Sohbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sohbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.4.18

Günce/ Bir Ruh Macerası Ayşe Şasa....

Hoş geldin Nisan , hoş geldin alerji...
Çarşamba günü hava miss açmışız camı pencereyi... kızım dedi ki anne hadi gel balkonda oynayalım.
Tabi ben hemen " ne güzel olur ( balkon sever bir annenin evladının da balkonu sevmesi önemli 😀)" dedim.
İnanın çıktık balkona o güneş nasıl geliyor içeri... ve bende bir göz kaşıntısı, batma ve kızarıklık oldu. Her şey beş dakka içinde oldu ve hemen içeri kaçıp uzun bir süre gözlerim kapalı uzandım. Çünkü açtıkça batıyordu gözler.

Sabahları hapşırık ve burun akıntısını idare ediyorum ama gözler olunca çok zor oluyor. Kızı okula bırakıp hemen eczaneye gidip ilacımı aldım. Sonrası gece de hapa başladım ve ertesi gün bugün paso uyudum, kafamı kaldıramıyorum birkaç gün. Artık ilacın nasıl yan etkisi varsa 😓

Kızın kahvaltısını ettirip ben koltuğa oda ayak ucuma geçiyor, biraz kendi oynuyor biraz tablete bakıyor bende o arada yatıyorum. Arada bir kafa mı kaldırıp kontrol ediyorum ama o gözleri nasıl zor açıyorum...
Neyse geçecek elbet.  Amma da uzun anlattım alerjiyi, okuyana da "aman yahu altı üstü alerji" diyecek; bende diycem ki çeken bilir çeken 😏

Bu haftayı da bitirdik sayılır.
Uzun bir zamandan sonra cuma akşamı kız kıza "Alaçatı ot Festivali" ne gidiyoruz tur ile.
Dönüşte hem fotoğraf eklerim hemde anlatırım size de yaşadıklarımı/zı.
Kuzenim, Sevdam ve ben gidiyoruz. Eğlenceli olacak.
En son 8 sene evvel kızlarla Eskişehir turu yapmıştık. Ah ne güzeldi o tren yolculuğu.

Kitaplardan da hemşiremin tavsiye ettiği;
BİR RUH MACERASI/ AYŞE ŞASA 
Kitabını okudum. Hayat hikayesi idi... Yaşamının zorlu dönemlerini, ailevi olaylarını ve kendisine hissettirdiklerini anlatmış. Ve kitabın başında da özellikle belirtiyor ki; bu bir şikayet değil kabulleniş ve gerçekler diye...




Ailesi zengin ve batılı yaşamı benimsemiş. Dadılarla büyümüş, fakat dadılar da sorunlu olunca ve ailesi de sorgulamayınca ağır travmalar yaşamış Ayşe Hn.
Gençliğinin bir dönemin de şizofreni hastalığı sebebi ile hastane de yatmış.
Anne babası davetler de ve geziler de...
Ananesi ve dayısı Rauf Orbay olmasa hepten sevgiye aç büyüyecek.
Bir dönem Yeşilçam'a da giriyor ama aradığını bulamayınca ve ara ara depresif halleri oluca kendi kabuğuna çekiliyor. Sonrası Bülent Oran ile evleniyor.
Hastane de yattığı süreçte Tasavvuf ile tanışıyor ve kendini adıyor resmen.
Ve tam iyileşmese bile hastalığı ile mücadeleyi öğreniyor.
Ailesinin yadırgadığı ama kendisinin huzur bulduğu dinin neden anlatılmadığına ve geç tanıştığına üzülüyor.
Kitap iç burkuyor. Ne hayatlar var dedim okurken... Ve gerçekten de çocukluk- aile kavramı çok önemli ileri ki hayatlarımız da....

 TANITIM YAZISINDAN ALINTIDIR.

Kurtuluş Savaşı’nın efsane isimlerinden Rauf Orbay’ın yeğeniydi. Batılı mürebbiyelerin elinde anadili Türkçeden önce Almancaya hakimiyet kazanarak yetişti. Ülkenin “en iyi okullarında” okudu. Yeşilçam sinemasının en önemli yönetmenleriyle birlikte çalıştı. Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Memduh Ün gibi isimlerle ortak işlere imza attı. Kemal Tahir, neredeyse manevi babası oldu. Yakın tarihin başat aktörlerinin hayatlarına yakından tanıklık etti.
Ama hep eksikliğini duyduğu bir şey vardı?
Hayatı nevrotik korkularla, şizofreni krizleriyle geçiyordu. Ta ki “yeniden doğuşum” dediği İslamiyet’le tanışana kadar. İslam’la tanışıp tasavvufa gönül verdikten sonra hastalığında psikiyatristleri hayrete düşürecek kadar büyük bir yol kat eden Ayşe Şasa ömrü boyunca yaşadığı “ruh macerasını” anlattı.
Bir zamanların şifaya muhtaç genç kadınından, bugün sözleriyle şifa arayanlara merhem olacak bilgece sözler ve yakın dönem Türkiyesi’nin geçirdiği dönüşüm öyküsü…

Hayatımın ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti… Varoluşuna sahih neden bulamayan insan; bilsin yahut bilmesin korku, endişe ve vehim içindedir. Ben bu marazî hâli, bir imtihandan geçiyor gibi ve en ağır derecelerde yaşadım… Allah hepimizi ve özellikle yeni nesilleri böylesi azaplardan esirgesin…
Şimdi şu eski koltuklarda oturuyorum ve gücümün yettiğince tefekkür ediyorum… Herkes geleceğe doğru hayal kurar; bense geçmişe doğru… Bir bahçeye yolculuk yapıyorum… Manolyalar, frenk üzümleri, yıldız çiçekleri, çimenler; tam bir cennet bahçesi…
Bir zamanlar, yani çocukluğumda öyle bir bahçenin ortasındaydım; ama o günlerde o nimetin şükrünü eda edebilme hassasiyetine sahip değildim. Şimdiki halimle; aklım ve gönlümle o güzel bahçeye dönüyorum… Çimenlerin üzerine seccademi serip şükür namazı kılıyorum. Bu benim geçmişe doğru yolculuğum, geçmişe dönük hayalim.


11.6.17

Sona Ermek Selim İleri Kitabı Üzerine...




 Perşembe günü neredeyse bizim için artık gelenekleşen Kitap Kulübü toplantımızı iftar eşliğinde yaptık.
Hepimiz bir şeyler yapıp yada alıp geldik, soframızı kurduk, çayımızı demledik ve sohbete daldık.
Geçen sene kitabı çok beğendiğimiz için fazla kitaptan konuşmamıştık, bu seferde çoğumuz kitabı yarıda bırakmış ya da okumamıştı.
Ben deniz sonuna kadar okudum yahu :)))))

SONA ERMEK / SELİM İLERİ idi kitabımız.
Daha önce hiçbir kitabını okumamış da olsam televizyondan, haftada bir yaptığı programdan bilirim kendisini. Hatta engin bilgisine, kültürüne, saygınlığına bir o kadar da hayranımdır.

Bu kitapla da başlangıç yapayım diğerlerini de alır okurum diyordum ama... yanlış başlangıç bu kitap.
Sizde benim gibi yazarın başka bir kitabını okumadıysanız bu kitapla başlamayın.
Çünkü bu kitabı biraz da anılarından yola çıkılarak yazılmış yarı biyografik bir roman.
Ama anlatım dili, konuların akışı o kadar durağan ki... bir bakıyorsunuz aşık olduğu kadını anlatıyor, hop ordan çıkıyor kraliçe diye adlandırdığı kadını anlatıyor. Ben bir türlü kraliçe kim anlayamadım....
Ordan hep yazmak istediği tarih kitabı anılarına geçiyor.
Biz okuyucu da helak oluyoruz tabi anlayacağız diye.
Ve grubumuz da hemen hemen hepimiz aynı fikirdeydik, biraz zorlama olmuş bu kitap o yüzden de "olmamış".

Onun dışında yine kitaplardan, anılardan, bahsederek güzel bir akşam geçirdik.

İyi ki iyi ki diyorum Sevgili Lale Abla( lalenin bloğu yazarı) beni de geçtiğimiz sene davet etmiş.

Yine bol sohbetli bir akşamdan anılarıma güzellikler katıldı.

İyi geceler blog.







8.4.17

Cemalnur Sargut Ve Meditasyon Üzerine...


Salı günki kitap kulübü toplantımız da Uğur "Çarşamba günü CemalNur Sargut" var demişti.
Bende kendisini şahsen tanımasam bile gerek televizyon programlarından gerekse kitaplardından biliyor ve seviyordum.

Çok enteresan aslında yıllar yıllar önce daha bekardım bile hatta :)
TRT1'de adını hatırlamadığım bir sabah programında rastlamıştım kendisine ilk olarak.
Her hafta belirli bir günde çıkıyordu ve ben bir türlü bu huşu içinde anlatan tatlı dilli, tatlı sohbetli kadının ismini  öğrenemedim. Kime sorsam bilmiyorum dedi, tv de açtığımda denk geldiğimde hep isim kısmını kaçırmış oluyordum.

Sonra yıllar sonra bir gün hemşiremle (çok yakın bir dostumla birbirimize hemşirem derizde biz :))   )
konuşurken o bana ismini deyiverdi... Aman Allah'ım nasıl sevindim anlatamam size.
Hatta kendisinden bir kitabını alıp okumuştum.
Sonra da internetten takip eder oldum Cemalnur Sargut Hocayı.

Ben kişinin "ruh-beden-zihin" için okumalar yapmasından yanayım. Çünkü ruhumuz da zihnimiz kadar doyurulmaya ihtiyaç duyuyor...
Eğer bu üçlü dinginliği sağlamazsak sorunlarımız, sıkıntılarımız veya mutluluklarımız da eksik duygular olabiliyor.
Bazen adını koyamıyoruz ama oluyor, en azından benim gözlemlediğim ve deneyimlediğim bu...

Tabi ben çoğunluğu tasavvuf okuyorak buluyorum ama bunun yanında Buda, Zen Öğretilerini de okuyup kendime göre yorumlayarak kendime  öğretiyorum.
Örneğin "meditasyon" çok önemli  kişinin dinginliği için, stresle baş etmesi için...
Arada belirli saatlerde kendinize göre bu saati ayarlayabilirsiniz; dik ama rahat bir pozisyonda oturup gözlerinizi kapatın ve nefesinize odaklanın.
Eve t evet biliyorum an'da kalmak, o anı düşünmek kolay olmuyor.
Başlarda o kadar çok geerekli gereksiz şeyleri düşünürken, kendi kendinize yorum yaparken buluyorsunuz ki kendinizi...

Ama tekrarlar yaptığınız da inanın geçiyor bu süreç ve siz bir bakıyorsunuz iç dinginliğinizi birkaç dakika bile olsa sağlamışsınız.

Hatta ara ara Youtube'dan meditasyon müzikleri açarsanız dinginlik ve sakinlik için size yardımcı bile oluyor.

Okumak, bilmek de çok önemli çünkü insan bedeni öyle bişey ki bazı şeyleri fazlaca hayatımızda yaşadığımız da kibir veya karşımızdakini beğenmeme, herşeyi ben bilirim hallerinin ortaya çıkması yüksek düzeyde olabiliyor.
Elbet istisnaları kayırıyorum....

İşte burada da Tasavvuf veya hangi kadim bilgiye, öğretiye inanıyorsanız ona göre bedeninizi terbiye ediyorsunuz.

Ben 21 yaşındaydım yanlış hatırlamıyorsam tanıştım tasavvuf ve bazı bilgilerle.
Hatta rahmetli canım annem( nurlar içinde uyu annem hep bana kızardı; kız seni kimse çekmez, evlensen geri geitrir valla kocan falan gibi klasik anne lafları ile... :)))
Sebebi ise çok konuşmam, herşeye bir lafımın olması ve havalı olmam. Kolay kolay beğenmezdim hem eşyalaı hem kişileri... eleştiri deseniz oda mevcut....
Bir gün Nezihe Araz'ın yazdığı  Hz. Peygamberimizin hayatını anlatan kitaba denk geldim aldım okudum, okudum ve inanın hayatım değişti.......

Çok garip ama kendimi eleştirirken buldum, insan olmanın bu olmadığını tersine hepimizin birbirimize ihtiyacı olduğunu, tesadüf diye bir şeyin olmadığını herşeyin bir sebebi olduğunu öğrendim... Tabi hemen olmadı bu süreç ama kendimi keşfettim.
Demek ki zamanı gelmişti benim için... dedim kendime.

Sonra Kuantum'u araştırdım ve baktım ki aslında orada da anlatılanlarım yazdıklarımdan, okuduklarımdan pek bi farkı yoktu. Farklı cümleler veya kelimelerle de olsa birçok öğreti aynı kapıya çıkıyordu.
Daha az konuş, daha çok dinle.. .. ister insan olsun, ister hayvan olsun ister doğaya karşı olalım hepimizin bir görevi, sesi  olduğunu, saygıyı hak ettğimizi anlatıyor....

Tabi hayat adil değil, eşit değil ve hepimizin bir yaşaması gereken hayat var.
İster bu yaşamımızı şikayet ederek, başkalarını suçlayarak geçiririz, ister bazı değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul eder, değiştirebilecek şeyleri değiştirir ve yol alırız.
Zaten ortak olan bir görüş var; daim bir mutluluk yok.
Siz ister ve gerçek anlamda farkında yaşarsanız anlık mutluluklarınızın tadını çıkartırsınız....

Konu uzar sizi sıkmayayım efenim.
Nerden nereye geldim yine.
Sizinle aslında kendi öğrendiklerimi paylaşmak istedim, sizde paylşamak isterseniz benimle sevinirim.

Keyifli haftasonunuz olsun. :))))









25.1.17

Çoklu Çellinc Cevapları... Akasya Avm'de Sohbet Günleri

Valla çellinc de kaytarmadım..  :)))

Malum 15 tatil geldi bizim eve de.... biraz kendimi blog konusunda salmış olabilirim ama kendim yazamasamda sizi okuyorum....
Biz bu aralar sokaklardayız.... 
eee gündüz sokak da yada evde film izleyince yada kızla oyun oynayınca bana geceler kalıyor....
Gece gece de bazen canım yazmak istiyor bazen de üşeniyorum ...o yüzden okuyup geçiyorum bazı geceler.

 Şimdi de size bu yazıyı gecenin bir vakti yazıyorum... okuyun hemi :))) 

7-Bir Hayvan Olsaydın Hangi Hayvan Olurdun? 

Kesin Aslan olurdum... :))
Neden diye soracak olursanız da vallahi bilmiyorum. Oldum olası çooooook seviyorum Aslanları.. Hele o heybetleri..
Bide bana nedense hep asil gelmiştir Aslanlar.
Oysa k en sevdiğim hayvan Salyangozdur.
Tek kelime ile hayranım ve bayılıyorum bu sürüngene. :))

Ama Aslanın yeri ayrı işte....



8-Bİr Dahaki Hayatında Kim Olmak İsterdin?

En sevdiğim ve hayran olduğum, kendimle özdeşleştirdiğim kadın olan Frida Kahlo olurdum.

9-Göç ETmek Zorunda Kalsan Yaşamak İçin Seçeceğin Ülke?

Zor bir soru benim için. Ki hiç yurtdışına çıkmadığımdan öyle ülkeler hakkında da fazla bilgim yok. O yüzden ben sevdiğim memleketimde kalatım. :)

10-Asla Unutmak İstemediğin Anın?

Annemle olan anılarımın hiçbirini ama hiçbirini unutmak istemiyorum. O yüzden devamlı kulaklarımda sesi, bynimde hatıralarım var................
.....


Yarında yine sokaklardayız....

Öğleden sonra Akasya Avm'de olacağım. Yakınlar da olursanız sizde gelin. :)
İyi geceler. 

Dr.Özgür Bolat / Akasya Sohbetleri’nde “Ebeveynliğin Psikolojisi: Mutlu ve Başarılı Çocuk Nasıl Yetiştirilir?” konusunda konuşacak.







28.4.16

Kilo muhabbeti....

Dün yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum size ki bu tarz olaylarla çevremde de karşılaşıyorum... Beni çok rahatsız ediyor daha doğrusu itici geliyor....

Akşam üstü kitap kulübü toplantısına giderken, iki kişinin sohbeti geldi kulağıma. Geldi çünkü bağıra bağıra konuşuyorlardı. ben yokuş aşağı inerken onlar da yokuş yukarı çıkıyordu. İki bayan biri 50'li yaşlarında diğeri de 40'lı yaşlarındalardı sanırım; en azından dışarıdan bakan bir göz olarak bana öyle geldi ;)
Neyse aralarında az biraz mesafe var; yaşlı olan teyze bağırıyor diğerine "kız sen iyicene kilo aldın he" diğeri de..
---------- Sağol yani ...abla. Çok motive ettin beni ( gülüyor arada da)
-------Daha iyi ya işte ona göre yeme sende iyicene şişmişsin...
............. gülüşmeler, arada konuşmalar.....
...............................................

Tabi ben gerisini bilmiyorum çünkü yoluma devam ettim. Tabi böyle bir şeye tanık olunca düşünmeden edemedim yol boyunca... Ne kadar köt bir sohbet, birde dışarda birde üstüne  herkesin duyacağı bir ses tonunda...Diğer kilolu bayanın ifadesi biraz değişti tabi...
Bence karşındaki kişiye yapılan en büyük saygısızlıklardan biri. Bir de hiç anlamam; neden hep karşılaşınca konu kiloya gelir....
BAzen arkadaş toplantılarında da olur; sofralar hazırlanmıştır, oturursunuz hem yemek yenir hem muhabbet... ordan biri çıkar pat size ne kadar kilo aldığınızı söyler, sonra siz ya "yooo ben hep aynıyım" dersiniz, diğerleri de katılır bu konuşmaya ve gereksiz yere güzelim sohbet yerine bu can sıkıcı konu konuşulur....

Küçük amcam da bana yapardı bu muhabbeti, bayramda seyranda toplanılınca yada akşam ev oturmasında bir araya gelince... ilk söylediği;
kız ne kadar zayıflamışsın biraz yemek ye" der ve gülerdi... bende sinir olurdum ki...artık böyle şeyleri hiçççç kafama takmıyorum sonuçta ben böyle biriyim, kimseye kendimi anlatmaya ihtiyaç duymuyorum...
ani sanki bu şakayı yaptı başı göğe erdi amcamın, bende güler geçerdim ki hala biri böyle dese güler geçerim... Gerçekten de iyiliğim için, sağlığım için dese canımı yesin ama sokakta, bir ortam da denildiğinde hiç kusura bakmasın söyleyen kişi.... evet der geçerim...

Aaa birde minibüse binildiğinde o parayı illaki çantanın içinde cüzdan arayıp bulmaya çalışan, bulduktan sonra tıklım tıkış olan minibüste cüzdanından çıkartmaya çalışan insan profili var ki onları da hiç anlamam. hem tutunmaya çalışırlar hemde para çıkartmaya.
kardeşim duraktan binmediğin sürece neden minibüs beklerken çıkartmaz hazır etmezsin ücreti...sonra da kalabalıkta uğraş dur...
Haa diyebilirsiniz ki; sana ne!
Evet bana ne ama o zorluğu görmek öyle traji komik geliyor ki... söyleyesim geliyor ama tutuyorum çenemi yahu...  :))))

Böyle işte, yazayım da rahatlayayım dedim. :))