31.10.12

Son Koloni / John Scalzi

Son Koloni

Yazar:John Scalzi
Çevirmen:Cihan Karamancı

Üçlemenin son kitabı. Yine yazar döktürmüş. Bu son seride bir çok olay çözülüyor. Kitabın devamı yok, son teşekkür bölümünde açıklamış yazar.
Bence Bilim Kurgu tarzında yazılmış iyi kitaplardan biriydi.
Fazla detay vermiyorum çünkü güzel bir seri okuyacak olanınız olabilir....

Arka Kapak

John Perry şiddet dolu bir evrende nihayet huzura kavuşmuş olup insanlığın pek çok kolonisinden birinde eşi ve kızıyla beraber yaşamaktadır. Güzel bir yaşantısı olmasına rağmen daima bir şeyin eksikliğini çekmektedir. John ile Jane'den yeni bir koloni dünyasını yönetmeleri istendiğinde John evreni bir kez daha keşfetme fırsatına balıklama dalar.

Fakat Perry kısa zamanda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenir. O ve yeni kolonisi, insanlığın Koloni Birliği ile tüm insan yayılımına yasak getirmiş durdurulamaz bir uzaylı ittifakı arasında oynanan bir savaş ve diplomasi oyunundaki birer piyondan ibarettir.

Uzayda bu çekişme yaşanırken Perry de ölümcül sırlarını henüz belli etmemiş bir gezegendeki korku dolu kolonicilerini hem tanıdık hem de yabancı tehlikelere karşı korumaya çalışır.

Perry herkesin kurtuluşu için yalanlarla ve yarı doğrularla dolu olan bu ağı bozmaya ve de sorumluluğundakileri insan ırkının son kolonisi haline getirmekle tehdit eden çok büyük bir savaşı engellemeye mecburdur.

"Saf bir hayalperestlik... Scalzi'nin zekice diyalogları, hızlı bir tempoya sahip öyküsü ve güçlü karakterleri akla Robert Heinlein'ı getiriyor."
The Times

"Katıksız bir zevk... çekici, iyi yazılmış ve akıllıca."
Daily Telegraph


Yazar:John Scalzi
Çevirmen:Cihan Karamancı

Sayfa Sayısı: 312
Dili: Türkçe
Yayınevi: İthaki Yayınları

Siyahlı Kadın Die Frau In Schwarz


Selamlar. Bugün ki filmimiz "Siyahlı Kadın" dı. Tek kelime ile zayıf bir filmdi.
Başlarda fena değildi ama sonu "ne oldu şimdi?" dedik ve anlamsız bitti. Tamam zaten karanlık ve az konuşmalı bir film ama o kadar çok boşluk kaldı ki ... İyi ki sinema da izlememişim......

Lafın kısası; olmamış....

30.10.12

Bayram ertesi...

Selam nasılsınız?
Benim bel ağrım bugünde az da olsa devam ediyor. Düne göre daha iyi tabi. Dünkü Bağdat Caddesi coşkusu harikaymış, kardeşim ve gelinimiz öyle dedi. Gidemediğime üzüldüm :(((
Bu arada ben 2 güne 3 film sığdırdım/k. Son Koloni kitabına da devam az kaldı kitabın bitmesine...
bayramda kuzenleri beklerken biz :))))
Dün "Madam Bovary" izledim. Anam ne kadınmış be dedim. Yaşadığı döneme göre bayağı cesurmuş. Biraz karanlık bir film ama değdi.



Biz karı koca uyumayı sevmediğimizden tatil bile olsa sabah erken kalkanlardanız. Bu sabah da erkenden kalktık, çayımızı demledik ve "Karanlık Gölgeler" filmini izledik. Her zamanki gibi Johnny Deep harikaydı. Bir harika kadın da Michelle Pfeiffer'dı. Film bir izlenimlikdi. Aile kavramı güzel vurgulanmıştı ama.




 Diğer filmi ise akşam üstü izledik, o da "Öbür Dünya"
Çok sıkıcı bir filmdi. Hayalet avcısı bir kadının inanmadığı halde konu ile ilgili kitap yazıyor ve bu işle insanları kandırıan grupları yakalatıyor. Sonra kendi geçmişi ile yüzleşiyor ve neden bu işi yaptığını anlatıyor. Vasat bir filmdi. Bence izlenmese de olur ama bence tabi. :)
Herkese iyi akşamlar.

29.10.12

29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMI kutlu olsun...

İyi akşamlar, nasılsınız?



Bende bel ağrısı dışında iyiyim. Bugün televizyonlardan ve diğer internet yayınlarından dolayı haberiniz vardır; CUMHURİYET bayramı yürüyüşü vardı. Belim ağrıdığından gidemedim ama kardeşim, eşi, yeğenim, kuzenlerim gittiler Bağdat Caddesinde ki yürüyüşe.... Kimbilir ne güzel bir duygudur...
Her Cumhuriyet bayramında olduğu gibi ki bu olaylar son yıllarda olmaya başladı, yine Atatürk ile ilgili konuşmalar oluyor.
Bir anlasalar cahil insanlar; bizim Atatürk'e tapmadığımızı ama sonsuz bir saygı, hayranlık ve minettarlık duyduğumuzu. Onun gibi bir lider olmasa ülke olarak kim bilir nasıl olurduk ki örnekleri ortada.... Sonuçta Atatürk'ü sevenler olarak bizde biliyoruz tek başına bu ülkeyi kurtarmadı Atam, yanında ona inanan, güvenen askerleri, yoldaşları, köylüleri, kentlileri vardı; hemde kadını erkeği, çoluğu çocuğu, genci yaşlısı olarak... Bugün kim bu kadar insanı toplayabilir ki....
Allah bin kere razı olsun Atatürk ve şehitlerimizden. Biz bugün bu duyguları, coşkuyu yaşıyor ve kutluyorsak onların sayesinde....
Ve Atatürk nasıl bir ufka, ilime bilgiye sahipmiş ki bir çok şeyi öngörüsü ile görmüş ve savaşmış....
Ailecek Atatürkçüyüz ve hep dediğimiz gibi

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!...
ATAM İZİNDEYİZ....

İyi akşamlar.

28.10.12

Bayramınız Mübarek Olsun....

Selamlar. Kurban Bayramınız mübarek olsun.

Biz ilk gün kardeşimde toplandık, kuzenlerle kalabalık bir kahvaltı soframız vardı. En güzeli zaten bayramda kurulan "bayram sofraları"  Bu bayram değişiklik olsun bayram fotoğrafı çektirelim dedik. :)))) Biraz İstanbul hatırası gibi oldu ama.... :))) Sonrası kayınvalidemlere geçtik. 2.gün gidilecek yerlere gittik, apartmanda görüştüğümüz komşularımıza bayramlaşmaya gittik. Tabii muhabbet nerde o eski bayramlaşmalar oldu... Apartmanda en genç çift biziz. O yüzden biz gidiyoruz onlara. Gerçi hepi topu 2 komşuya gidiyoruz. Çünkü diğer komşularım biraz enteresan. Zaten hiç bir daire birbiri ile bayramlaşmamış. Ne kadar üzücü. Gitgide bencileşiyor ve asosyalleşiyoruz bence. Hatırlıyorumda biz bayramlarda tüm bina bayramlaşırdık. Yaş olarak çok büyük olmasamda benim zamanımda ki bayramlar ile şimdiki bayramlar farklı. Artık bayram demek tatil demek.... ....

Bu arada eşimin arkadaşı var Murat Abi. Kendisi tam bir film arşivine sahip diyebilirim, bilgi olarak da...
Dekolagları istemiştim. Leylak Dalı blogunda bahsetmişti. Kısa zamanda getirecek, ama boş gelmemiş sanat içerikli başka filmler getirmiş.
Bizde biraz yorgunluk var sanırım havalardan, kapalı olması ruh halimizi de etkiliyor. Birkaç gündür devamlı dışarda olmaktan evimi özlemişim, bugün hiç ayak basmadım sokağa. Evde film, kitap ve televizyon keyfi yapacağım. Akşam TRT1 de Avrupa Avrupa dizisi var, oyuncularından dolayı severek ve bol kahkahalı izliyorum diziyi...
Herkese iyi pazarlar....

22.10.12

Sevgili Arsız Ölüm / Latife Tekin

Thyke okuma grubumuzun bu ayki kitabıydı bu kitap ve ne kadar geç kalmışız okumak için bu romanı. Yazarın okuduğum ilk romanı. 
Bence Türk Edebiyatı için harika bir roman. Özellikle anlatım dili ve kurgusu ile harika.
Bir ailenin hikayesi bu. Ve masalımsı anlatılan ama bizden bir hikaye. Köy yaşantılarının ardından şehre göç eden ve tutunmaya çalışan bir aile. Yer yer gülümseten anlatım dili ile harikaydı. Biz kitabı sonu hariç çook beğendik.
Güzel bir eser olduğundan fazla anlatmak istemiyorum belki okuyacak olanınız olur.

ARKA KAPAK:

Sevgili Arsız Ölüm, modern edebiyatımızda önceli olmayan bir dil, ses ve anlayışla kurulmuş bir romandır. Yazarın öz yaşamını da içeren bir biçimde, Huvat ailesinin köyden kente göçü, aile fertlerinin yoksulluk bilgisi ve geleneksel kültürleriyle kentteki yaşama tutunma çabalarını konu edinir. Bu romanı biricik yapan şey, yazarın anlatısında içselleşmiş olan annenin sesidir. Annenin sesi, masallar, türküler, maniler, meseller ve halk hikayelerinden oluşmuş bir sestir. Dolayısıyla, sözlü kültürün anlatı dilinin müziğini, modern dilin dolayımından geçirerek başkalaştırmış, yeni bir nota oluşturmuş ve ortaya benzersiz bir metin çıkarmıştır yazar. Anlatıya fantastik bir edebi zevk kazandıran ve kitabı 'büyülü gerçekçilik' kapsamında nitelemeye yol açan özellik, anlattığı her şeyle, örneğin kuyuyla ya da babayla aynı mesafede kalabilen, minyatür resimlere benzer bir dil ölçüsüdür. İşte, yazarın, kahramanlar ve nesnelerin gözüyle dünyayı kurmasının başarısıdır bu; kendini saklayabilmesi ve yoksulların sesindeki derin bilinci duyumsamasının başarısı... Sevgili Arsız Ölüm edebiyatımızda sevinçle karşılanmış ve Farsça'da İngilizce'ye, Rusça'dan İspanyolca'ya kadar birçok dille çevirilip, bu dillerde de benzer ilgiyi görmüştür.

Otostopçunun Galaksi Rehberi Beşibiryerde (Ciltli) Douglas Adams

Veee nihayet bu kalın, koca kitap bitti. Ben beğendim. Özellikle kurgusu ve yazarın hayal dünyasına hayran kaldım.
Tavsiyem önce kitabın filmini izlemeniz çünkü çok karakter var ve öncesinde karıştırabiliyorsunuz. Ama filmi izlediğiniz de kitapta ki bazı karakterler daha bir oturuyor kafanızda. Tabi benim naçizane tavsiyem. :))))



ARKA KAPAKTAN:

Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı... daha doğrusu eskiden vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bazıları ağaçlara çıkmanın bile yanlış bir hamle olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan asla ayrılmamış olması gerektiğini söylüyordu. Sonra, adamın birinin, değişiklik olsun diye bundan böyle halka nazik davranmanın ne kadar iyi olacağını dile getirdiği için bir ağaca çivilenmesinden yaklaşık ikibin yıl sonra, bir Perşembe günü Rickmansworth’de küçük bir kafede tek başına oturan bir kız, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirilebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. Bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti. Ama ne yazıktır ki, bir telefon bulup birilerine bundan söz edemeden korkunç, aptal bir felaket meydana geldi ve fikir sonsuza dek yitip gitti. Bu, o kızın öyküsü değil. Ama o korkunç, aptal felaketin ve onun doğurduğu bazı sonuçların öyküsüdür. Kısaca özetlemek gerekirse: Tamamen sakin bir hayat yaşamak, hayatına temel yaşamsal fonksiyon olarak soğuk bira ve güzel çay içmek kavramını oturtmak isteyen, kendi halinde, üstelik fazlasıyla uysal bir adam Arthur Dent, bir sabah uyanır ve evinin saçma bir nedenle yıkılacağını öğrenir; ama bu yalnızca başlangıçtır. Daha bir kaç saat bile geçmeden gezegeni yok edilecek ve yanında kankası Ford Prefect, üstünde yıpranmış sabahlığı, elinde havlusuyla galaksi boyunca sürecek inanılmaz bir yolculuğa çıkacaktır...
Paniğe Kapılmayın....

21.10.12

Bol fotoğraflı yazı...



 Selam herkese.

Biraz yorgunum ama yazımı yazmak istedim yinede. Bizde bu aralar oda değişikliği olduğundan ev dağınık yarın son toplamalar ve evi silip süpürme olayından sonra düzelecek inşallah.
Bu arada arkadaş, kardeş ağırlamalarımıza da son gaz devam. Dün kahvaltıya arkadaşlar geldi, güzel bir gün geçirdik, akşamına da kardeşim eşi, diğer manevi kardeşlerimizde geldi, kuzen ve eşi de geldi,çay partisi yaptık. :))))
Güzel bir gündü. Bugünde Thyke toplantımız vardı. "Sevgili Arsız Ölüm/ Latife Tekin" kitabını tartıştık....
Mumları sever misiniz ben çok severim ve akşamları kitap okurken bana eşlik ediyorlar.
Bu boş tren içi de geçen akşam dönüş yolundan çekildi. :))
 Yılın Yazarı kitabı bitti. Konu olarak çok da sürükleyici değildi. Bir takım üst yetkililer, yılın yazarını seçmek için toplanıyorlar ve bu sefer ölmüş birine değil de yaşayan birine ödül verme fikri ortaya atılıyor. Ve başlıyorlar liste hazırlamaya. Arada yaşananları anlatıyor.
Üçlemenin son kitabına başladım; Son Koloni....

Bizde böyle, herkese iyi haftalar.

kuzenle içilen yorgunluk kahvesi

19.10.12

OSÜB PROJESİ-HEDEF 20.000 KİTAP

 Sakız Ceviz Deniz bloggerin     sahibi aşağıda ki linki paylaşmış. Bende sizinle paylaşmak istedim. Belki de göndermek isteyenlerimiz olabilir.

 

OSÜB PROJESİ-HEDEF 20.000 KİTAP


20.000 kitap hedefiyle Harran ilçesinde belirlenecek 20 okulda kütüphane kurulmak üzere kitap toplama projesi düzenleniyor.Böyle bir sosyal sorumluluk projesinin biz kitap severler tarafından paylaşılması ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Projenin sponsoru MNG olmuş.Herhangi bir MNG Kargo Şubesine giderek 128176984 müşteri numarasıyla kayıtlı "Şanlıurfa Kitap Kampanyası" ismine Harran Kız Teknik ve Meslek Lisesi /Şanlıurfa adresine kitap göndermek istediğinizi söylerseniz kitaplar ücretsiz olarak kargolanıyor.
Bu arada projenin afişi 12.sınıf öğrencisi Hatice Karahan tarafından yapılmış. Kendisi çocuk gelişimi bölümünde okuyor ve hiç bir resim eğitimi almamış.
Projeyi incelemek isteyen arkadaşlar www.facebook.com/osubprojesi adresini ziyaret edebilir.

Herkesin kitaba ulaşmaya hakkı vardır.Çorbada tuzumuz bulunsun. 



18.10.12

Benden böyleeeee :)))





Selamlar. Çok şükür yazlık-kışlık giysi kaldırım olayını eşcağızımla yaptık. Giymediğimiz ama hiç bir yırtığı olmayan, giyecek kişiği mahcup etmeyecek kıyafetleri ayırdıki inşallah yerine ulaşır.
Bu aralar yine sokaklardayım/z. :))
Blog istatistiklerine baktım, takip edenlere teşekkür ederim. İlk açtığım dönemler geldi aklıma.
YAŞAR/DEM albümü ara ara severek dinlediğim bir albüm. En hit parçalarını topladığı bir albüm. İyi geliyor Yaşar'ın sesi ruhuma, şarkı sözleri de  :)))
Evde kahve içimlerimize devam. Bu arada dün kayınvalidemlerden onların kullandığı ama çoook uzun zamandır kullamadığı kahve değirmenini aldık. Temizleyip kullanacağız. Eşimin babaannesi bizim gibi türk kahvesi tutkunu. Ve o zamanlar bilenler bilir bu şekilde kahveyi öğütürlermiş. Bizim yoktu ama boşnak komşularımız vardı. Teyze hergün öğütürdü kahve, onlara gittiğimizde köşesinde oturur elinde de kahve değirmeni. Ne hoşuma giderdi.
Hayat enteresan, geçmişte sevdiğim bir çok şeyi yine önüme çıkartıyor. Tek fark şuan daha bilinçli ve farkında yaşıyorum bu şeyleri......
........
Dün kuzenlerle Bağdat Caddesine gittik, dolaştık, bir şeyler aldık, yedik içtik ve fotolar çektik. :))))))))

Bizde böyle, pazar günü Thyke toplantımız var, okuduğumuz kitabın bitmesine 20 sayfa kaldı. Ben kitabımı okumaya gidiyorum.
Size de iyi günler. :)))))))

16.10.12

Şöyle bir mail geldi....

ALINTIDIR

Plain Dealer, Cleveland, Ohio'lu 90 yaşındaki Regina Brett'in kaleminden:

Bir zamanlar, doğum günümde, "Hayattan aldığım 45 ders" başlıklı bir yazı yazmıştım. Bugüne kadar en çok okunan ve istek alan makalem oldu!

1.Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel.

2.Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at.

3.Hayat, nefrete harcayacak kadar uzun değil.

4.Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma.

5.Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma.

6.Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! Fikir farklılıklarını kabul et.

7.Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan daha iyidir.

8.Tanrıya kızmanda bir mahsur yok! O bunu kaldırabilir.

9.İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır.

10.Söz konusu çikolataysa, direnmenin anlamı kalmıyor.

11.Geçmişinle barış ki, bugününü mahvetmesin.

12.Çocukların seni ağlarken görsün! Bundan kaçınma.

13.Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun.

14.Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın.

15.Göz kırpacak kadar bir zamanda her şey değişebilir. Ama merak etme, Tanrı asla göz kırpmaz.

16.Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.

17.Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at! Düşünce kalıplarında dahil.

18.Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe güçlü kılar.

19.Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu sadece ve sadece sana bağlı.

20.Hayatta sevdiğin her ne ise, peşinden giderken asla "hayır" sözcüğünü cevap kabul etme.

21. (BAYANLARA) Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al.... Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!!

22.Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.

23.(BAYANLARA) Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.

24.En önemli sensin ve çok özelsin.

25.Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur.

26.Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: "Beş yıl sonra bunun benim için ne önemi olacak?"

27.Daima yaşamı seç.

28.Herkesi, her şeyi affet.

29.Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.

30.Zaman her imkana sahip. Zaman tanı.

31.Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir..

32.Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten.

33.Mucizelere inan.

34.Tanrı, Tanrı olduğu için seni seviyor. Yoksa yaptıkların ya da yapmadıkların için değil.

35.Hayatı denetlemeyi bırak! Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.

36.İki seçeneğin var "Erken ölmek" ya da "yaşlanmak".

37.Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok.

38.Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır.

39.Her gün dışarı çık. Mucizeler her yerde seni bekler.

40.Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle bir arada görsek, bizimkileri geri toplardık..

41.Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz.

42.Her şeyin en iyisini daha yaşamadın.

43.Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık.

44.(BAYANLARA) Yol ver.

45.Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir.


BU MAİL'İ ALANLARIN % 93'ÜNÜN KİMSEYE GÖNDERMEYECEĞİ HESAPLANMIŞTIR.
GÖNDERECEK OLAN % 7 İÇİNDEYSEN, " Ben, %7 grubuna dahilim.." BAŞLIĞINI KOYUP, ARKADAŞLARINA GÖNDER!

14.10.12

Keyifli pazarlar... :)

Herkese merhaba, hatta iyi geceler. :)

Perşembe akşamı kardeşimin doğum gününü kutladık. İyi ki kardeşim var ve burdan tekrardan "canım kardeşim sevdiklerinle, bizimle, ailenle nice sağlıklı yaşlara, seni çok seviyorum ablam" diyorum. :)))

 Cuma günü de komşularımla kahve keyfinde akşamında arkadaş da geçti. Akşam yemeği olarak sosyete mantısı yaptık. :))
Cumartesi günü de Kadıköy'e indik, işlerimizi hallettik, sokaklarda turladık. Ordan da Tepe Natiluse gittik, dolaştık, yemek yedik hoop eve döndük.
Sonrasında da film izledik. Battleship/ Savaş Gemisi filmiydi. Görsellik derseniz iyiydi ama onun dışında izle ve sil filmiydi. Amerika'nın kendini yücelttiği bir filmdi. Nasa'nın kurduğu sinyallerden dolayı başka bir gezenden uzaylılar gelir ve deniz donanması da onunla savaşır.....
Şimdiden herkese iyi pazarlar.

11.10.12

Schubert'le Yaşamak / Bonnie Marson

Ve dün kitabımı bitirdim. Ara kitap olarak iyi bir kitaptı. Yalnız çeviri hatası biraz vardı, o kadar da olsun mu acaba bilemedim.
Ben bu kitabı Kadıköy Rıhtım'da Metro Kitap var, devamlı indirimli satıyor kitapları ve bu kitabı da 2 TL'ye düşürmüşler oradan aldım. ( sanırım cümlem biraz devrik oldu) 
Kitabın konusuna gelirsek; avukat kızmız birgün babası ile alışverişte iken bayılır ve ayıldığında eskisi gibi değildir. İçine ünlü bestekar Franz Schbert girer. Başta nasıl davranacağını bilemez ama zamanla öğrenir. Sonrasında ise piyano çalmaya başlar ama kendisi değildir çalan. Franz çalıyordur piyanoyu. Gelişen olaylar sonucunda konserler vermeye başlar ve zamanı gelince Franz Schbert kızımızın bedeninden ayrılır. Ara detayları yazmıyorum.
Eğlenceli, keyifli bir ara kitaptı. Hatta okurken yanında da Schbert cd dinledim, daha bir keyifliydi.

Arka Kapak:
Görünüşe göre efsanevi besteci yirmi birinci yüzyılda hala hayattaydı. Sağlığı oldukça yerindeydi ve Brooklyn`li avukat Liza Durbin’in bedeninde yaşamını sürdürüyordu. Daha da şaşırtıcı olan Schubert’in yanında harikulade bir hediye getirmiş olmasıydı. Çocukluğu sırasında vasat bir piyano öğrencisi olan Liza birden profesyonelliği de aşarak konçertolar yazmaya ve besteler yapmaya başlamıştı. Fakat bunun yanında Avusturyalı başarılı besteci on dokuzuncu yüzyıldan günümüze gelip modern bir Amerikalı kadının bedeninde yeniden var olabilecek miydi? Daha da kötüsü Liza bu doğadışı olayı etrafındakilere deli olmadığını ispatlayarak nasıl anlatacaktı?


10.10.12

2 film 1 kitap....

Bu hafta kalan son iki filmimi de bitirdim. Yalnız bir önceki yazımda İran filmleri emiştim ama bir tanesi Rus filmiydi. Birde Cemalnur Sargut kitabı araya sıkıştırıp bitirdim. Elimde okuduğum 2 kitap var çünkü. :)


Dönüş The Return / Vozvrashchenie Film 2004 yapımı ve yönetmenin ilk filmi, ödül almış Bence haketmişte. van ile Andrey babasız geçen çocukluklarınında etkisiyle birbirine çok düşkün iki kardeştir.Mahalledeki arkadaşlarıyla kavge ettikten sonra evlerine dönen çocuklar,12 yılın ardından babalarının döndüğünü görünce çok şaşırırlar.Annelerinin yarım ağzıyla da olsa onay verişeriyle,kardeşler ketum babalarıyla balık tutacaklarını sandıkları birkaç günlük bir tatile çıkarlar.Yanlızca solgun bir fotoğraftan tanıdıkları babalarına kavuşmak,ilk başta içlerini coşkuyla doldursada,sonrasında onları beklenmedik bir gerilimin içine sürükler.

Yalnız sonunu beğenmedim, bazı oldular abartılmış geldi. Sanırım ilk filminden dolayı birçok şeyi uygulamak istemiş yönetmen.


Yeşil Çay içimine devam. :)))
 Yeşilçay içimine devam günde bir bardak. Bu kupalar 4 tane. Herbiri farklı desende, arkadaşım ev oturmasına geldiğinde getirmiş. Bitki çayı ve kahve içmeyi sevdiğimi bildiğinden. Tekrar teşekkür ederim Berna'cım. :)
Aşk'tan Dinle- Mesnevi Hikayeleri/ CemalNur Sargut kitabını da bitirdim. Mesnevi'yi seven biri olarak bu kitapta hızlı bitti. Hep yazıyorum ama gerçekten de arada bu kitaplar ruhuma çok iyi geliyor, benliğime, egoma, kişiliğime.... Farkındalığıma da iyi geliyor....
2.filmim Lale Ablanın blogunda bahsettiği filmlerden biriydi. Bir yönetmen ismi daha söylemişti ama onu daha alamadım.

Kaplumbağalar da Uçar / 2004 yılı yapımı

Bence film ödülü haketmiş hemde her karesi ile.  Özellikle çocuk oyuncuların sergilediği yaşamlar ve yaşadıkları... Hayat adil değil gerçekten de... Bence de muhakkak izleyin derim.

Filmin Özeti

Amerika'nın Irak'a saldırısına birkaç gün kala Irak-Türkiye sınırında bir Kürt mülteci kampı... Boş kovanların, yakılmış tankların ve bomba çukurlarının orta yerindeki köyde ailesini yitirmiş Satellite (Uydu) lakaplı bir çocuk yaşar. Satellite günlerini televizyon antenlerini tamir ederek ve üç beş kelime bildiği İngilizcesiyle uydu kanallarındaki savaş haberlerini meraklı ve tedirgin köylülere tercüme ederek geçirir. Genç adam ve köyün ona hayran diğer çocuklarının bir de gelir kaynağı vardır: Mayın toplamak... Toprak altından hayatları pahasına çıkardıkları mayınları Birleşmiş Milletler?e geri satarlar. Kaza sonucu birçoğu kollarını ve bacaklarını kaybedip sakat kalmıştır...

8.10.12

Günlerden Pazartesi...

Selamlar.

Bugüne de uyandık. Şu ara mevsimi çok seviyorum. Hava esiyor hafiften üşütüyor. :)
Sabah canım bir şey yapmak istemediğinden açtım televizyonu. Ki ben normalinde televizyon izlemem bazı programların dışında. Benim için tv film izlemek için kullandığım bir aygıt. :)))
Neyse sabah 2.sayfaya baktım biraz. Sonra "Doktorum" a baktım, bu programı çok faydalı buluyorum. Bugün ki programda geri dönüşüm ve atıklar konuşuldu. Doğaya o kadar çok zarar veriyoruz ki. Üzüldüm izlerken. Sonuçta benim balkonumda geri dönüşüm poşetim var ve dönüştürülebilecek herşeyi topluyorum. İnşallah çevremdekiler de bana katılır.  Bir de lütfen kapı önlerinize BİR KAP SU VE BİR KAP MAMA bırakın. Artan yemeyeceğiniz yemekleri ( kuru olanları ıslatıp) çöp yerine dışarıda yemek bulamayan ama yaşamak onlarında hakkı olan hayvanlarımızla paylaşın...

Sonrasında efem Ebruli programına baktım. Nuray Sayarı konuktu. Kendisini pek severim efem.  Söylediği şeyler çok mühim. Bugünde güzel şeylerden bahsetti, özellikle evrene ne kadar olumsuz mesajlar yüklediğimizden ve hayatımıza olan etkilerinden bahsetti. Uzuuuun bir zaman önce bende kuantuma merak sarmıştım ve epey bir kitap okumuştum. Sonrasında hayatıma uyguladığımda çok faydasını gördüm. Hala bu konuda yazı yazacağım.... Yakın zamanda yazayım, örneklerle.

Sonrasında başladım temizliğe.... sonra yemek faslı, şimdi de yazımı yazıyorum. Bu yazıdan sonra kalan 2 İran filmimden birini izleyeceğim.

Bizde böyle. Sizden naber?

Herkese iyi haftalar.

7.10.12

Günlerden pazar... :))))

Herkese merhaba, iyi pazarlar.
Bu sabah erkenden uyandık. Canım kek istedi kahvaltı öncesi verdim keki fırına.... Bir kabardı ki anlatamam. Bu arada evde vanilya kalmamıştı. Damla sakızlı vanilya vardı kurabşyeler içindi ama keke ilave ettim. Mis gibi damla sakızı koktu mutfak. Sever misiniz bilmem ama ben çok severim kokusunu. İçine yarım kalan ne varsa ilave ettim kekin. :)))

Bugün hava mis gibi, yazdan kalma. En çok sonbaharın akşamlarını seviyorum, esiyor ama çok üşütmüyor. :)))
Yine dolu bir hafta geçti. Dün akşam annemi uğurladık evine. Ondan öncesi bir arkadaşımız ameliyat oldu, bir gece onun yanında kaldım, sonrası hastane çıkışı onlara gittik, kapalı ameliyat da olsa ağrısı oluyor tabi.
Haftaiçi "Baran/ Majid Majidi" filmini izledim. İran yapımı bir film. Bu film de sanatsal ağırlıklı olduğundan daha sessiz geçiyor ama az söz, çok bakış, davranışla neler anlattı anlatamam.
Bir yandan da Aşk'tan Dinle/ Cemalnur Sargut kitabını da okuyorum. Mesnevi hikayeleri üzerine sohbetler.

Günü evde geçiriyoruz ama akşama doğru ver elini Kadıköy. :)))) Fotoğraf çekersem paylaşırım.

Tekrardan herkese iyi pazarlar. İyi haftalar.







Filmin Özeti
17 yaşındaki Azeri Latif, Tahran'daki bir inşaatta ameledir. Aynı inşaatta kaçak olarak çalışan bir Afganlı iş kazasında yaralanınca Latif'in hayatı da beklenmedik bir yön alır. Sakatlanan işçinin yerine oğlu Rahmat çalışmaya başlar. Kalabalık ailesini geçindirme derdindeki bu çekingen genç, bir süre sonra istemeden de olsa Latif'in kantindeki işini elinden alır. O andan itibaren Latif, Rahmat'a karşı büyük bir kin beslemeye başlar. Ancak bu büyük kin, bir sırrın açığa çıkmasıyla büyük bir aşka dönüşecektir.

3.10.12

Lizbon'a Gece Treni / Pascal Mercier

Geçen sene Aktüel Dergisi her hafta kitap veriyordu. Bende seriyi tamamlamıştım ve okuduklarımı kütüphaneye bağışlamıştım. Bu kitapta okunma sırasını bekliyordu. Fakat Lale Abla, Leylak Dalı ve Baykuş Gözüyle o kadar çok bahsettiler ki yazılarında bu kitaptan, sırayı öne çekmek farz oldu. Ve iyiki de olmuş. yle vurgun cümleler vardı ki, yer yer kitabı bırakıp düşündüm, sorguladım. Ve altını çizdiğim çok cümle oldu.
Özellikle başlangıç sayflarında ki şu cümle çok iyiydi: " İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak-gerisi-ne oluyor?"   
Tabi bunun gibi hatta daha fazlası ne cümleler vardı.
Konu olarak Antik diller öğretmeni Raimund Gregoriusbir kadınla karşılaşırız, dilinden etkilenir, daha sonra devamlı gittiği sahaftan bir kitap alır ve ani bir karar ile yolculuğa başlar.
Zaman zaman kendime sordum, herşeyi bırakıp ve göze alıp gider miydim? diye... Kimbilir? Şartlar, ortam ve ruh hali berliliyor genelde böyle şeyleri...
Daha fazla yazmak istemiyorum çünkü iyi bir kitap ve okumak isterseniz detayları kendiniz yakalayın. :)))))
Çeviri de bir harikaydı, özellikle İlknur Özdemir çevirileri iyi oluyor..
Keyifli okumalar. :)

Blogger ayarları yine duruldu :)))

Selamlar, nasılsınız?
Benim bu aralar Blogger ile başım hiç hoş değil. İstediğim hiç bir değişikliği yapamıyorum. Acaba sizde de öyle mi?
Onun dışında geçen haftaya 2 kitap bir film ve dizi sığdırdım. :)))
Annem de burda ama genelde gezmelerde olduğundan fazla vakit geçiremedik, yarın gelecek bize inşallah geçirez vakit. Cumartesi de bilet varsa gidecek evine/ Ortaca'ya. Aralık'ta belki yine gelecek, kuzenimin nişanı var ama belli değil. Bu arada sonuçları temiz çıktığındna mutlu ve huzurlu olduğunu söylüyor, televizyonda her o tarz bir haber çıktığında. Haklı tabi az şey atlatmadı anacağım. Allah tüm hastalara şifa versin.
Ara kitap olarak Schbert'le Yaşamak kitabını okuyorum, Kadıköy rıhtımda Metro Kitapeci var ve devamlı indirimli kitap satıyor. Oradan 2 TL'ye almıştım, haziran ayında. Başladık bakalım. :)) Bu arada eşim bana sağolsun Orhan Gencabay albümünü almış. 32 sanatçı okumuş eserlerini. bazılarını beğendim ama çoğu güzel değildi. Üstüne üstlük orjinalden çok uzak müziklerle seslendirmişler. O yüzden aynı tada yakın bir müzik keyfi alamıyorsunuz. Oysaki seçilen her bir parça bana göre muhteşem.
Birde kitaplarımı okurken genelde Radyo Voyage ve Joy Fm dinliyorum, tavsiye ederim. 2 kanalda harika parçalar çalıyor.
Lizbon'a Gece Treni bitti. Ardından Struma kitabını okudum. Mavi Alay konusunu Serenad/ Z.Livaneli kitabında öğrenmiştim. Ardından da bu kitap çıkınca aldım. Ve yazarın kitabın başında da dediği gibi bazı şeylerle özellikle geçmişimizle yüzleşmek gerek. Yoksa yarınlarımızı iyileştiremeyiz. Belgelere dayanarak hazırlanmış bir kitap ve elinize aldığınızda sayfalar su gibi akıyor.....


filmden bir kare

Film olarak da "Osama/ Siddiq Barmak" Afganistan  filmi izledim. Ve ne acıki hala bu olaylar devam ediyor. Özeti aşağıda...

Filmin Özeti

Çaresizlik ve azim üzerine son derece dokunaklı bir öykü anlatan bu ilk film, Afgan sinemasından çarpıcı bir örnek...

Baskıcı Taliban rejimi altında yaşayan 12 yaşındaki bir kız ve doktor annesi, bir hastanedeki işlerinden olunca düpedüz ev hapsine mahkûm olurlar; çünkü yanlarında “yasal bir eşlikçi” - yani erkek bir aile üyesi- olmadan evden çıkamamaktadırlar, hayatlarını kazanmaları da yasaktır.

Annenin hem kocası hem de erkek kardeşi ölmüş olduğundan aileyi geçindirebilecek kimse yoktur. Bu yüzden anne, büyükanneyle birlikte, kızının saçını kesip kıyafetini değiştirerek onu erkek kılığına sokmaya karar verir. Kimliğinin açığa çıkmasından korkan küçük kız kendisine Osama adını verir ve öldürülmüş babasının arkadaşı olan mahalle sütçüsünün yanında çalışmaya başlar.

Sütçü ne iyi niyetli ve cömertse de, genç Osama’nın önünde uzanan yolculuk vicdansız karakterler ve tehlikelerle doludur. Artık bir “oğlan çocuğu” olduğu için mahalledeki diğer erkek çocuklarla birlikte Medrese’ye götürülür. Burası, aynı zamanda Taliban’ın askİstanberi eğitim merkezidir...