Zülfü Livaneli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zülfü Livaneli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.9.18

Gölgeler Ve Asi Kızlara Uyku Öncesi Hikayeleri Kitap Yorumu

Eylül ayına hızlı bir giriş yaptık. Hem en son vdiğğm mevsim hemde acı olayların başladığı bir ay bu ay benim için...... 😒
Yeni Eğitim - Öğretim Yılı hayırlı olsun.
Bizim ilk göz ağrımız Toprak Cem 1.sınıfa başladı..
Biz de tabi dugusal dakikalar.

Bakalım nasıl bir sonbahar 🍂 yaşayacağız  Diğer detayları başka bir yazıda anlatırım

Bu ay iki kitap bitirdim. Birincisi uzun zamandır almak istediğim bir kitaptı:
ASİ KIZLARA UYKU ÖNCESİ HİKAYELER  kitabı.
Hatta ikincisi de çıktı. Kesinlikle tavsiye ederim. Özellşkle ortaokul ve sonrası kızlarımızın okuması için.
Öncesi bile olur  😊

Başarılı kadınların verdikleri mücadeleleri  pes etmeyişleri ve başarıları kısa kısa öykü şeklinde birer sayfa da anlatmışlar.

Tabi her dönem kadının bastırılmasına şahit oluyoruz  Ve bunun ülke, memleket ile alakası bile yok  Kadınsan otur evde temizlik, yemek yap......
Aynı zaman da çok da güzel hediye kitap olur bu bence  😊
               📚 📖 📖📖📖📖📖📖📖📖📖📖
Diğer kitabım da;
GÖLGELER/ ZÜLFÜ LİVANELİ

Kısa öz novella kitaplardan
İçinde kimler yok ki. Atatürk, Yaşar Kemal  Halide Edip, Sabahattin Ali vb.. Yazarlarımız gölgeler şeklinde bir önce ki kitapta yani Konstantiye Oteli kitabından bir bölümde geçiyor.
Arka kapak yazısı şöyle ;

Zülfü Livaneli’den İstanbul’a ve onun yazarlarına, şairlerine saygı duruşu: Gölgeler  Karanlığın bütün gölgeleri yuttuğu bir İstanbul akşamı. Bütün sesler susmuş. Yalnızca gelip geçenlerin görmediği, duymadığı Gölgeler’in sesleri yankılanıyor sokaklarda. Son bir kez söylenen şarkı gibi, son bir kez yazılan şiir gibi, “son bakışta aşk”ta dile gelen sevda sözleri gibi… Gölgeler konuşuyorlar karanlıkta… Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'ın gölgeleri...  Şiirin tapınağı önünde vecd halinde bekliyor İstanbul, ona yeniden hayat verecek  son kelimeyi…

Bana göre tek sıkıntı Doğan Kitap basımı kitaplar çok pahalı oluyor.... 

Yine parça parça bir yazı oldu. Sanırım gece yazınca böyle oluyor. 
Okul düzenimşz başlasın gündüz yazacağım bloğumu. Belki o zaman daha sıralı yazarım.
İyi geceler  😊 



3.10.17

Ev Hali, Sevdalım Hayat Z.Livaneli ...

 Artık Umay akşamları erken yatıyor... Bize de vakit kalıyor. Sabahlarıda erken kalkıyor... Benim için hem iyi hem kötü. Gece artık çok geç saatlere kadar oturamıyorum. Oysaki yazın ne güzeldi üçlere dörtlere kadar oturuyordum.
Okul düzenimiz artık tamamdır. Çocuklar nasılda adaptepe oluyorlar yeniliklere... 👧
Okul kavramı oturdu kafasına bizim kızın. Yeme düzeni bile değişti. Okulda öğlenci olduğundan, tek öğün besleniyorlar ve eve aç gelmiş oluyor. Önceleri tek çeşit yerdi ve bir saat sonra falan diğer yemeği isterdi. Şimdi iki çeşit yemeği aynı anda yiyor.
Hatta uyumadan önce de ya tost, ya ekmek peynir yada biraz çorba içip yatıyor.
Sanıyorum bu gidişle yemediği yemekleri de yiyecek okul sayesinde. :))

Yeşillikleri bu şekilde saklamayı nette görmüştüm deneyeyim dedim. İnsatgram'da gelen yorumlar da eğer buzdolabında saklamazsam ve suyunu değiştirmezsem çabuk bozulacağını söylemişti arkadaşlar.
Gerçekten öyle... Hele o suyu nasıl fena kokuyor..
Benim derdim buzdolabında da uzun süre dayanmamasıydı.
Burdan yeni evlenecek olanlara sesleniyorum. İÇİ GENİŞ BOZDOLABI ALIN.
Benim gibi dar alırsanız; hem yiyecekler çabuk bozulur hemde tıkış tıkış olunca buzlanma sorunu yaşarsınız benden demesi... 
Velhasıl böyle de olmadı çünkü bu kavanozları buzdolabına koyarsam yemeklere yer kalmıyor, bende eski usul havlu kağıda sarıp buzdolabı poşeti ile sebze bölümüne koydum..


Geçenler de bahsetmiştim Kobo'dan size. Almak istediğim bazı kitapları bu siteden E-Kitap olarak almıştım. Bunlardan biri de Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat kitabı idi.
Nasıl bir hayattır dedim okurken.
Öncelikle aydın bir kişiliği var ve hep de öyle olmuş hayatı boyunca. Çocukluğundabile böyleymiş.
Gerçekten de bazı şeyler, bazı yaşam biçimlerimiz çocukkende ortaya çıkıyor ve biz büyükler farkına varırısak o yönde çocuklarımıza örnek olabiliriz.
Çok zor dönemlerden geçmiş yazar.
Oysaki tek derdi, tek yaşama biçimi okumak, yazmak, üretmek olmuş hayatında. Ama o kadar çok engellenmiş, kıskanılmış ki...
Hem sağ koldan hem sol koldan....
Birde parti yanlısı olmaması da etkili olmuş.
Aslında yazarı ilk bu kitap ile okumak lazım. Çünkü yazdığı kitapların nasıl ortaya çıktığını, konularını daha farklı bir gözle okuruz diye düşünüyorum...

İçimi acıtan en çok işkence görmesi ve sürgün yaşamsı konuları oldu.
Ki hala içim acır o sokakta kavga edenleri gördükçe.....

Duyarlı, hassas, bir döneme ait anı-biyografi kitabı idi.
Birde okurken eşinin sabrına ve ona destek olmasını çok takdir ettim.. Kolay değil göçebe gibi yaşamak, eşini bir anda içeri almaları ve sebei yokken bile görüşememek...

Velhasıl iyi bir kitaptı...

21.8.17

Elia İle Yolculuk Ve Çöplük Kitapları...

Zülfü Livaneli'nin Dünya görüşünü, yazılarını ve romanlarını severek takip ediyorum.
Kesinlikle bir dünya adamı, sanatçısı yazar.

Bu kitabında da yönetmen, yazar dostunun ricası üzerine annesinin memleketine yolculuğa çıkıyorlar.
Tabi dolu bir yolculuk oluyor. Anı-Biyografi tarzında bir kitaptı Elia İle Yolculuk.

Okurken "ah ne güzel dostluklar" diye içimden geçirdiğim çok oldu.

Gerçekten de dost biriktirmek herkese nasip olmuyor.  Yaşar Kemal ile dostluklarına dair anılarnı dinlerken de çok imrenmiştim.

Hem birbirlerinin eksilerini artı yapan, artılarını daha bir katlayan dostluklar önemlidir.

Tabi bu anlatımlar da yazarın kaleminin gücünü de yadsımamak gerekir.

&&&&&&&&&&&

 Çöplük/























19.6.17

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal/ Zülfü Lİvaneli

Yaşar Kemal...
Zülfü Livaneli....
Kırk yıllık dostluklarını, sevgili koca çınarın vefatından sonra kendisine gelen yoğun istek üzerine bir kitap olarak toparlamış Zülfü Livaneli.

Düşünsenize hergün telefonlaşıp konuşuyorlarmış. Çoğunluk edebiyat üzerineymiş sohbetlerinin...

Tabi zamanında, ilk gençlik yıllarında ve ilk yazı hayatına başladığında birlikte çok şey yaşamışlar.
Aranmışlar, tutuklanmışlar, işkencelere tanık olmuşlar, yurtdışında sürgün hayatı bile paylaşmışlar....

Kitapta çok fazla altını çizdiğim cümlem oldu.

Daha önce okul yıllarında okumuştum kitaplarından  bazılarını ama aklımda hiçbiri yok.
Bence bazı kitaplar büyüyünce okumalı, okutulmalı.

Geçtiğimiz seneler de her Kadıköy'e indiğimde uğradığım YKY Yayınlarından bir iki kitabını aldım.
Daha alacaklarım çok. Özellikle İnce Memed serisini okumak istiyorum ama öyle hemen değil sindire sindire.
Aslında bu kitap bir ön okuma kitabı gibi olmuş.
Çünkü hayatına ve yazıma başlayışı ile ilgili harika bilgiler içeriyor. Yarı biyografi kitabı olarak düşünebilirsiniz.


Daha öncesi sokak çocukları ile gazeticilik döneminde yaptığı sohbetlerden oluşan kitabını okumuştum.
O kadar insani ki Yaşar Kemal.
Bence tam bir vatansever.
Okuduklarımdan bunu anlıyorum.
Ülkesinin, insanlarının, toplumunun birlik ve beraberlik içinde yaşamasını istiyor.

Hepimiz gibi.....

Bu kitapta en çok hümanist yönü ön planda..
Birde aldığı ödüller ve kendisinin mütevaziliği var kitapta...

Tabi dile kolay hayatı ciddiye alanlar, sadece kendini değil ülkesini, vatanını, komuşusunu düşünenlerin hep bir derdi oluyor yaşamla...
Bence bu iki önemli yazarın da öyle olmuş yaşamları..
O yüzden kitabı okurken bazen tebessüm ettim bazen de hüzünlendim.
Ama iyi ki sevgili dostu Z.Livaneli bize sohbetlerinin bilmemiz gerekeni kadarını aktarmış.
Ruhun şad olsun ışıklar içinde uyu Yaşar Kemal....
 






8.2.17

Huzursuzluk Zülfü Livaneli, Tesla'nın Kutusu ve Cesur Yeni Dünya Kitapları Hk...

 Geçtiğimiz haftalarda bitirmiştim Huzursuzluk/Zülfü Livaneli kitabını...
Çok çok dokunaklı, düşündürücü ve hüzünlü bir kitap.
Özellikle günümüzde çokca yaşanan mezhep davalarına ve Ortadoğu meselesini anlatmış.
Tabi bu Doğu meselesi hele hele kadın meselesi ülkemizin kanayan yarası.

 Yaşı geçmişse alınmaz, dulsa alınmaz, çocuğu varsa alınmaz..İlla ki bakire olacak, yaşı küçük olacak... gözü açılmamış olacak... olacak da olacak...
Erkek dediğnse; gezmiş tozmuş olacak, kadına kıza gidip hevesini almış olacak.. evlenene kadar her b..k.. yemiş olacak...
Ne güzel dimi.........

huzursuzluk zülfü livaneli
Bide tabi savaştan kaçıp sığınanlar var aramızda... bir yanım   o kadar çocuk yapmış olmalarına ve erkeklerin savaştan kaçıp gelmelerine kızıyor...
Bir yanım ise yanıp tutuşuyor o hallerine.....
Ne zordur diyorum bilmediğin bir yerde, savaştan ötürü kaçıyorsun ve yerlerdse yatıyorsun, dileniyorsun, çoluk çocuğun aç sefil durumda....
Rabbim ülkemizi savşatan korusun.....

İşte Huzursuzluk kitabını okurken bu düşüncelere dalıyorsunuz.....

Bitirdiğim daha doğrusu zorla okuduğum kitap; Tesla'nın Kutusu/ Samantha  Hunt


Başlarda daraldım sonra açıldı aktı kitap ama sonrası... Sırf Tesla'nı hatırına okudum kitabı...
Büyük Dahi'nin yaşamı kurgusal anlatılmış. Carter, Edison derken Tesla'nın neler yaşadığını, hafif bir panik atağı olduğunu, takıntılı olduğunu ve çocuk yaşta sorularının ve dahice fikirlerinin başladığını görüyorsunuz...
Gerçekten de çocuktur diyip geçmemek gerek...



Bide geçtiğimiz aydan yarım bıraktığım bir kitabım var. Aslında nasılda merak ve heycan ile başlamıştım.. Ama olmadı bir türlü kitabın içine giremedim. Sanırım bunda Mülksüzler kitabının da etkisi var . Çok fazla aynı dil gibi geldi bana ve yarım bıraktım. Oysa ki kitap kült kitaplar arasında.
Artık bir ara tekrar okurum yada okumam.. Zamana bıraktım.

Siz ne dersiniz?
Aralarından okuduklarınız var mı? Varsa yorum alayım desem.





22.11.15

Livaneli Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm... Ev hali...

Aslında ne yazmak istediğimi biliyorum ama bir türlü düşündüklerimi yazıya dökemiyorum...
Olcak olcak zamanla oda olacak...

Yine uzun zamandır yazamadım... 
Bugün eve adadım kendimi, süpür, sil,toz al, iki makine çamaşır yıkansın, asılsın, toplansın, sonra akşamına ütüüüü yapılsın...

Yemek derseniz... bol yeşillikli salata içine haşlanmış makarna, galete ununa bulanıp kızartılan tavukları ekleyip güzel bir sosla servis... çok doyurucu oluyor tavsiye ederim. :)

Kapı kitabından hemen sonra filmini izleyeyim dedim, hatta eşim sağolsun filmi tabletime kaydetti.... ben mi? İzledim mi? hala izleyeceğim..........

Bir kitap daha bitirdim, yeni kitaba başladım, hatta yeni kitaplar aldım, hediye kitap da geldi.....

Okunacak çok kitap var zaman yetmiyor, buda canımı sıkıyor.... daha az uyuyp daha çok okumak istiyorum ama bu aralar imkansız bir istek bu benim için... 


Şuan bile uykusuzum ,çok uykum var...blogda yazmak istediğimden pc karşısında size, kendime bu satırları yazıyorum.... bide üstüne kitap okuyacağım... Sloganımız ne " OKUMADAN ASLA"

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bu aralar ikinci el kitaplar da aradıklarımı, sevdiğim yazarları ve almak istediğim kitapları bulmak çok keyifli....
Bu kitap da onlardan biriydi.

Zülfü Livaneli bu kitabı neredeyse 29 yılda tamamlamış ve yayınlamış, hatta son baskısına ilave de eklemiş. ÇÜnkü kitabın yazıldığı tarihden o kadar çok zaman geçmiş ki yayıncısı biraz daha ilaveler yapmasını rica etmiş. Livaneli de ilaveler ile tamamlamış kitabı. Bir çok kitabı gibi bu kitap da birçok ülke için çevrilmiş.

Konu olarak bir dönemler Sami gibi ülkesinden kaçmak zorunda kalan.kişlerin hikayesi.. Tabi kitapta tarihlerden çok olaylara ve yaşananlara değinilmiş ve duygu değişimi, hissedilenler, vatan hasreti, sindirilemeyen duygular, haksızlıklar...öyle güzel aktarılmış ki okuyucuya....
Kahraman kendi ağzından olayların neden böyle olduğunu dile getirmiş. Bunu dile getirirken de bence asıl şunu göstermiş, insan ne kadar çabalarsa çabalasın içinde yaşadığı toplum denizi onu istemediği yerlere mutlaka sürükleyecektir.
Sonrasın da kader bu ya öc almak istediğiniz kişi ile aynı hastanede yatarsınız ama o kişi ölmek üzeredir ve artık siz nasıl düşüneceğinizi şaşırırsınız. Bir yanınız o kişi ölsün, intikamımı alayım der öbür yanınız da "adam zaten ölecek, son günleri boş ver değmez" der... ve muallak sizi yer bitirir....

Kitap da böyle işte.....

28.5.15

Konstantiniyye Oteli

Bir çırpıda biten kitaplardan oldu "Konstantiniyye Oteli/Zülfü Livaneli"  kitabı.  Bir yanım tabi kitabın çıktığını duyunca tereddüt yaşadı. Çünkü Serenad'dan sonra Kardeşimin Hikayesi' okurken sanki Serenad devamı sanmış ve çok sıkılmıştım. 
Biliyorum biliyorum birçok kişi bu kitabı çok sevmişti ama bana pek hitap etmedi....  Okudum ama yinede yazarı çok sevdiğimden
Ne diyordum; Livaneli'nin bu son kitabı bir harika tek kelime ile....hem günümüzde hem ileri tarihli işlemiş konuyu.
Roman; büyük bir otelin açılış gecesi ile başlıyor. Hazırlıklar,  davetli listesi derken gelenlerin hayatına dair bilgiler,  çalışanların yaşamı...  Kahramanımız Zehra tarafından anlatılıyormuş gibi olsa da yazar kendi ağzından anlatıyor bence.
Çok fazla karakter var ve hemen hemen hepsi hakkında bilgi veriyor. En çok sevdiğim yön romanda yazarımız bu sefer farklı bir yazım tarzı denemiş ve her karakterin ileride ki sonunu da yazmış ve romanı bitirirken de öyle güzel sonlandırmış ki herşey her  karakter yerine oturmuş oluyor.
Evet kitap ismi, İstanbul'un fethedilmeden önceki ismi. Kısa kısa eskiye dönük mitolojik ve tarihi olaylardan da serpiştirin araya. Ve nasıl İstanbul'da her dinden,  dilden, ırktan yaşayan insanlar varsa; roman da ki karakterlerde her kesimden.  Sevdiğim bölümlerden biri de Kürt bir çocukla yapılan röportaj bölümü oldu. 
Konusu hakkında daha fazla yazmak istemiyorum çünkü okuyacak olanlarınız vardır. Diyebileceğim birşey varsa oda Livaneli harika bir kitap yazmış. Zengini de varoşlarda yaşayanı da,  İstanbul'un orta kesiminde yaşayanından en dibinde,  köşesinde yaşayanına kadar yazmış ve betimlemiş. Okurken kafa sallıyorsunuz karakterleri ve yaşadıklarını...sallayıp kafayı diyorsunuz ki; ay evet var böyle tipler 😊 

Okuyun diyebileceğim kitaplardan oldu benim içi.  

25.10.13

Kısa kısa benden...






Bir haftayı da filmli, kitap okumalı, gezmeli olarak bitirdim. :)  Hamileliğimde 21.haftayı da bitiriyorum. Ve artık göbüşüm epey bir çıktı. :))) Hatta kızım tekme bile atmaya başladı. Bazen konuşmalarımıza tepki veriyor. Çok güzel, heyecanlı bir  duygu. Ve Allah isteyen herkese nasip etsin. Kilo alımımda artış olmadığından hala dolabımda olan üst giysilerimi giyiyorum. Sadece alt olarak genelde elbise ve gebe taytı giyebiliyorum. Çünkü karnıma baskı olduğunda midem çooook bulanıyor. Doktorum ve çevremde ki gebelik geçirmiş olan annelerin yorumu şöyle; 7.aydan sonra kilo artışı oluyor dikkat et diye. Elbette olacaktır ama sorun değil benim için yeter ki gebeliğim sağlıklı devam etsin ve zamanında yavrum doğsun. Her şeyin bir bedeli var ve seçimlerin de bir sonucu vardır diye düşünüyorum.
Yarın 2.düzey USG çekimi için doktor randevumuz var. Her bir şeyine 3 boyutlu bakacaklar kızımızın. Çok heyecanlıyım çünkü kızımızı görücez bizde :))))))
Pazartesi günü de tetanos aşısı vurulacağım. Sağlık Bakanlığı ve Aile Hekimliği bu konuda çok iyi çalışıyor. Arayıp hangi hafta ne yapılması gerekiyor takip edip bilgilendiriyorlar. Hatta bazı tahlilleri hekimlikte yaptırıyorum.
Bu arada hatırlarsanız bir önceki yazımda doktorum Akdeniz Anemisi taşıyıcılığından şüpheleniyordu. Doğru tahmin etmiş. Taşıyıcısıymışım ve gebe kalınca da tüm depolarım boşalmış. Bu sebeple önce 5 adet B12 aşısı vurulacağım, sonrasında da her ay takip sonucu olacağım aşı. Bu yüzdenmiş halsizliğim, yorgunluğum ve kalp çarpıntım. İnşallah tedavi sonucu rahata kavuşacağım.  Eğer Kadın Doğum Dr.um farkına varmasa yıllarca böyle çekecektim. Her doktor işini iyi şekilde yapmıyor bir kez daha anladık....

Henüz biz bebek için alışverişe başlamadık. Kardeşim battaniyesini aldı, üst komşum 4 adet hırka ve battaniye örmüş  birde pembe ayakkabı almış. :) Öyle tatlılar ki. Emeğine sağlık Müge Ablam. Ellerin dert görmesin. Bizde artık yavaş yavaş başlayacağız. Son dakikaya bırakmamak gerek değil mi?


Okuyup bitirdiğim kitaplardan da bahsetmek isterim size. Can Yayınlarının 5 TL kampayasından Mayıs ayında aldığım bir kitap Kadersizlik.
 Konusu:  
Çağdaş Macar edebiyatının en önemli adlarından biri olan İmre Kertesz, ilk kez Türkçede, Yazıldığında, Macaristan Devlet Bakanlığı'nın basmayı reddettiği Kadersizlik, daha sonra Almancaya çevrilip basılınca, okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanmıştı. Kadersizlik, on altı yaşındaki Yahudi asıllı bir Macar gencinin, babasını çalışma kampına yolcu etmesiyle başlar. Bir süre sonra, çalıştığı yere giderken, arkadaşlarıyla birlikte o da yolda polisçe yakalanıp Auschwitz toplama kampına giden bir trene bindirilir. O andan başlayarak gencin ağzından, gördüğü, duyduğu, tattığı , dokunduğu her şey, tüm ayrıntıları ve canlılığıyla dile getirilir. Genç, hiçbir yorum, hiçbir değerlendirme yapmadan, hiç abartıya kaçmadan, karamsarlığa kapılmadan, tanık olduğu her şeyi, ince bir mizahla anlatır. 'Oradaki bacalarda bile dumanların kesildiği anlarda mutluluğa benzeyen bir şeyler vardı. Belki de asıl bu deneyim benim için unutulmuş kalacak, ama herkesin öğrenmek istediği, yalnızca kötü olan, yalnızca 'dehşet'. Evet, bir daha soracak olurlarsa, onlara bunu, toplama kampındaki bu mutluluğu anlatmalıyım. Soracak olurlarsa. Kendim bile unutmuş olmazsam. 'Kendisi de toplama kampında kalmış olan Imre Kertesz'in bu çarpıcı romanı, otobiyografik özellikler taşıyor.

Çok beğendim kitabı. Bir çocuğun gözünden acıtasyon yapılmadan anlatılmış bir roman.....



Diğer kitabım; Kardeşimin Hikayesi. Yazarı çok severim ve takip ederim. Ama bu kitap biraz yavan geldi bana. Serenad'ı çağrıştırcak çok detay vardı. Sanki bir önceki kitabın devamı gibi olmuş. Ve konusuna ve yazım diline göre sayfa sayısını fazla buldum. Onun dışında yazım dili akıcı ve kullandığı kelimeler yalın, sade.




Böyle işte bloggerlar. Haftayı bu akşam toz alarak ve blog yazısı ile bitirdim sayılır. Keyifli haftasonunuz olsun.














12.2.12

Serenad/ Zülfü Livaneli

Veee kitabım bugün itibari ile bitti. Dün gece son sayfalarına geldim ama sonunu uyku öncesi okumak istemedim ve bugüne bıraktım. Ve büyük bir keyifle okudum son sayfaları. Keyifle dediğime bakmayın hüzünlü bir kitap aslında.
Yazar kahramanın adından yazmış kitabı. Maya Duran( kahramanlardan biri) 36 yaşında, bir erkek çocuk annesi, dul, Üniversitede Halkla İlişkiler bölümünde çalışıyor. Ve bir gün Amerika'dan ünlü bir Hukuk Profesörü rektörü ve okulu ziyarete gelir. Karşılamaya Maya gider. Her şey böylelikle başlar. Gelen kişi Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'dir. (87)Sıkıntılı bir günün beklediğini düşünürken Prof. Max. gayet fit, yakışıklı ve kibar bir beydir. Aslında gelme amacı başkadır Max.'ın. Sevdiği kadın, karısı Yahudi'dir ve o dönemin Nazi Hükümetinin yaptıkları ile karşılaşırlar..... burda konuyu bırakayım diyorum çünkü okuyacaklar olabilir, hikayenin hepsini bilmesinler. En heyecanlı yerinde kesiyorum konuyu...
Kitabı okurken içim cızladı. Aslında kendi ailemizi tanımadığımızı ve geriye dönük şeyleri merak etmeye başlıyorsunuz. Örneğin ben ne anneannemin nede babaannemin annelerinin adını biliyordum. Bildiklerim sadece yakınımdakiler.
Ayrıca eğer Kavgam kitabını okuduysanız ordan zaten kızgınlığınız varsa Nazilere bu kitap ile daha bir kızıyor, üzülüyorsunuz. Birde bilmediğimiz ne çok şey varmış diyorsunuz. Büyükelçi kitabını okumuşmuydunuz bilmiyorum ama o kitapta anlatılıyor Türkiye'ye sığınan Yahudilerin durumu ve yardımlarımız. O kitaba da bakın derim. kitaba göz atın burdan...
Coğrafya kaderdir sözü çok hoşuma gitti ve düşündürdü... 
Bence okuyun...