26.6.16

Film Anlatıcısı Kız Hernan Rivera Letelier ve Elif Şafak'ın yeni roman

Veee çok beklediğimiz sıcaklar da geldi çattı.... gündüzleri mümkün mertebe sokağa çıkmayanlardanız ana kız... 
Devamlı suyun altında Umay'da. her bez değiştirirken hemen duşa sokuyorum anca rahatlıyor... 
Aslında hava durumu, doğa olması gerekeni yapıyor ama biz insanoğluna sıcak geliyor işte efenim...
Yaz geldi mi hemen yazlığına gidenlere selam olsun. :)))

Geçtiğimiz çarşamba akşamı kitap klubümüzle Timsal Hanımların arka bahçesinde hem iftar yaptık hemde bu ayın kitabı olan "Film Anlatıcısı Kız/ Hernan Rivera Letelier " kitabını konuştuk.
Konuştuk dediğime bakmayın, öyle uzun uzun anlatmadık kitabı. Çünkü hepimiz çok beğendik ve keyifle okumuştuk. Ortak noktamız " iyi ki okumuşuz bu kitabı" oldu. Aynı zamanda Timsal Hanımın bir de süprizi vardı. Kazım Karabekir Vakfının/ Müzesinin kuruluşunun 17.yılını kutladık. Daha nice yılları olsun müzenin, ziyaret edeni bol olsun ve Timsal Hanım bize anılarını daha uzun yıllar kendi ağzından anlatsın. Dinlerken öyle mest oluyorsunuz ki... Ziyaret etmeyi unutmayın derim müzeyi...


Kitap tür olarak da Novella (kısa roman olarak değerlendirilebilecek; romandan kısa, hikâyeden uzun olan bir edebî türdür.) Kitabı elinize almanız ile bitirmeniz bir oluyor.
Ama aklınızda bıraktığı izler ise daha fazla. ÖZellikle Şilili yazarların kalemi çok iyi... Anlatırken okuyucu sıkmıyorlar...
Kitabın içinde acı var, aile dramı var, mahalle var, hatta mahalle baskısı var, dedikodu, aşk var....
Kitap bitince şöyel düşünmüştüm; gerçekten de film anlatmak kolay değil aslında... hele bilmeyen, izlemeyen birinie hele hele bilen birene....
Tavsiye edebileceğim kitaplar arasına girdi bu kitap.





Veeeee Elif Şafak'ın beklenen kitabı çıktı. Elimde ki kitabın bitmesine çok az kaldı ve hemen bu kitaba başlamak istiyorum. Elif Şafak kalemini, cümlelerini sevdiğim bir yazar. Yine bizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır yazar....
Bir de sevdiğim bir kadın var ki, düşünce ve yaşama bakışı açısından kendime yakın bulduğum biri Frida Kahlo.... bu kadın ile ilgili bir post hazırlayacağım o yüzden burda sadece sevdiğim demekle yetineyim. :)

İyi pazarlar ve iyi haftalar yazımı okuyan herkese.... :)

18.6.16

Umay'lı günlerden bir gün...

Uzun zamandır Umay'lı ev hallerimizden  bahsetmiyorum. Ve biraz yazayım istiyorum. İlerde hem ona hem bana anı olarak kalır...
26. ayının içindesin artık annem.. Her şeyi ama herşeyi o kadar iyi anlıyorsun ki..
Özellikle duygularını ifade edişin çok iyi.
Şöyle bir baktığım da diğer annelerin dediği gibi gerçekten de belirli bir zamandan sonra günler çok hızlı ilerlemiş.
Çünkü sende ki davranışlar büyüdüğünün büyüme yolunda ilerlediğinin işareti.
O kadar çok şey öğrendim ki anne olunca.
Bir annenin evladını gözlemlemesi çok önemli. Çünkü çocuklar siz onu iyi dinler ve gözlemlerseniz sizi doğru yolda ilerletiyorlar.
En azından kendi çocuğumda bunu deneyimledim.
Örneğin; eğer siz kendi hayatınız farkında yaşıyorsanız inanın çocuğunuzun da hayatının farkında oluyorsunuz.
"bebektir, çocuktur ne anlar" demek yerine ona bir "birey" gibi davranırsanız, dışarı çıktığınız da sizi dinler.

En çok gözlemlediğim şeylerden biri bu oldu. Örneğin AVM lerde çok görüyorum, çocğuyla kibar konuşuyor önce bakıyor çocuk dinlemiyor başlıyor bağırmaya. "bak çocuğum beni dışarda bağırtma" gibi sözler düşünsenize çocuk için başkalarının bakması çok da önemli değil ki...
O zaman anladım işte evde siz eğer sağlıklı iletişim kurar, dinlerseniz dışarda da ufak tefek akslikler dışında bağırmak zorunda kalmazsınız diye düşünüyorum.
Elbet şunu kabul ediyorum; gerçekten de çok zor olan, uyumayan, ne yaparsanız yapın hareketli, laf dinlemeyen çocuklar da var.
Bizim şansımız, Umay iyi huylu bir çocuk... Genlerimiz sağolsun ;) ::)))))

Evet biz hiç mi sorun yaşamadık, herşey güllük gülüstanlık değildi elbet.
Yeri geldi sokakta elimiz bıraktı, ki hala önce tutuyor sonra koşmak istiyor. Yavaş yavaş sabırla anlattım, hala anlatıyorum. Bizim kaldırımdan gitmemiz gerektiğini, araba çıkıp bize çarpabilir diyorum.
Ve bakıyorum ki son zamanlar da elimi tutuyor ve bıraksa bile"kaldırıma çık annem " dediğimde hemen çıkıyor. Aslında düşünsenize çocuk da haklı koşmak, dokunmak, keşfetmek istiyor. Onu bu dürtüleri yüzünden kısıtlamamak gerek.. Bazen sabrtemek o kadar zor oluyor ki...


Yeri geldi 2 yaş sendorumunu bağırarak atlattı. Geçerdi karşıma çığlık atardı. Ama öyle böyle değil.
Bende karşısında dikilir hiçbir tepki vermezdim, bir süre sonra da yanından ayrılırdım. Bİraz mıkırdanır sonra susar yanıma gelirdi. Sımsıkı sarılırdım.
BAktım ben ona "neden bağırıyorsun, sus" gibi tepkiler vermeyince oda birkaç gün sonra bıraktı bağırmayı.


Sonrasında da herşeyi "anne men " yapıcam dönemi başladı. Onda da onun dökmeyeceği yada dökerse de sorun olmayacağı şeylerde bana yardım etmesine izin verdim. O da geçti...
Bazen suyunu yada elinde ki başka birşeyi dökebiliyor. Hemen yanıma gelip korkmuş bir şekilde " anne bak suyu döktüm" diyor, o zaman o ifadesini görünce çok üzülüyorum. Çünkü dökmesi kadar normal birşey yok ki... biz büyükler hiç mi dökmüyor, kırmıyoruz...
Böyle durumlar da da göz hizasına inip; annecim olabilir dökebilirsin. Lütfen üzülme bir daha kine dikkatli olursun. Tamam mı annem
tamam anne deyip hemen gülüüyor... :)

İŞte o zaman bende mutlu oluyorum, çünkü dökücek, kırıcak, anlamaya çalışıcak.
Bide bu aralar bez değiştirmek istememe gibi bir sorunumuz var. kakasını yaptıktan sonra "anne ben kaka yapamıyorum" diyor ve bez değiştirmemem için kırk takla atıyor.
Bende inatlaşmasın, inatlaşmayı öğrenmesin diye " tamam annecim, sen ne zaman istersen değiştirelim ama değiştirmezsek popon acıyabilir" diyorum. Bi bir iki dakka sonra aa Umay gel barbi  bebeğin altını silelim bezini değiştirelim derken kendi de istiyor.
Evet sabır istiyor, evet daha çok sabır istiyor çocuk büyütmek. Hele bu aşamalar daha bir sabır istiyor.
Benim kendimce avım; sonuçta aile olmayı, bebeğimiz olmasını biz istedik, kısmet oldu bebeğimiz oldu. Şikayet etmeye gerek yok. Bu bir süreç ve geçecek.
Diyerek kendime söylüyorum.
Çünkü anladım ki eğer bebeğiniz vars size destek olan, yardımcı olan biri daha mutlaka ama mutlaka  olmalı.


Ben çok bilirim ilk zamanlar daraldığımı, bunaldığımı, tüm gün evde olmanın dışarıya pat diye çıkamamamnın verdiği sıkıntıyı...
Eşimi kollardım izin günlerinde o bakardı ben biraz hava almaya çıkardım. Allah razı olsun hala da çok destektir bana bu konuda...

tabi bunlar yaşadığımız bir süreçti,
Artık zaman daha keyifli geçiyor Umay'la.
Bu ara en büyük hobisi suluboya ile resim yapmak.
Sabah Bismillah daha gözünü açıyor, yüzünü yıkıyoruz; anne ben suluboya yapıcam diyor.
Çizerken de anlatıyor; anne bak kedi yaptım, uçak yaptım, anne bak bu sen...
Yakında kişisel sergisini açarız Umay Hanımın. :))))

İŞte böyle blog, şimdilik aklıma gelen bunlar, gelmeyenlerin yada bazı anıların bende kalmasını istediğim kadar ile günler böyle geçiyor bizde....

14.6.16

Yaşar Kemal Neredesin Arkadaşım ve Enginar Mevsimi

 Geçen hafta bir ara kitap okuyayım dedim kalemini, olaylara bakışı açısını, yorumlayışını ve halktan biri olan Yaşar Kemal'in 1975 yılında gazete için yapmış olduğu röportajların toplamı olan " Neredesin Arkadaşım" kitabını okudum....
Sokakta yaşayan kimi evinden kaçmış, kimi mecbur kalmış çocuklarla yapmış olduğu sohbetler ve onların hayatına dair aktardıkları var kitapta... Tabi okurken içiniz cız ediyor, sokakta karşılaştığım o çocuklar geldi aklıma...
Ve onları doğuran annelere kızgınlığım geldi aklıma...
Evet kimi " mecburdum, kimi bilemedim" diyebiliyor bu annelerin.. bence ( yaşamayan bilemez farkındayım ama yaşam koşullarım eğer çocuk bakmaya uygun değilse doğurmamayı tercih ederdim şahsen)
Ve kitaba da ismini veren bir sokak çocuğu. Yaşar Kemal onlarla konuşurken samii ve bazı şeyleri de sır olarak kendinde tutmuş bir yazar. Çünkü onların güvenini kaybetmek istemiyor ve çocuklardan biri hayatını ve yaşamını anlatırken "arkadaşım" diyor Yaşar Kemal'e; ve onlar için birine arkadaşım demenin çok önemli olduğunu, o kişiye güvendiklerini ifade eden bir şey olduğunu açıklıyor...
Tabi hayatları zor, kendi çocuğunuz geliyor aklınıza sonra da diğer çocuklar...
Çocuklar önemli hele geleceğimiz ve gelecekleri için çok önemli...
Bir çocuğun bile elinden tutabiliyorsak ne mutlu bize.....

Bir diğer kitabım da ara kitap olarak okuduğum Enginar Mevsimi/ Lüset Kohen Fins ' e ait. Sevdam okumuştu ve tavsiye etmişti.
İçinde çok fazla özlü söler ve cümeleler bulabilirsiniz. Akıcı bir dili var yazarın. Aslında bir aşk hikayesi gibi ama aynı zamanda bir hayat hikayesi..
Beni biraz sıkan şeyse kişisel gelişimin roman tarzı gibi yazılmış olması.
Ama su gibi aktı  diyebilirim. Not ettiğim birkaç cümle oldu...

Alıntılar;


Ne kadar cesur ve açık sözlü olursan ol, bu hayatta yediğin en esaslı darbeleri sadece kendine saklarsın.

Her şeyden bir anlam çıkartmaya çalışmak adamı erken yaşta eritir.

Hiçbir insan hayatı kadere karşı sigortalanamaz. Hem zaten öldükten sonra teselli ikramiyesini kim ne yapsın?

Hayallerim, nefsim ve bedenim… Bu üçlü benim yüzümden inanılmaz darbeler yedi bu hayatta.
Aradan çeyrek asır geçmeye görsün, çok şey değişir bu hayatta.





10.6.16

Helene Wecker / Golem Ve Cİn kitabı....

Golem Ve Cin Helene Wecker
Veeee muhteşem bir kitabın daha sonuna geldim geçtiğimiz hafta...

Evet kitap aslında masalsı, fantastik bir kitap ama içeriğinde ki konu seçimi bence diğer masalsı kitaplardan ayırıyor...
Golem: kilden yapılan insansı varlık...
Bir erkek düşünün ki yalnızlık çekiyor ve çok ünlü bir büyücünün kapısını çalıyor... Elbet kitapta geçen büyücü o bildiğimiz, çizgi filmlerde olan sopasını sallayıp "hop büyülü sözleri söyleyip sihir yapanlardan değil" :)

Kendisine öyle bir golem yapmasını ister ki; bünyesinde "ahlak, sadakat vs.. "olsun ister...
Çünkü Golem kontrol edilmezse saldırgan oluyor ve öyle güçlü ki karşısındakini öldürebiliyor...

Uyandırılması ve tekrardan hayatına son verilmesi için büyülü sözcükler var...
Cin'imiz de Suriye Çöllerinde yaşayan ve yine o dönemin önemli, kadim dinleri araştıran ve ölümsüzlüğü arayan bir büyücü tarafından insan bedenine hapsedilen bir varlık... zamanının birinde yanlışlıkla uyandırılıyor ve günümüz insanların dünyasına adapte olmaya çalışıyor....

Olaylar bundan sonra başlıyor..... daha fazla detay yok benden.. ;)

Yalnız kitabı okurken insan isteklerinin nerelere varabileceğini okuyorsunuz... Hırs, adaltesizlik, öfke ve en büyük isteğin de yaşlanmamak, ölümsüzlük iksiri olduğunu görüyorsunuz...
Kitap ta Hz. Süleyman'dan da bahsediliyor.... 
Tabi fantastik bir kitap ama yine içinde Suriyeli Bedevilerden tutunda, müslüman, yahudi, hristiyanlık dinlerine kadar karma bilgiler var... çünkü kadim dinlerden yararlanılıyor....

Efenim kitap çok iyi bir kurgu ile yazılmış ve taş çatlasın 3 günde bitirebileceğiniz bir anlatım diline sahip.....

Okuyun diyebileceğim kitaplardan biri oldu benim için.

Not: fotoğrafda ki cama yansıyan cine dikkat :))))

Hadi ben kaçar hayırlı, bereketli cumalar....

Kitaptan alıntı:  GOLEM’in ilk öğrenmesi gereken şey; “İnsanları düşüncelerine göre değil, davranışlarına göre yargılamaktır”.  Bu biz insanlar için de geçerli bir öğreti olmalı.”İnsanlar kötülük yapmak için bir nedene değil ufacık bir mazerete bakar” sözü de fantastik kitapların çok da gerçek dışı bir hayatı anlatmadığının bir göstergesidir

Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem...

Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin... Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York'ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi... Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi...

Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.

Golem ve Cin iki ayrı kültürün efsanelerinden besleniyor ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfadan itibaren içine alıyor. 2013 yılının en iyi kitapları listelerini altüst eden bu roman Türkiye'de de çok sevilecek.
(Tanıtım Bülteninden)


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 640

Baskı Yılı: 2014



Sayfa Sayısı: 503

Baskı Yılı: 2014


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap 

9.6.16

Kadınlık, annelik üzerine...........

Bir kaç gündür düşünüyorum ki eminim Cumhurbaşkanı'nın o cümlelerini ve bakış açısını dinledikten sonra bir çok kadın, anne de benim gibi düşünmüş, yorum yapmıştır...diye düşünüyorum.....
Hani düşünüyorum ve Kuran-ı Kerim'i Türkçe( anladığım dilde okumayı tercih edenlerdenim) okuyorum. Çevirisine baktığınız da; bizi Yaradan'ın bile bir anne " bir anne istemez ise çocuğunu emzirmeyebilir, ona süt anne tutabilir" diyebiliyorsa, bize böyle bir hakkı veriyorsa...
Nasıl olur da Devletimizin başında olan kişi böyle yorumlar yapabiliyor anlamıyorum... Sanırım kendisinin çevresinde hiç işsiz bir baba, anne, geçimini çöpten toplayan aileler, sokakta yaşayan çocuklar yok...
Çünkü ülke geneline baktığınız da emekli bir ailenin geçiminin ne kadar zor olduğunu, çalışan anne-babanın çoğunun çocuklarının anca okul masraflarını karşılayabildiğini bilmesi gerekir...

Elbet istisnalar var; geçim düzeyi iyi olan, refah içinde yaşayan... ama bunu eğer bir Cumhurbaşkanı söylüyorsa her iki kriteri de düşünmesi gerekir..
Bir de garibime  giden; her kadın anne olmak istemeyebilir, nasıl olur da biz " anne olmak istemeyen" bir kadını yargılayabilir, ona" sen yarım kadınsın" diyebiliriz ki...
Çevrem de iki tane kadın tanıdım; anne olmak istemeyen. Evliler ve karı koca istemiyorlar. Bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığına inanıyor bir tanesi, bir tanesi de "anne olmak" istemiyor.
Vee bence duygularını iyi tanıyan insanlar anne olmalı veya olmamalı... düşünsenize istemiyorsunuz ve kocanızın baskısı yüzünden "anne oluyorsunuz" ne kadar kötü.. o çocukla annenin arasında nasıl bir sağlıklı bağ oluşabilir ki.....


Ki şu zamanda , yaşadığımız dünyaya baktığım da içim de çok da ferah değil... hele anne olduktan sonra "kaygılarım, endişelerim" daha da bir arttı... En büyük arzum her anne baba gibi evladım sağlıklı bir birey olsun, okusun, istediği bir işi yapsın... ama gidişat o kadar kötü ki... içimde ki evham yer yer hortluyor vallahi... sonra diyorum ki; Gülşah bu kadar düşünme herşey olacağına varır...
Sen evladını iyi, dürüst, ahlaklı ve sağlıklı yetiştirirsen; iletişimin de iyi olursa o evlat canavar gibi olur...
Tabi bu endişler arasında " sarkıntılık edecek olan olursa, okula gidecek ama ya öğretmeni yada etrafdan birilerinin tacizine uğrarsa" endişelerimi hiç anlatmayayım bile.... ( inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum....)

Ki izlediğim filmlerde kalabalık aile gördüğümde çok imrenirdim, hala da imrenirim... hep hayalimdi "3 evladım" olsun boy boy.... yazları hep beraber etkinlik yapalım, tatile çıkalım vs.....
Tabi günümüz şartalrında ne mümkün...
Zati geç evlendim, geç anne oldum bir ikinci çocuğa gücüm yok.... Rabbim; anne olmak isteyen kadınlara bu muhteşem, tarifi imkansız duyguyu yaşamayı nasip etsin...

Bir de böyle çevreden gündemden söylemler duyunca... aklımdan geçenlerin hepsini dilime düşüremiyorum bile.....

Velhasıl uzun lafı kısası; kadın demek sadece anne demek olsaydı... kadın demek herşey demek bence ve bunu sadece doğum ile sınırlandırmak kadar cinsiyet ayrımı yapmanın lüzumu yok....
........................
.............................

6.6.16

Zorlu Digital Revolution sergisinden yansıyanlar...

Hoşgeldi şeref verdi Ramazan Ayı... Allah inanan, orucunu tutan, tutamayan, tutmak istemeyen, herkesin cümlemizin dualarını kabul eylesin...
Ben uzun yıllardır tutamayanlardanım... gebelikdi, doğumdu, emziriyorum derken... zaman geçiyor...
Ki maneviyatını, bana hissettirdiği enerjiyi çok seviyorum....
Evet hergün kendine özeldir ama gerçekten de öyle anlar vardır ki enerjileri başkadır... işte o enerjiden, ruhaniyetten faydalanmayı, nasiplenmeyi bilirsen "ne mutlu sana"....


Efenim dün Zorlu Digital Revolution Sergisine gittik... 1970'lerden başlayarak günümüze kadar olan teknolojinin kısa bir tarihçesi, sergisi vs.. diyebiliriz.... Gerçekten de çok şşırdığım bir iki şey oldu. Onun dışında ilk ataririyi, bilgisayarı, PC'yi, oyun kasalarını, giysileri ve ses efektlerini görmeniz mümkün.
Sergi de en çok dikkatimi çeken ve beni etkileyen iki oda ve 3D yazıcı ile yapılan objelerdi... Vallahi bazı teknolojik şeylere kafam basmıyor, yani  ne bileyim "nasıl yapıyorlar, nasıl oluyor, u ne demek" diye diye eşimin kafasını şişiriyorum. Sağolsun oda bana örnekler vererek anlatıyor. :))))
Beni etkileyen odaya gelince de Bir karanlık oda var; içinde dev ekran, yan yana üç ayrı bölüm ve önünde bir mürekkep havuzu. Birincisi "doğum", ikincisi " ölüm" ve üçüncü perde de " Yeniden Doğum" şeklinde adlandırılmış. Ekranın önüne geçip ellerinizi simetrik olarak kaldırdığınız her seferde başka bir şey oluyor. Birinde vücudunuz kuşlara dönüşerek yok oluyor, diğerinde kuşlar sizi yiyor, bir diğerinde ise kanatlarınız oluyor. Kanatlanıp uçuyorsunuz. Üçü de -evet kuşların yemesi dahil- o kadar güzel bir his ki; böyle teknolojik ve sanal bir şeyin sizi o derece doğaya yakın hissettirmesine şaşabilirsiniz.Avrupa'nın en değerli sanat merkezlerinden Barbican Centre'ın küratörü olduğu sergi Londra, Stokholm ve Atina'nın ardından 12 Haziran'a kadar İstanbul'da.  Eğer fırsatınız olursa gidin....

















5.6.16

Fehimpaşa Konağı ve ev halleri

Selam....
Perşembe akşamı Açık Hava Harbiye Tiyatrsondaydık. Gerçekten de oranın havası bir başka< hissettirdikleri, ortam bambaşka...
Fehim Paşa Konağı oyununda oynayan arkadaşımız( eşimin arkadaşı benimde arkadaşım olur ama dimiii :)))  ) davet etti oyuna... zaten ben Tiyatroya özlem içindeydim hiç geri çeviremezdim...
Oyunu yazan Turgut Özakman,  oyuncular derseniz muhteşemdi... isimlerini tek tek yazamıycam çünkü yazamadıklarıma haksızlık olmasın...
Dönem Osmanlı'nın son demleri ve Fehim Paşa KOnağında dönen entriakalr ve halka gelen hürriyeti anlatan müzikal tadında bir oyundu.....
Çok keyfiliydi....
Onun dışında bu hafta biraz yoğundu ama tatlı bir yoğunluktu...
Kitabımın bitmesine az kaldı sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum çünkü kitabı çok beğendim.....
Bu saatte blog yazınca bende bu kadar oluyor idare edin beni... en kısa zamanda kafamda ki  şekliyle yazacağım bloğumu....
Hadi ben kaçar keyifli pazarını olsun..... :))

2.6.16

Kazım Karabekir Müzesi, kızı Timsal Karabekir, ve biten kitap....

Ayda bir toplandığımız Kitap Kulübümüzn bu ayki kitabı "Kazım Karabekir Hayatım" kitabıydı.
Elbet böyle güzel bir günceyi okuduktan sonra Müzeyi de gezmeden olmazdı. Aylık toplantılarımız Kazım Karabekir Vakfı'nda yapılmakta ve bu toplanmalarımızda, kitap sohbetimiz de kızı Timsal Hn. ve Timsal Hn. kızı da bulunmakta.
Timsal Hn. ne kadar şanslı ki böyle kudretli, inançlı, vatanı için savaşan, yürüyen bir babaya sahipmiş. Elbet zor yanları vardır herkes yaşadığını bilir... Çok mütevazi biri ve sohbeti kendini dinlendiriyor.
Timsal Karabekir  


Bu kitap kulübüne girmeme vesile olan Lale Ablama da burdan bir kez daha teşekkür edeyim. Bilmeyenleriniz vardır diye söyleyeyim kendisi "Lalenin Bahçesi" bloğunun yazarı.
Bizler kitabı okuduk ve Timsal Hn. da bizim için Müzenin kapılarını akşam açtı ve bize hem evi gezdirdi hem de anlattı... ki anlatmadığı, anlatamadığı, zamanın yetmediği ne anılar vardır kendisinde...
Tabi birebir bir ağızdan dinlemek, yaşayan birinden dinlemek öyle farklı ki.. yer yer gözyaşlarımız aktı hem kendisinin hem bizim...
Ülkemiz ne şartlarda kurtarılmış ve Cumhuriyet kurulmuş...
Bu arada Kazım Karabekir Hayatım kitabı bir günce... çocukluğundan itibaren yazmış... Hayatı öyle çok da kolay olmamış paşanın.. Çok hastalıklar, ailesinden kayıplar yaşamış..
Okumaya çok önem veriyor, cahilliği hiç sevmiyor. Ve bilmemiz gerektiği üzerine dipnotlar yazıyor..
Kızı Timsal Hn. anlattı, çocuklara ve hele hele yetim, aç çocuklara çok öenm verirmiş, muhakkak karınlarını doyurmaya çalışırmış. Savaş zamanında yetim kalan 4000 erkek, 2000 kız çocuğunu (ermeni olanlar da varmış içinde) yatılı okullara yerleştirmiş... Ve o yetim çocuklar Kazım Bey'e teşekkür babın da kendisinin kara kalem portresini yapıp hediye etmişler... Evinde odasında görebilirsiniz bende burdan paylaşacağım...
Hala bu geleneği vakıf olarak sürdürüyorlar ve çocuk okutuyorlar.....
Tabi yaşadıkları, savaş döenmi, yoksulluk ama inanç... bunlar çok büyük erdemler bence ve o dönemde ki insanlar Allah tarafından özel karakterli olarak ülkemizde doğmuş insanlar bence....
Güzel birsöyleşi ve sunumdu ... Eğer sizde İstanbul'daysanız anadolu yakasında Erenköy'de bulunan bu müzeyi ziyaret edin....
Gelelim dünden kalan fotoğraflara.....
 Yanda ki taş plak Kazım Karabekir'in bestelediği, yazdığı marşı yetim çocukların okudu ve kayda aldığı taş plak.



 Bu madalyaların bir özelliği de çift renkli olamsı. Madalyayı alan herkesin çift renkli olmazmış kurdelası... İki renkli olması için; birincisi cephe de savaşmanız gerekiyor ikincisi de Millet Meclisinde görev almanız....
Sevgili Kazım Karabekir her ikisinde de görev aldığından çift renkli madalyaları...
 Kitaplarını yazdığı masa...
 Sevgili Macera Kitabım bloğundan Özlem ve Lalnin Bahçesi bloğundan Lale Ablayla. :)

 Yerleştirdiği, okuttuğu yetim çocukların kendisi için yapmış olduğu kara kalem çalışması.