla kırmak ister bu yazgısını. 20. yüzyılın başlarındaki Buenos Aires’in kaotik sokaklarında; haydutluktan azizliğe uzanan yolculuğunda kendisine eşlik eden güvenilir kılavuzu, çocukluğundan beri yanından ayırmadığı kitaplardır. Onu kütüphane soygunu yapmaya götürecek kadar tutkuyla sevdiği kitaplar…

                                               📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮

 

Dag Solstad, bazen küçük olayların ve insanların olaylara bakışını ve içinden geçenleri öyle iyi anlatıyor ki... Bu kitabında da Norveç'de öğretmenlik yapan bir öğretmenin, derste siyasi bir atıftan yola çıkarak, istem dışı kendisini siyasi olayların içinde bulmasını anlatan bir kitap. Anlatımı ve akışı iyi ama ben siyasi anlatımları okusam da bir yerden sonra sıkılıyorum. Çünkü o dönemleri pek bilmiyorum yani yazarin anlattığı, 1960'lar ve sonrası, dünyada ki siyasi değişimler, kurulan partiler ... Propagandalar vs... Çok ilgimi çekmediginden kitap da bir süre sonra ilerlemiyor bende...tabi bu benle alakalı.
O yüzden bu kitaba da haksızlık etmek istemem....

 

📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮

"Hayatımın değişmesine çok az zaman kalmıştı ve ben bundan habersizdim. Yaz sonu kanser olduğumu öğrenecektim. Bütün bunların öncesinde yaz kötü başlamıştı. Sebebi özel hayatımdı. Hatta bizzat kendim. Bir anlamda geçmişim.”
📚 Öyle çok okumak istiyordum ki Şebnem İşigüzel kitapları....
Kalemini ve anlatımını sevdim...
#iyilik kitabını okurken rahatsız eden tek şey; devamlı ders veriyormuş gibi araya denk gelen cümleler.... Evet hayat tecrübelerle şekilleniyor bir nebze ama fazlası yoruyor sanırım.... Altını çizdiğim çok güzel cümleleri de vardı. Zati sıra da diğer kitapları var.... Kalemini sevdim....☺️
🌧️ Okurken hep aklıma gelen şey; hayatta hiç bir sır, gizli yapılanlar gizli kalmıyor.... Bir gün geliyor ki ortaya çıkıyor...... Vel hasıl hüzünlü bir hikâye, yaşamımızda hissettiğimiz duyguların yazıya dokulmesiydi okuduğum diyebilirim....
Bir de kapak fotoğrafı nedense biraz garip geldi, daha doğrusu bu tarz kapaklar itici geliyor bana...... Belki de başka bir yazara ait olsaydı bu kitap, almayabilirdim...🙊
Altını çizdiğim cümleler ise ;
📌 İnsanın en ağır yükü kendisi...
📌İnsan kendisine sorduğu soruların cevabını bilir ama fısıldamaz bile. Korkar bundan. Cevaplar bir kere dile gelecek olsa her şey değişecektir çünkü. Kimse değişmek istemez. İnsan ne garip bir şey değil mi?


📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮


#hadiyarıngörüşürüz
Gece uyku tutmayınca, kitabımı okuyayım dedim... Lakin bir türlü ne kitabın içine girebildim ne de bişey anladım.... Kararsız kaldığım kitaplardan biri oldu.... Evet içinde anlatılan bir cinayet ve kimin öldürmüş olacağına dair anlatılar var ama ...ama işte. ....
📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌Lloyd Wilson'ın öldürülüşü birçok şeyle birlikte, zanlının oğlu ile komşu çiftlikte yaşayan, aynı yaşlardaki bir çocuk arasında doğmaya başlayan arkadaşlığın da son bulmasına neden olur. Aradan yıllar geçer, hatta yarım yüzyıl… Komşu çocuk, neredeyse yaşlı bir adam haline geldiğinde meşum olayı tekrar hatırlar. Fakat elinde bilgi kırıntılarından ve birkaç soluk anıdan başka bir şey olmadığını fark edince gerçekleri yeniden inşa eder. Boşlukları yavaş yavaş doldurur. Yaşanmış bir zamanı tekrar kurar zihninde. Hatta öyle bir kurar ki, sonunda "kurgu" sözcüğünün somutlaşmış bir örneği çıkar. Sadece adli bir vakanın değil, hayatın boşluklarına nüfuz eden bir hayal gücünün büyüsünü sunar William Maxwell.
"Okuyanın, bir gün tekrar okumak isteyeceği kitap" olarak nitelenen Hadi, Yarın Görüşürüz'ü #ÇiğdemErkalİpek Türkçeleştirdi.
📌 Diyor arka kapakta.... Belki ilerde bir şans daha verip kendime, okurum. Şimdilik...düşüncem böyle..
Siz okumuş muydunuz?

📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮📚🕮

Öyle güzeldi ki anlatım, hayranlıkla okudum #çingene kitabını.... Aydın görüşlü olmak, saygılı bir kişilik vs... Hiç bir döneme bakmıyor bence....
Hayatını okuduğumda da Ahmet Mithat Efendi'nin dönemine göre ne kadar da ileride düşündüğünü fark ettim.
Özellikle kitapta bahsi geçen, sosyolojik durum, doğduğu coğrafya, yaşadığı mahallenin tahvilleri, yorumları ile kısa ama öz güzel bir kitaptı....
Bu arada MüzeGazhane kütüphanesinden aldığım kitabı... Veeee öyle iyi ve güncel kitaplar var ki kütüphane de haberiniz olsun. Teşekkürler size de #müzegazhane