Hasan Ali Toptaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Ali Toptaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.5.19

Günden Kalanlar, Biten Kitaplar...



 Selam. Bugünler de iyiym çok şükür. İlaçlar anca etki etti sanırım.... Artık başka çözümler de bulmam lazım. bir ay sürüyor bu alerji ve günlük yaşamımı çok etkiliyor...

Geçenler de İnsatgaram'dan severek takip ettiğim bir arkadaşım Sibel bir paylaşım da bulundu ve " mutlaka izleyin" demişti.
Netflix Belgeseli olan "Brené Brown: Cesaret Çağrısı"

 1 saatlik bir anlatı belgesel. En çok hoşuma giden ise; kendimizi, olmaya çalıştığımız halimizi değil olduğumuz halimizi sevmemeizi kabul etmemizi ve ona göre yön vermemizi demesini sevdim.
Özellikle "kırılgan" halimiziden utandığımızı, aslında "cesaret, cesurluk ile kırılganlığın" beraber hareket ettiğini anlattı. Çoğu kabul etmese de dedi... asıl başarı asıl önemli olan düşüp tekrar ayağa kalkmamız ve acımızı, bizi kıran şeyi özetle dibine kadar yaşamımız gerektiği idi... Eğer seviyorsanız böyle mini belgeseleri hem güldüren hemde sorgulatan belgeseli izleyin derim...
Tanıtımında ise şöyle yazyor;

Brené Brown yetersizlik, korku ve belirsizlik tarafından sınırları çizilen bir kültürde, cesareti konfora tercih etmenin bedelini mizah ve empatiyle tartışıyor.

 Okumayı çok istediğim kitaplardan biri idi "HİKAYECİ/ JODİ PİCOULT"

Arkadaşımdan ödünç aldım ve okudum. Sırada diğer kitapları var.
Bazı kitaplar içinizi dağlar ya işte bu kitap da öyleydi benim için. Bir de sanıyorum ki bu aralar çok fazla bu tarz kitaplar okuduğumdan... daha da etkileniyorum.
 Bundan önce de "Anne Frank'ın Hatıra Defteri"ni okumuştum.... derken bu kitap ile iyice üzüntüm arttı.
Bazen bakıyorum nete... evet bir kesim var ki Yahudilik ile bilgiler, dini bilgiler, siyasi bilgiler sunuyor...
Daha öncede demiştim, pek hatta hiç siyaseti sevmiyorum ve ilgilenmediğim için de bilgilerim hep yakın zamanla sınırlı......
O yüzden benim baktığım bakış açısı, içim üzen.... o insanların yaşamak zorunda kaldığı şartlar, gaz odaları ve açlık.......
Hikayeci kitabında da yazar Nazi Kampından kurtulan bir kadının ağzından anlatmış. Tabi kadının torunu, affedilmek isteyen bir Nazi Subayı... yaşananlar....





Hasan Ali Toptaş yine içimi dağladın be üstat....... #heba ........... Şu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da zamanı iyi değerlendirmek...
☘ Yine muhteşem bir kelime yumağı ile bize toplumsal ve bireysel hatalarımızdan bahsetmiş ama öyle ders verir gibi değil.... " hah,  işte,  aynen küçük yerlerde böyle oluyor "cinsinden anlatmış.... Yanlışı ile doğrusu ile, içe dönüp anlatmış.

.📍☘ Ziya ve Ziya'nın içindeki kederi, yaşadıklarını hiç unutmayacağım...

📍☘ okurken çocukluk işte dediğiniz ama büyüyünce nasıl da hayatınıza etki ettiğini gördüğünüz bir hikaye. Yer yer neresi rüya neresi gerçek dediğiniz de oluyor,  sonrası bir bakmışsınız hikaye akmış gitmiş.
☘📍 Aşk'ın her yerde aşk,  dostun her yerde dost ve ihanetin her yerde ihanet olduğunu anlıyorsunuz.
☘☘📍evet rahatsız edici bir hikâye,  zorlayıcı ama edebi değeri yüksek bi  hikâye...
En önemlisi neydi biliyor musunuz? Ark kapak da şöyle yazıyor ve en güzel tanımı olmuş bence; “... insanız yahu, kaybetmeye de ihtiyacımız var arkadaş, oturalım oturduğumuz yerde diyebilirdi mesela; ne var ki bunu yapamadı. Biçare çocuk, onun soluğunu kendi soluğu sanıyor şimdi; dilinde Nefise türküsüyle ortalıkta serseri mayın gibi gezinip duruyor. Farkında olmadan kaybetmenin tadını keşfetti de onu mu uzatıyor hergele bilmiyorum ki...”

Böyle işte....

Hayırlı ramazanlar, keyifli haftasonunuz olsun arkadaşlar.

22.12.17

Gölgesizler Hasan Ali Toptaş


İnanır mısınız bitmesin diye uyku öncesi ve yavaş yavaş okudum romanı.
Yazarın tüm kitaplarını çok büyük bir ilgi ile okuyorum. Türkçe'ye ve Anadolu şivesine, halkına o kadar yatkın ve bilgili ki okurken bunu sizde romandan hissediyorsunuz.

İlk "Uykuların Doğusu" ile tanıdım yazarı ve başda anlamadım kitabı. Kitap bitti ve roman sanki beynimde yaşıyordu...
Sonra diğer kitapları geldi, okumadığım bir kaç kitabı kaldı. Heba kitabı da onlardan biri....

1994 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü almış bu kitap ve aynı isim ile sinemaya da uyarlanmış. Henüz filmini izlemedim izler miyim bilmiyorum... Öyle hemen kitap sonrası filmini izleyenlerden değilimdir.

 Bu kitap ile var oluşu sorgulamış biraz da Hasan Ali Toptaş.
Bir berber var ana tema da ve bir gün ruhu daralır çıkar, kendini yola vurur.
Bir geçmiş de bir şimdi de geçer konular, o yüzden yer yer zorlasa da ana konu hep birbirine bağlıdır.
Aynalar ve aynaya yansıyan yüzlerimiz ile ilgili tespitler çok iyiydi.
Sizde hem kendinizi hem çevrenizi sorgularken bulabilirsiniz kendinizi.

Bir de yazarın en sevdiğim yönü Anadolu insanını, köylüyü öyle güzel tasvir ediyor ki... acındırmadan ama sorunlarını da es geçmeden anlatıyor...

Eğer hala benim gibi okumadıysanız bu kitabı mutlaka okuyun...

Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin. aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.

“Bir bildiğin varsa şimdi söyle derim ben. Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.”

“Hiçbir iz yok,” dedi Reşit.
Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

6.3.17

Hasan Ali Toptaş Ve Kuşlar Yasına Gider...

Daha önce Uykuların Doğusu kitabını okumuş ve neye uğradığımı şaşırmıştım. Çünkü edebi değeri yüksek bir kitaptı.
Bazı yazarlar gerçekten de ne yazarlarsa yazsın okunabilir... İşte Hasan Ali Toptaş'da benim için öyle.
Bazen anlaşılmayabiliyor yada dili ağır gelebiliyor ama bu eserin kalitesini, içeriğini etkilemiyor.
Kuşlar Yasına Gider hüzünlü bir kitap. Hatta sonlarına doğru okurken ağlayarak okudum... 

Annemle olan hastane sürecimiz ve öncesi geldi hep aklıma....

Ah Aziz Efendi sen neymişsin dedim okurken... Aslında babalar biraz gizli kutulardır, herşeyi aktarmaz, her duyguyu dile getirmezler. Bir ağırlıkları vardır onların...
Belki de babalık böyle bişeydir bilemiyorum... Anneler daha bir paylaşır evlatları ile duygularını, sevgilerini, acılarını, sevinçlerini...
 Bizim evde annemde babamda duygularını paylaştıklarından sorun yoktu.
Okurken yine de düşünüyor insan "acaba benim babamın yada annemin içinde neler saklı, neler yüklü" diye... Sonuçta paylaşılsa bile bazen biz çocuklar göz ardı ediyoruz ailelerimizin bize demek istediklerini; ve ölümsüzlermiş gibi düşünüyoruz....

Tabi kitapta ki insanlığımıza dair gitgide yok olan selamlaşmayı, yardımlaşmayı, düşene bir el uzatmayı okuyorsunuz ve giderek büyüyen şehir hayatında artık kaybolan komşuluğu ister istemez hissediyorsunuz....

Aziz Efendi tam bir Anadolu insanı ve zamanla yok olan değerlerimizi gördükçe kahrolan, üzülen bir yapısı var.... her ne kadar herşeyi dile getirmese de, aklına eseni yapsa da... bir baba...o...

Yine yazar tadı damağınızda kalacak bir kitap yazmış...
Daha fazla detay yok malum okuyacak olanlarınız vardır.

Hatta diğer kitaplarına da bir göz atın....



17.8.12

Okunan Kitaplar, izlenen filmler.... :)



  Bu aralar kendimi okumaya ve izlemeye veriyorum. Malum okunacak kitaplar çoğaldı. EE almek istediğim kitaplar da çoğaldı... Bu sebeple evdekileri biran önce okuyup listemde ki kitapları almam lazım. Buraya eklediğim kitaplar öykü kitapları olduğundan bir günde biten kitaplar. Toprak Ve Küller / Atik Rahimi İŞbankası Yayınlarından çıkan bir kitap. İndirimden almıştım. Konusu; Sovyet işgali altında ki Afganistan'da geçiyor. Baba maden ocaklarına gider çalışmaya. Geride bıraktığı anası, babası, karısı, erkek kardeşi ve erkek evladı vardır. Savaş sırasında evlerine bomba düşer ve sadece babası ve oğlu kurtulur. Ve sonrasında psikolojik olarak duymayan bir evlat ve yaşlı babası durumu oğluna anlatmak için düşer yollara. Güzel ve tarjik bir kitaptı.

 (Bu arada 40 Mektup kitabı sarmadı bıraktım arkadaşa iade edeceğim...)

Hanzade Sürgünde Bir Şehzadenin Günlüğü kitabını da Kabalcı'dan indirimden 1 TL'ye almıştım. Kitabı hazırlayan İsmet Bozdağ. Sürgünde olan  son Osmanlı şehzadesi ve ailesi hakkında tutulan günlük. Anlatım dili çok iyiydi ama özlem ne zormuş deidm okurken...
Şuan Solgun Demet kitabına başladım. H.Z.Uşaklıgil'in öykü kitabı.
Bu arada Uykuların Doğusu / Hasan Ali Toptaş kitabı da bitti. Biraz sıkıcıydı ama felsefi olarak güzel bir kitaptı. fazlasını beklemeyin romandan.


Veee Lale Ablanın blogunda okurken not aldığım yönetmenin başka bir fiilmini izledim. Köker Üçlemesine henüz başlayamadım, dvdler elime geçsin onları da izleyeceğim. 10-Ten-/ Abbas Kiarostami ve bir yönetmenle birlikte çekilen sanatsal bir film. Arabanın içinde geçiyor ve 10 öyküden oluşuyor.  İran'da yaşananlar özellikle kadınların yaşadıkları, kadınlara bakış açısı anlatılıyor. Klasiklerden izleyin derim.


Böyle işteee....... :)