Marcel Proust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marcel Proust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.4.21

Nisan Okumalarım...

Deniz Gezgin
deniz gezgin

Sevgili Deniz Gezgin'i "Ahraz" kitabı ile tanıdım. Bence çok çok iyi bir kitaptı. 

Kitap ;
Toynakları kuru yapraklar kadar yüksüz hayvan, tuza yürü-yor. Gözleri aslında yüzü, güneş bir dağdan doğup diğerinden batıncaya kadar ışıkla sürmeli, ışığın içi derin bir boşluk, neye baksa kıpır kıpır, karanlık bir su gibi üzeri yaprak kaplı. Ço-cuklar kenarlarından tutunup içeri seslenince, yapraklar uçu-şup kaçışır, ses boşluktan aşağıya yuvarlanıp tortop bir dünya olur döner. İçinde ne var? Zamanı çıkarınca geriye kalan her şey. Bir hayvanın gözünden yanıt veren dünya bazı çocukları korkutup kaçırır, bazısı ateşlenip yatağa düşer, hasta çocuğun derisinde açan çiçekler solar, iz bırakırsa çiçek bozuğu derler.
Çiçekten kurtulamayanın büyüdükçe çocukluğu geri teper, il-leti bir tür yanıktır: Karanlıkta uyanan gece yanığı, etini dişle-yen cehennemin gül kemeri. Geceyi cana batıran bu eski sancı, vaktidir, der, sırtına yük olduğun hayvanın göz kenarlarına tutunup içeri seslenmenin."
📌 Diye başlıyor...... Kelimelerine resmen vurgunum. Bu kitap diğer romanı" Ahraz"a göre biraz daha durağan ve yavaş okunuyor. Masalsı ve fantastik bir anlatimla, bu sefer insanın gözünden değilde diğer canlıların gözünden bizi bize anlatıyor..
📍 Üzüldüğüm tek şey reklamının az yapılması ve az tanınması..... 😒

 

31.3.21

Marcel Proust, Anatole France ve Filmler....

Canım Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisinin son kitabını okumaya başladım. Öncesi de pdf olarak indirdiğim " MARCEL PROUST YA DA BİR ROMAN YARATMAK/ MEHMET RIFAT"  incelemesi olan kitabı okudum. Aslında seriye başlamadan önce okusaymışım iyiymiş. Çünkü kitapta hem karakterler hakkında hem de Proust'un yaşamı hakkında detaylar vardı. Böylece mekan ve karakterlerle, olayların örgüsü daha bir kafamda netleşti.


Gerçekten de yazarı okumak kolay olmuyor.  Yer yer durağanlaşsa da anlatmak istediği " zaman ve an"a dair cümleleri çok derin. Bir kere başladınız mı bırakmak istemiyorsunuz. İyi ki arkadaşım Ayla vesilesi ile daha fazla ertelemeden başladım bu seriye....Tabi her ne kadar maddi açıdan zengin de olsa Proust, yaşamı kolay geçmemiş,özellikle de sağlık sorunları yakasını bırakmamış. Bir de o yaşamı çok iyi gözlemlemiş.

 


 

 Pazar günü "HER ŞEYE EVET" filmini izledik. Çok ama çok eğlenceliydi. Umay kadar bizde çok eğlendik izlerken. Tabi ertesi sabah Umay "evet günü" yapmak istedi. :)


Konu anne ve çocuk ilişkileri olunca zorluklar, anlaşmazlıklar olmaması imkansız gibi. Hep bi çatışma oluyor ve olacakta....


Bu ara "YOUNG SHELDON" nı izlemeye devam ediyoruz. Bing Bang teori dizisini de keyifle izlerdik. Bu ufak halide fena Sheldon'un :) bu kadar akıllı bir evladım olsun ister miydim bilemiyorum?




"ADALET BİRLİĞİ 2" filmini izledik. Aslında bu film tam bir sinema filmi lakin şartlar malum artık tv de izliyoruz. Oysa ki sınemada ki ses sistemi ve dev ekranda daha bir keyifli.

Tabi konu bilindik, diğer oynayan filmlerden sahneleri birleştirerek bir son çekmişler. Beklentinizi fazla yüksek tutmayın yeter. :)


Bu diziye bayıldım. Ve iyi ki mini dizi, uzatmamışlar. Resmen ters köşe yaptı son iki bölümde...Özellikle rüyalara ve mistik yaşama inanıyorsanız seversiniz bu diziyi... Bir kişiyi sevmenin hem de körü körüne sevmenin sonucu bir insanın neler yapabileceğini izliyorsunuz... Saplantı ne fena bir huy.... Ne birini böyle sevmek isterdim ne de böylesine sevilmek....

 

 

Mart ayı 1Nobel1 klasik grubumuzun kitabı "KIRMIZI ZAMBAK / ANATOLE FRANCE" idi.

1921 yılında Nobel Ödülü almış bir yazar. Özellikle konu zenginler ve seçkinler arasında geçer.
Tabi için de kocasını aldatan Madam, kocasının gözü politikadan başka bir şey görmeyen, ressamlar, şairlerin olduğu buluşmalar...
📍 Anlatım dilinden dolayı sevemediğim bir kitap oldu. Soğuk ve sanki eksik gibi hissettim. Sayfalar ilerlemedi gibi hissettim. Lakin şunu da belirtmek isterim ki bana böyle geldi, bu tarz sevenler için ideal bir kitap.
📍📍📍📍
Romana, Anatole France’ın çalkantılı özel yaşamının da yansıdığı, yazarın 1888’de tanıştığı Madam Arman de Caillavet’yle ilişkisinden esinlenmiş olduğu söylenebilir. Kırmızı Zambak, seçkinler ve sanatçılar çevresinde geçer, siyasal yaşamdan ilginç yüzler ve davranışlar, şaşırtıcı şairler ve sanatçılarla karşılaşırız. Ama özünde, dönemin Floransa'sında geçen bir aşk öyküsü anlatılır.... Der arka kapakta.



23.1.21

Ev Halleri, Kitaplığım...

 Devamlı evde olunca aklım hep bir yerleri derleme, toplama, silme modunda.

Bayadır da aklımda camları silmek vardı. Bugün yine camlara bakarken; kalk kalk Gülşah aklına düşmüşken sil dedim 😬

Saat 15:30 gibiydi, giriştim camları silmeye... Sorun şu ki ev sanırsın camdan ibaret... Balkonlarda kapalı olunca....... 

Neyse efenim yoruldum ama değdi.... 😊 

Kız babanesinde kaldı dün, oysa ki aklımda full dizi, film izlemek, kitap okumak vardı ammaaaa... Ertelemekten vazgeçmek adına harekete geçtim. 

Dün gece "Bridgerton" dizisini izledim, kaldı 3 bölüm. Ara dizi olarak iyi gidiyor. :))

Bugün "Lupin" dizisine başladık. Arsen Lupen'den uyarlama... Çok da tutmadım diziyi, her şey çok hızlı geçiyor.....

Birde "Fran Lebowitz Belgeseli" ne denk geldim. Çok keyifli ve komik hem de çok akıcı. Kadın tam bir entelektüel ve bilgili. İnce esprilerle hem kendini, hem yaşadıklarını, hem yaşadığı şehri, günümüzü değerlendiriyor. Yazar ve aktörmüs kendisi.

Nette arattırdığım da şöyle diyor ;

-Frances Ann Lebowitz, Amerikalı bir yazar, konuşmacı ve ara sıra aktör. New York Şehri duyarlılığından süzülen Amerikan yaşamı üzerine alaycı sosyal yorumlarıyla tanınır. Bazı eleştirmenler ona modern Dorothy Parker adını verdi. Wikipedia (İngilizce



Bugün aklıma Hat geldi. Birden sesi soluğu kesildi, Twitter'da falan da yorumlar yok. Acaba "ne oldu?" diye düşündüm. Çünkü duyduklarıma çok üzülmüştüm. Sevdiğim, kelimelerine hayran olduğum bir yazar Hasan Ali Toptaş... Gündem nasıl da hızlı değişiyor... Bir iki gün yer yerinden oynuyor sonrada hopppp başka konuya geçiyor.... Gerçektende her şey teknoloji oldu ve bizde tüketici olduk.....

Bazı değerleri, bazı duyguları yitiriyormuşuz gibi hissediyorum..... 

Sanal alem çok korkutuyor beni... Fazla bağlanıyoruz gibime geliyor ve kopuyoruz, yalnızlaşıyoruz... O yüzden sanırım bazı duyguları hala içinde taşıyanlarımız küçük kasabalara kaçıyor, orada yaşamak istiyoruz.... 

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim, sıkmayayım sizi... 

'Salka Valka'  Halldor Laxness'e ait bir eser. İzlanda Edebiyatı'ndan bir kitap.  Soğuk ve küçük bir kasabada geçiyor olaylar. Yalnız etten biraz Oseyr kasabasıni araştırınca, gördüğüm manzara süperdi 😳

📍 Özellikle anlatımı, kelimelerin akıcıligi çok iyiydi. Kitaba isminide veren #salkavalka o kadar cesur, yiğit bir kadındı ki... Hiç unutmiycam seni dedim kitap bittiğinde....

📍 Özellikle politik olayları aktarımı, küçük bir kasabanın sendikaya bakış açısı, kadına, hayata bakış açısını anlatan bir kitap. Ve bu anlatımda her ne kadar annesi tarafından bile yara alan Salka'nın ne olursa olsun dik duruşunu anlatan bir kitap.


📍 Arka kapak yazısı ;

Salka Valka, İzlanda edebiyatında yeni bir sayfa açan canlı, destansı edebî yaratıcılığından ötürü, 1955 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Halldór Laxness’in başyapıtıdır. Laxness bu romanında okuru, İzlanda’nın dondurucu soğuğunda titreyen küçük bir balıkçı kasabasında, ahlak anlayışları çökmüş, ama dinî duygularla şişirilmiş balıkçıların acı dolu hayatlarıyla yüz yüze getirir, güçlü bir kadının zorlu hayat şartlarını ve mücadelesini gözler önüne serer. Çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalan Salka adlı genç kızın merkezinde yer aldığı romanda, yoksulluk, sömürü ve çaresizlik çok çarpıcı bir tarzda tasvir edilir. Salka, annesi Sigurlina’yla birlikte, kuzeydeki evlerini terk edip İzlanda’nın güneyine, daha iyi bir hayat özlemiyle yola çıkar. Ama Oseyri adındaki küçük bir köyde mola vermek zorunda kalırlar ve bir daha da oradan ayrılamazlar. Sigurlina ne kadar iradesiz biriyse, kızı da o kadar güçlüdür. Güçlü iradesi, yoksulluğa karşı başkaldırının ön saflarına taşır Salka’yı.


Salka Valka, yalnızlığın, umutsuzluğun, umut olarak sosyalizme sarılışın hikâyesidir.


Sonracığıma Proust'un 6.kitabını bitirdim; Albertine Kayıp... 


Bu bölümde, hem duygularını hem ilişkisini sorguluyor Marcel. Hatta adının gectigi cümle var. Bu kitap daha akıcı idi ya da ben alıştım artık.

Çevresinde ki ilişkileri de sorguluyor. Ve gerçektende düşündüğünüz de ayrılık sonrası duyguları nasılda en ince detayına kadar anlatabiliyor.... Size o duyguları veriyor. 

Öyle işte, selam ederim okuyana... 😊 

9.1.21

Ev Halleri, Proust, Yaşar Kemal, Bachmann....





 Hepimize iyi seneler. 🌲🌸

Bu sene çekirdek aile olarak kapattık seneyi. Umay Kız sofrayı açmamızı, değişik ve bir sürü yemek yapmamızı istedi. 

Bizde "hayhay" dedik, aslında bize de iyi geldi, yoksa hiç aklımda sofra kurmak, giyinmek yoktu...

Sonra beyceğimizle düşündük; hayat devam ediyor ve bize de moral olur dedik. 

Umay'la beraber önce ne yemekler yapacağımıza karar verdik, listeledik, sonrası alınacaklar listesi yaptık. Kağıdı koyduk cebimize alışverişe gittik. Çok mutlu çok. Onun o gözlerinde ki ışıltıda bize yetti.

O gece geç yattı, o da ayrı bir keyif nedense onun için. Sabahına anlatığ durdu bir önceki gecenin keyfini.... :)

Bu hafta nasıl da bitti.... Uzaktan eğitime devam, alfabeyi bitirdiler, pazartesi günü "sakız partisi" yapacaklar. Bir heyecan bir heyecan anlatamam.. :)

Geçen gün şöyle bir şey düşündüm hatta İg'de de paylaştım.

Umay işlşe birlikte tekrar çocuk kitapları okumaya başlamak çok iyi geldi. Meğersem neler neler kaçırmışım o ara.... çabuk büyüdüğümü, içimde ki çocuğu unutmuşum mesela, mesela düşüncelerim daha çetrefilli olmuş vs.... Şimdi ise okurken o çocukların tepkisi, olaylara bakış açısı...öyle güzel ki....

Gündem malum, evde odalar arası dolaşmacaya devam....

Tatil sonrası okulların açılacağı konuşuluyor. Bir tarafım istiyor bir tarafım istemiyor. Gitgide asosyol olduk tamamda erken mi acaba? diye düşünüyoruz...

Hadi birazda biten kitaplarımı paylaşayım, ruhuma iyi gelenleri.... bu dönemde okumak ekstra daha iyi geldi, iyi ki kitaplar var.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

Marcel Proust okumalarına devam.... 5.kitap/ Mahpus bitti.

Artık daha kolay okunuyor. Tabi sayfalar yine her zaman ki gibi ağır ilerliyor ama en azından daha anlaşılır ve akıcı ilerliyor..... Özellikle "ben" dili daha bir  hakim bu kitapta. 

Kendimizi nasılda aşık olunca ya da sevince içimize hapsettiğimizi anlatan( bir nevi), sevgi üzerine, duygular üzerine bir kitap. Bu kitapda daha çok Albertine olan duyguları, karasızlıkları, çelişkilerini anlatmış. Tabi sosyal sınıf farklılıkları olmazsa olmazı Proust'un.

...alıntılarımdan bazıları; 

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

....hepimiz kendi ailemizdeki kusurları başkalarında bulunca sevinmeye ve söz konusu kusurun istisnai ya da yüz kızartıcı bir yanı olmadığını kendi kendimize kanıtlayıp rahatlamaya eğilimli olduğumuz için...

🔺🔺🔺Ama hata imandan daha inatçıdır ve inançlarını sorgulamaz.

🔺🔺Genellikle bize benzeyen şeyden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi. Hele kusurların safça belli edildiği yaşı geçmiş ve örneğin en kritik anlarda bile buz gibi bir yüz ifadesi takınmayı alışkanlık haline getirmiş biri, kendinden daha genç veya daha saf, daha salak biri aynı kusurları sergilediğinde, iyice lanetler onu. Bazı duyarlı insanlar, kendilerinde bastırdığı gözyaşlarını bir başkasında görmeye tahammül edemezler....

Ailelerde, sevgiye rağmen,  hatta bazen sevgi ne kadar yoğunsa o kadar artan anlaşmazlıkların sürüp gitmesinin sebebi, bu aşırı benzerliktir.

 

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚

"RÜZGARLI PAZAR MUSTAFA KUTLU"

 

İstanbul'da kenarda kalmış bir nahalle, orada yaşayanlar, yoksulluk, her gğn işe gidip gelmeler... En çokda her gün yanımızdan geçen ama dönüp bakmadığımız hayatlar. O kadar bizden ki ve o kadar samimi anlatmış ki....  Arka kapak yazısı;

Rüzgarlı pazar yazarın önceki dört eserinden farklı olarak halk hikayesinden masala doğru yürüyen bir özellik taşımakta. Bu kitap için "Bir kent masalı" tabiri kullanılsa yerinde olur. Mustafa Kutlu; bu uzun hikayesinde esas itibarı ile "yoksulluk" temasını işliyor. Sevginin, dayanışmanın, merhametin destansı hikayesini sunuyor.

📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚  


"İNCE MEMED 1  YAŞAR KEMAL"

Grup okuması olarak okuduk. Uzun zamandır aklımdaydı ama ertelediğim kitaplardan biri idi...

Anlatımını, anadolu insanını anlatmasını çok seviyorum çok...

Orada yaşananlar... Okurken hep aklıma Kemal Sunal- Şener Şen'in  ağalık sistemi üzerine olan filmleri geldi. Gerçekten de ne zormuş o dönemler, hala var mı bilemiyorum ama.... insanlık ayıbı resmen......

Memed'e hak vermemek elde değildi.....


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚 

FRANKFURT DERSLERİ INGERBORG BACHMANN  

 


Bir solukta okuyacağınız bir kitap #frankfurtdersleri
Kitapta kimler yok ki; Proust,  Dosteyvski, Gide, Celine vs... Bir çok kült yazarlardan ve yazım dillerinden örnekler vererek, edebiyattaki geçişlerden, dil estetiginden bahsediyor.
Bir tek  YKY Yayınları'nım  bu yeni kapaklarına alışmak zaman istiyor...yazılar çok karışık geliyor...

Arka kapak yazısı;

Dil nedir? Yeni bir yazın dili nasıl kurulur? Yazın ütopyası ne demektir? Ahlak nedir? Ahlak ile yazının bağıntıları nelerdir? Yazan ben kimdir? Tarih boyunca hangi değişimlere uğramıştır? Çağdaş yazında yazarın konumu nedir? Bakir beyaz sayfa neden gelecekte yazılacak olan metinleri de içerir? Çağdaş yazında isimler nasıl kullanılır? Neden isimler yokolma tehlikesiyle karşı karşıyadır? - Bu sorulara yanıt vermek yerine onları irdelemeyi seçen I. Bachmann'ın 1959/60 ders yılında Frankfurt Üniversitesi'nde misafir doçent olarak verdiği derslerin bazı soruları bunlar...
(Arka Kapak)

Aslında bizde " MALİNA" kitabı ile biliniyor. Henüz okumadım ama önce bunu okumak daha iyi oldu. Özellikle edebiyat yazıları seviyorsanız ilginizi çekebilir.

Yazarın hayatıda şöyle;


Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.

16.4.20

Günlük Haller....Kitaplığım


Sağ yüzük parmağımda dolama çıktı. Bir haftadır mahvetti beni. Ve kızım devamlı "anne bana diyorsun ama bak sen tırnak etini kopartmışsın noldu? Bir daha yapma!"
Tabi söylerken birde tipini görseniz...😬
Hem haklı hem bıdırık....
Neyseki dün artık baktım hem ateş gibi yanıyor hemde patlamak üzere... Ama patlayamıyor. Kara merhem yoktu evde,  netten baktık tiremesin midir nedir iyi geliyormuş, bir kaç gündür onu sürüyordum  
Bide aksi gibi ber defasında o parmağımı çarpıyorum iş yaparken. Ha kesin patladı diyorum bir bakıyorum tık yok. Yahu nerden nereye geldim 😁
İşte dün akşam eşimin ısrarı ile ılık suda beklettim, sonrası iğneği ısıtıp patlattık, irini akıttık. Aman dünyalar varmış beya dedim 😬😁
Bugün daha iyi parmağım,  en azından zonklama yok....
Kız akşam uykusuna geç gittiğinden bizim filmler yalan oldu.       Anca bir iki bölüm  
"Grace&Frankie" izliyoruz. Bayılıyorum onlara bayılıyorum 😍 Ve o aralarındaki koşulsuz dostluk, birbirlerini olduğu gibi kabul etme ve samimi esprileri beni benden alıyor. Heekesin böyle dostu olmalı...... 
Birde arkadaş söyledi "Girlmore Girls" dizisine başladım. Anne kızın hikayesi. Ben nasıl kaçırmışım dedim bu diziyi. 2 bölüm izledim ve devamıda gelir artık.
Tabi dizileri izlerken fena bir şekilde çekirdek çitletmeye dadandık 😁 Markete gittiğinde Merter'e yedeğini sipariş ediyorum. Bugün film izlerken yine paket açtım ve ne göreyim son paketide bitirdik.... Almayalım düşüncesindeyim....ara verelim dimi ama, çit çit nereye kadar....
Ev hallerimiz böyle işte....yine bitirdiğim iki kitabıda paylaşayım istiyorum
Biri; "ÇOCUK GELİYOR\ HAN KANG"


Uzun süredir okumayı ertelediğim bir kitaptı #çocukgeliyor ...... Lakin bu ay okuduğum kitapların bir çoğu yüreğe dokunan, bitince ne diyeceğimi bilemediğim kitaplardandı....... #hankang ı daha önce "Vejetaryen" kitabını okumuş, yine kişi psikolojisi ile kalbimden vurmuştu.
☘ Bu sefer yazarın işlediği konu başka..... Sanıyorum insanların olduğu her zamanda bunlar olacak...Konusuna gelince; 18 Mayıs 1980 Gwangju/Kore... 1979 yılında 9 gün süren protesto ve gençlerin ortadan kaybolduğu,  binlerce ölümün olduğu günler....
Kitapta yazar daha çok gençlerin gözünden ve o döneme tanıklık eden, konuşabildiği bir kaç kişinin gözünden yaşananları anlatıyor.....
Uzun süre aklımdan çıkmayacak detaylar. Okurken yüreğimin daraldığını resmen hissettim.....
☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘☘
Bak Coınğ Hi'ye 1979 yılında gerçekleştirilen suikastın ardından yeni iktidar yönetime geçmek üzere harekete geçti. Kore halkı demokrasinin daha fazla zarar görmesini istemiyordu, ülkenin dört bir yanında gençlerin başını çektiği protestolar başladı. Ordu iktidara el koydu. Amaçlarının öğrenci ve işçi eylemlerini bastırmak olduğunu söylediler. Silahsız eylemcilere ateş açıldı, işkence edildi, sayısız insan tutuklandı.Dokuz gün süren olaylar ardında binlerce yaralı ve hâlâ sayısı tam belirlenememiş yüzlerce ölü bıraktı. Olaylar Gwangju Ayaklanması ismiyle demokrasi tarihine geçti.

Han Kang, ölülerle, geride bıraktıkları yaşayan ölüler arasındaki ince çizgiden yazıyor. Alacakaranlık kuşağına korkusuzca dalıyor,adalet ve demokrasi tarihinin kanlı bir sayfasını,günümüzdeki yansımalarının ışığında evrensel bir hikayeye dönüştürüyor

Diğeri ise; Marcel Proust/ Sodom Ve Gomorra


Serinin 4.kitabını da bitirdim. İsmini kitaba konuolan olaylardan dolayı vermiş Sevgili Proust. Çünkü bu kitapta artık cinsel hayatlar ve tercihleri daha ön planda. Tabi öyle rahatsız edici kelimlerle anlatmıyor. Daha çok toplum içinde cinsel tercihlerini saklamaları gerekirken aslında nasılda kendilerini ele  verdiklerine de değiniyor yazar. Tabi her kitabında olduğı gibi aslında daha çok duygulara, saklanan duygulara, anıların bizi nerelere götürdüğüne şahit ediyor....
Böyle işte.....
Bana müsaade yeni kitabımı okumaya gideyim.
Sağlıklı günlerimiz olsun 🙏🏻🎈🍀

1.4.20

Covid'li Günlük....Kitaplar...

3.haftada bitergen, biraz daha gerginim.... Kızın yanında belli etmemeye çalışsam da bazen ufak tefek ifadelerim, sabırsızlığım, sesimin tonunun kalınlaşması kendini ele veriyor.....
Özellikle akşam haberleri ve gece tartışma programlarını dinlemeden edemiyorum.
Ve biliyorum şuan çoğunluğumuz böyleyiz.
Genelde arkadaşlarımızla, ailemizle görüntülü konuşuyoruz...
Tabi evde tüm etkinliklerimizi kullanıyoruz :) Hiç dışarı çıkmadan etkinlik yapmak da açıkcası biraz zorluyor. Her ne kadar "şimdi herkesin serbest zamanı" desekde eşimle... kızçe bir yerden sonra hop yanımda.
Tabi bir de mutfak kısmı var, aşçı oluyorum yakında size taze haber :)) benden...
bugün artık girmedim mutfağa, dünde eşim yaptı yemeği....
Bu aralar eve taktım, bahar temizliğine kalkıştım, dip köşe.... hoş şimdi yapıyorum bir kaç ay sonra hop dön başa.....
Tabi geceleri okuyorum genelde, gündüzleri de eşim kıza ders çalıştırırken ya da onlar spor yaparken okuyorum biraz.
Acaba diyordum bizim kız tek çocuk ondan mı kendi başına hiç bir şey yapmak istemiyor?... lakin çoğu arkadaşımın iki çocuğu var ve onlarla görüştüğümde alakası olmadığını söylüyorlar. Hatta devamlı evde olduklarından dolayı, kedi köpek gibiler ve çok az berber oynuyorlar sonra hop bize sarıyorlar diyorlar.


Birde sanıyorum biz zamane  annelerin sorunu, devamlı çocukla ilgilenmek, aman yalnız kalmasın, kaliteli zaman geçireyim, etkinlik yaptırayım modu oluyor.
Bazen bana da oluyor ve eğer kendimle biraz daha fazla vakit geçirdiysem vicdanen üzülüyorum.... Sanki devamlı Umay'ın isteğini yapmalı, onunla oyun oynamalıyım gibi hissediyorum ve aslında çok az oyun oynuyorum. Genelde babası oynuyor. Çünkü ben oynayamıyorum. Daha çok kuduruyoruz, alt alta, üst üste... tabi en sevdiği şey kızın, nasıl kahkahalar atıyor anlatamam. O zaman benden mutlusu yok.
Geçen gün karşı sokakta 2 tur attık Umay ile.... biraz daha istedi ama korkudan eve soktum. Kimse yoktu sokakta oysa ki... çocukda haklı 15 gündür evdeydi. Öyle iyi geldi ki ana kız bize...

Öyle işte! Bildik durumlar.... Geçecek bugünler,Allah Yar ve Yardımcımız olsun ve biz insanlara akıl fikir versin......

Okuduğum kitaplara gelirsek....

Grup oalarak "Engin Geçtan/ Hayat" kitabını okuduk. Evet altını çizdiğim cümleler de oldu lakin çok sarmadı beni/izi....
Çok fazla tekrar vardı. Birde belirli yaşa gelince bazı konuları, bazı yaşanmışlıkları hayatımızda aşmış oluyoruz o yüzden bu kitaplar bize gelmiyor.... Yoksa haddime mi Engin Hoca'nın tecrübesini, anlattıklarını eleştirmek..


Ölçülen zamanın egemenliği, benliğimize mal ettiğimiz çalar saatlerden ötürü ilk bakışta bize baş edilmez görünebilir. Ancak yaşantılarımıza dikkatle bakıldığında, pek çok şeyi, saati ayarlamış olduğumuz zamanda değil de 'eşref saati' geldiğinde gerçekleştirebildiğimizi görebiliriz. Trafik ışığı kırmızıya dönüşmeden önce yetişebilmek için seferberlik durumuna geçtiğinizde ya da asansörün gelmesini bekleyemeden merdivene yöneldiğinizde kazandığınız saniyelerin neden sizden daha değerli olduğu sorusunu hiç kendinize sordunuz mu?"
- Engin Geçtan-
(Arka Kapak) diyor.
Kitabında da altını çizdiği cümlelerden, etkilendiği durumlardan örneklerle anlatıyor.


Bu kitap; Bir Kutu Kitap'ın aylık gönderisinden gelmişti.
Araştırma yazısı bir kitap. "Biri Bizi Gözetliyor/Uğur Dolgun"
Çok ama çok fazla tekrar vardı. Birde uzun zamandır bu bilgiler o kadar çok tekrar edildi ki.... Bazı sayfaları atlayarak okudum.
Belki 20'li yaşlarda olsaydım, bu konularda bilgimde az olsaydı, daha bir merak ile okurdum diye düşünüyorum.
Arka kapakta; Uydu takibi, beyin parmak izleri, yüz tanıma sistemleri, akıllı telefonlarımızdaki casuslar, dijital fişlemeler, kameralarla donatılmış şehirler, elektronik devlet uygulamaları... Dünyaya geldiğimiz andan itibaren hakkımızdaki her şeyi kayıt altına alanlar bunu nasıl başarıyorlar? Hangi yöntemleri kullanıyorlar? Bundan çıkarları ne? Kim bunlar? İşte bütün bu sorular elinizdeki kitapta yanıt buluyor. Gözetim toplumu alanında yaptığı çalışmalarıyla tanınan Uğur Dolgun, izleme ve izlenme paranoyasını derinlemesine analiz ediyor ve bizi gözetleyenlerden nasıl korunacağımızın ipuçlarını veriyor.

"Biri Bizi Gözetliyor", dijital çağda yaşayan herkesin okuması gereken bir kitap. böyle diyor.

Ama bence öyle değil.....

Veeee biliyorsunuzdur çok yazdım. Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisini okuyorum. 4. kitabındayım. Araya "Proust'un Paltosu/Lorenza Foschini," okudum.
Tabi çevirisini bence en iyi çevirmenlerden olan "Eren Yücesay Cendey" hanım yapmış.

Marcel Proust 1922 yılında Kayıp Zamanın İzinde'yi tamamlamasının ardından hayata gözlerini yumduğunda arkasında düzenlenmesi gereken düzinelerce defter, sayısız mektup, eskiz, müsvedde ve elbette kişisel eşya bırakmıştı. Modern edebiyatın çehresini değiştiren bu büyük yazarın hayatına dair ayrıntılar bugün bile yeni bulgularla araştırmacıları şaşırtmaya devam ediyor.

Zengin bir Proust okurunun, Guérin'in, giderek edebi bir saplantıya dönüşen hikâyesi, yetmişli yılların başında Kayıp Zamanın İzinde romanını filme çekmeye niyetlenen ünlü yönetmen Visconti'nin kostümcüsüyle yapılan bir röportajyla başlar. Bir Proust hayranı olan Guérin, hastalanınca bir rastlantı sonucu Proust'un kardeşi Dr. Robert Proust tarafından tedavi edilir ve bu durumu benzersiz bir fırsat olarak görür. Düşünceleri, yazdıkları ve cinsel tercihleri yüzünden ailede istenmeyen kişi olan Proust'tan kalan ve hoyratça sağa sola dağıtılan eşyanın, kimisi büyük bir umursamazlıkla yakılmış nice mektup, müsvedde ve kitaptan geride kalanların peşine düşer, kâh para vererek, kâh tatlı dille ikna ederek. Bıkmadan sürdürdüğü bu çabaların sonunda hiç ummadığı bir ödüle kavuşur: Proust'un yaşamının büyük kısmında sırtında olan, yazdığı gecelerde yorgan görevi gören paltosuna.

Proust'un Paltosu, her biri Marcel Proust'un, yazdıklarının ve geride bıraktıklarının bekçisi olmuş bir dizi şaşırtıcı ve unutulmaz karakterle zenginleşmiş, yitirilen ve bulunan, sıradan nesneler ve sıradışı arzularla dokunmuş ilginç bir öykü, Proust hayranlarına hoş bir sürpriz. diyor arka kapağında.
Ve güzelde bir özet olmuş
Eğer Proust okuyacaksınız yanında mutlaka bunları da okuyun.

Böyle işte!


15.1.20

Proust , Peter Handke Kitapları...



Öyle hızlı okunmuyor #marcelproust
Yavaş yavaş akıyor kelimeler. Gerçekten de ayrı bir zekaya sahip,  büyük bir deha Proust bencede...

Kaldı dört kitap... Bu kitapta sosyete partileri, davetler,  aşk, dedikodu bolcana.....
Bu kitapta diyolaglar diğer kitaplara göre daha fazla... Arkadaşı ile sohbetleri,  ona duygularını açması... Davetlere katılması....
Bir de Dreyfus Davası'da bolcana kendine yer buluyor bu kitapta. Bir kesim Yüzbaşının suçlu olduğuna inanırken, bir kesim de sırf Yahudi olduğu için suçlandığını dile getiriyor. Bir kesimde sessiz kalıyor. Öncesinde Emile Zola'nın "Suçluyorum" kitabını okumam  bu kitabı okumamı dahada kolaylaştırdı.

Diğer kitabım ise....incecik ama duygu yoğunluğu çok fazla olan bir kitaptı.
"MUTSUZUĞA DOYUM / PETER HANDKE"

Kitapevi'nde gezerken gördüğüm,  arka kapak yazısını okuyup aldığım bir kitap. Bir de Aylak Adam Yayınları olması da etkili oldu birazcık 😊
Bir anlatı kitabı. Annesinin 2.Dünya Savaşında yaşadıkları,  Nazi Dönemi, yokluk,  yoksulluk, saklanmak zorunda kalmaları.... Çocukken yaşadıkları ama büyüdüğün de,  özellikle annesinin  canına kıyması ile geçmişe dönük kendisini, annesini, yaşamlarını sorgulamasını anlatıyor.
Öyle uzun uzun cümlelerle değil, az öz, bazen bir hareketi ile bazen hissettiği bir duygu ile....
Okurken sizde anneniz veya ailenizle olan bağlarınızı düşünürken buluyorsunuz kendinizi....

Arka Kapak Yazısı şöyle;

Çocukluğumdan anımsadıklarım: tuvaletten gelen garip hıçkırıklar, sümkürürken çıkan ses ve kızarmış gözleri annemin. Annem var olmuştu; bir şeyler oluyordu; hiçbir şey olamamıştı.”

Handke'nin annesi Nazi dönemi, 2. Dünya Savaşı ve savaş sonrası tüketim toplumunu kapsayan yaşamı boyunca gözlerden ırak bir yaşamı seçti, ta ki aşırı dozda uyku hapı içip kendi canına kıyana kadar. Mutsuzluğa Doyum’da Handke, annesi hakkında bildiklerini, ya da bildiğini sandıklarını kayda geçirirken, romanlarındaki suskunluğunun benzerini -tarif edilemez acısı kök salmadan- bir ağıda dönüştürüyor. Sade olduğu kadar şiirsel bir dille kaleme alınmış bu anlatı, aşk, öfke, hayranlık
ve keskin bir tarihsel bakış açısıyla dolu olduğu kadar, yazarın kariyerindeki en dolaysız ve yoğun yapıtlardan birini oluşturuyor.

8.10.19

Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde Swann'ların Tarafı ...






Ve" Marcel Proust Kayıp Zamanın izinde" serisinin birinci kitabını 3 arkadaş okuduk.
Aslında tek kelime ile söyleyebileceğim "edebi bir şölendi" kitap.... ve bundan sonra ki kitap seçimleri hep bir üst seviye olması gerekecek.....
Kitap bitti ama Swann ve anlatıcının yaşamı, hayata bakışı hala beynimin içinde.
Nette çok fazla detaylandırmışlar. Ben kendi yazımda daha çok hissettiklerimi, bende bıraktığı izleri paylaşmak istiyorum açıkçası.

Aslında uzun zamandır okumak istediğim bir seri idi kitap. Sırada "Dante/İlahi Komedya, Tutunamayanlar, Niteliksiz Adam, Faust" var.... ve artık çok bekletmek istemiyorum.
Arkadaşım bu seriye başlayacağını paylaşınca "bende okumayı çok istiyorum aslında" deyince, "beraber okuyalım" dedi.
Bende hemen "oluuurrr" dedim.  :)

Okuması, okunması geçekten de zor bir kitap. Aslında yazar çok fazla yabancı kelime kullanmamış lakin öyle uzun cümleleri ve anlatımı var ki aklım hayran kaldı kendisine...... tabi böyle deyince gözünüz korkmasın.....tadı damağınızda kalacak bir seri kitap....

Örneğin büyük annenin an'ın tadını çıkarttığı sahnelerin anlatımı, anlatıcının bir çay ve bisküvi yerken ki anılarını ve kendisinde bıraktığı izleri anlatımı......

Tabi bunda Proust'un yaşamı da çok etkili sanıyorum. Sonuçta hastalık dolu günleri olmuş, ailesi köklü bir aile...babası bir çok başarıya imza atmış.....

Kitapta geniş aile modeli de yaygındır. Bir de o dönemin sanata bakışı, evler de piyano çalınması, sanattan, resimden ve müzikten konuşulması, davetler... bolcana var.
Tabi geriye döneüşler, zamanın değeri, anlık olaylar ve bazı detaylar hem satır arasına hem de detaylarca anlatılmış.
En çok dikkatimi çeken ailelerin kibri, kendilerini yüksek görmeleri....yargılamak deseniz "oooo" ama bunlar öyle bir anlatılmış ki, yazıya öyle bir dökmüş ki yazar aklınız hayret ediyor.

Böyle işte....çıktık bir yola...... :)

"1871 Temmuz'un da dünyaya gelen ve Kasım 1922'de geçirdiği zatürre sonucu akciğer apsesinden hayatını kaybeden, tam adı Marcel Valentin Eugene Georges olan Proust kimileri için parlak kimileri için ise okunması güç bir yazardır."
devamı için tıktık...bu sayfadan alıntıdır
zamanı-saçma-sapan-kullanmayın-listelist

Evet evet aynen böyle demiş. Gazetelerde iki cümleye sığdırılan intihar haberlerini hiç sevmezmiş. Kim bilir o intiharın arkasında ne tetikleyici sebepler vardır diye düşünüp, utanmasa her haber üzerine bir kitap yazacakmış. Proust için bir kurabiyenin ağızda dağılması bile bir hikaye olabilecekken bizler için bir intihar haberi iki cümlede son bulabiliyor ve biz mi zamanı iyi kullanan oluyoruz, bırak allasen. Proust’un deyimiyle “yaptıkları iş ne kadar aptalca olursa olsun, o işi yapmaya ‘hiç zamanları yok’muş gibi davranıp bundan tatmin olan ‘meşgul’ insanlar”ız. Ölümünün son anına kadar Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmış ve bu kitabında (çetrefilli bir yolla olsa dahi) zamanı boşa harcamayı boşverip hayattan nasıl keyif alırız onu göstermeye çalışmıştır.

Kayıp zamanın izinde

kayıp-zamanın-izinde-listelist
20.yy’ın en önemli eserlerinden kabul edilen, dile kolay 17 senede yazılmış, yarı-otobiyografik, 7 ciltlik bir Proust şaheseri. Dünyanın en uzun mektubu diyebiliriz. Bir kurabiye yerken diliyle damağı arasındaki o hissiyattan yola çıkıp çocukluğundaki kahvaltılar üzerine ya da derin uykuya geçiş gibi hayatımızdaki küçük detaylar için sayfalar ayırmıştır. Kimine göre geçmiş zamanı kimine göre boşa geçmiş zamanı işler bu kitap. Proust, algı hafızası sayesinde çocukluk, ergenlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerinden istediğine kendini ışınlayıp en ince detaylarına kadar o günlere geri dönebiliyor ve kayıp zamanı bize betimliyor. Proust tarafından bu koca kitabın okunmadığı da bir rivayettir.